YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

SUFLÖR (2)

Gönderen Harun 30 May 2011


Cevabıma rağmen tüm suflörler gibi bildiğini okuyup, bunu binbir özürle dile getirirken, aslında kulağıma fısıldadığının, bak ben bir karar aldım ve bunu niye yaptığımı anlamanı istiyorum, demek olduğu kanısına vardım. Aslında oyunun başrollerinden teki olmadığım halde, bunu niçin benim anlamam gerektiğini düşünecek vaktim yoktu. Kötü bir espriden önce, iğrenç bir espri yapacağım diyerek komik bir espri yapılageldiği gibi yapacağımız eylemlerin ne denli yanlış olduklarını öncesinde söyleyerek, bazen onları birer doğru haline getirebildiğimiz gibi içinde bir umudun olduğu çok belliydi. Ama pişmanlık çeşitlerinden keşke yapmasaydımı seçtiğini söylemesi, ilk bakışta ümitsiz olduğu izlenimi uyandırsa da aslında meselenin bambaşka bir olay olduğunu anlamamı sağladı.
Anahtar kelime ‘keşke’ değildi. Gözden kaçan şey ‘pişman’ olmaktı. Kendinin her iki durumda da pişmanlığa yelken açacağını düşünmesinin sebeplerini çok iyi anlıyordum. Ama verdiğim cevabın zıttını söyleyerek geri adım atıp destekleseydim, güzel olacak, olabilir deseydim, karşısında tutarsız ,kararsız hatta yalancı biri gibi gözükecektim ki bu ihtiyacı olan son şeydi.
O halde bana düşen görev belliydi. O yüksek sesle söyleyemiyordu benim söylemem gerekiyordu.
Bende yüksek sesle dedim ‘tadını çıkar’.
İkinci Perde.
Sonra kuliste yanıma yanaşıp senin anlaman gerekli dedi. Bende anladım ama sadece anladım dedim.

SUFLÖR

Gönderen Harun 29 May 2011


Sorusuna cevap vermemi beklerken ki tedirginliğinden, duymak istediğini tahmin etmeye çalışsam da aslında soruyu soranın eninde sonunda istediği cevabı alacağını, bir öğretmen olmanın getirdiği tecrübeyle bildiğimden, işi yokuşa sürüp anlamamazlıktan gelmek dahil, sessiz kalma hakkımı sonuna kadar kullanmayı düşünürken, aslında soru sahibinin soru sormadığını, bir karar verdiğinin ve bunu dile getirdiğinin, en baştan beri farkında olduğumu anlayıp, suflörüme bir cevap verdim. Birinci Perde.

TRAFİK VAR SANIYORLAR

Gönderen Harun 27 May 2011


Seçim propagandaları sebebiyle milletvekili adayları, siyasiler bazı şehirlerde trafik sorunundan bahsettikçe sinirleniyorum.
Ankara ve İzmir halkı başta olmak üzere trafik sorunu ne demektir insanların anlayamadığını, ya da ''bizde büyük şehiriz yaşasın trafik sorunumuz var'' edasıyla kendilerini kandırdıklarını düşünürken, biraz hayal güçlerini zorlamalarını ve şunu düşünmelerini rica edeceğim;
İki metre gidip 10 dakika beklediğinizi, sonra 3 metre gidip 5 dakika daha beklediğinizi, sonra kontağı kapatıp önünüzdeki araçla mesafenin 5 metreye çıkmasına izin vererek 7 dakika beklediğinizi, sizinle aynı durumda 5 km önünüzde 4km boyunca arkanızda binlerce araç olduğunu ve bunu sık sık yaşadığınızı düşünün.

Siz her cuma 30 kilometrelik bir trafik çilesi yaşıyor musunuz?

Metrobüs yaya trafiğinden de bahsetmek isterdim ama görmeden inanmayacağınızdan eminim.

BOŞLUK

Gönderen Harun 26 May 2011


Dedim, sen anlarsın, satır arasında gizlidir herşey. Dedi dikkatli okudum yok birşey. Olur mu dedim iyi bak, bir sürü boşluk var orada. Ben yazıyorum ki sen eksikleri doldur diye arada. Birkaç cümle birkaç sayfa, hatta sen okuma bunları asla. Ben sustuğum zaman burdayım sen anlamadın mı hala?

Dedi saçmalama kime anlatıyorsun?
Ne satırı, ne boşluğu, kendinle konuşuyorsun.
Fütursuzca yazıp bahsettiğin hayali bir karakter, seni okuyan, tüm bunları gerçek zanneder.

Dedim yanılıyorsun seni hiç yazmadım ki ben. Ama bu demek değildir ki yoksun sen. Evet seni değil ama sana yazdıklarım var. Diyorum ya hepsi birer boşluk, anlasana senin bendeki yerin bir yokluk.

NE OLACAK

Gönderen Harun


Sevdiğim blog yazarları yazı yazmadığında, facebookta kayda değer birşey göremediğimde, yaklaşan seçimler sebebiyle ekşisözlük ve gazeteler midemi bulandırdığında, bir kitabevinde aylak aylak gezdiğimde, içimdeki kitap okuma isteği alevleniyor. Fakat biliyorum ki okunmayı bekleyen evdeki kitaplarım canımı çok sıkacaklar ve beni moral olarak yer ile yeksan edecekler. Okuyamıyorum. Ya da okudum ki ne olacak diyorum.

Beslendiğim güncel sevgi kaynakları kuruduğunda, geçmişimden kalma kırıntılar beni doyurmadığında, bir yazarın dediği gibi ‘‘Bir kadını ya seversin ya onun içi acı çekersin ya da onu yazarsın’’ düsturlarından hiçbirini yapasım gelmediğinde, ya da başka bir yazarın dediği gibi aslında bunlar sırasıyla, bir kadın için yapılacağı için benim kendimi çok yorgun hissettiğimde, içimde konusunu bilmediğim bir yazı yazma isteği uyanıyor. Yazamıyorum. Ya da yazdım ki ne olacak diyorum.

İşte bunun birde yaşadım ki ne olacak versiyonu var. Anlatmak isterdim...
Kusura bakmayın ama anlattım ki ne olacak?

AYNA

Gönderen Harun 15 May 2011



Ayna eneyi aynel yakin aks eyler.
Ayn aynı aynaya eyne diye nazar eyler.

TOM LEHRER

Gönderen Harun





Tom LEHRER Amerikalı şarkıcı-söz yazarı , hicivci , piyanist , matematikçi
Tom LEHRER wikipedia ingilizce
Üşenmezsem bir ara altyazıyı Türkçe'ye çevireceğim.

GÜNLER VE GÜLLER

Gönderen Harun 14 May 2011


Pazartesi sendromum ne zaman Cuma gününe kayacak çok merak ediyorum. Önceleri Pazartesi sabah, sonraları Pazar gecesi yaşadığım ilk iş günü stresim, yıllar geçtikçe Cumartesi gününe kaydı. Artık her cumartesini yarın Pazar diye sıkıntılı geçiriyorum. Yanlış hesaplamadıysam 30-35 yıl sonra düzeleceğim. Pazartesi sendromunu bir hafta önce de olsa yine bir Pazartesi günü yaşadığım için...

Aklıma idam edilme paradoksu geldi. Belki bilmeyenler vardır anlatayım.

Bir adam suç işliyor. Önümüzdeki Pazartesiden itibaren başlayarak 7 gün içerisinde seni öğle vakti asacağız , eğer hangi gün asılacağını asılacağın sabah tahmin edersen yani bilirsen seni asmayacağız diyorlar.
Mahkum oturuyor düşünüyor ve diyor ki ; Siz beni asamazsınız.
Niye diye soruyorlar ve şu açıklamayı dinliyorlar;
Beni Pazar günü asamazsınız. Çünkü Cumartesi günü yani altıncı günde beni asmayınca ben Pazar sabahı asılacağımı kesinlikle bileceğim. Ve kurtulacağım. Siz beni Pazar günü asmazsınız bu yüzden.
Mahkemedekiler evet haklısın derler ve adam devam eder;
Ben Pazar günü asılmayacağıma göre beni geriye kalan 6 günden her hangi birinde asacaksınız. Bu altı günden hangisinde asılırım? Beni Cumartesi asamazsınız. Çünkü ben bu 6 günde asılacağıma göre ve Cumartesi bu 6 günün son günü olduğuna göre, ben o sabah asılacağımı bilirim. Geriye kaldı 5 gün:)))
Adam bu şekilde Cuma,Perşembe vs. Devam ederek Pazartesi günü bile asılamayacağını söyler.
Tabi bu adamın söyledikleri mantıklı gelebileceği gibi aksine çok saçma da gelebilir. Zaten baştan dedik ya paradoks diye. Bırak asılacağı günün sabahının gelipte adamın tahminde bulunmasını, adam direkt asamazsınız diyor. Daha günler geçmeye başlamamış bile. Kimbilir belki günler geçmeye başlayınca, gülleri geçeceğini biliyordu adam.

O hikayeyi biliyor musunuz? Hadi anlatayım.

Bir ülkede çok güzel bir prenses varmış. Yakışıklı , zengin, genç erkekler etrafında pervane gibi dolanıyor, aşk mektupları yazıyor, prensesle evlenmek için elllerinden geleni yapıyorlarmış. İçlerinden birisi var ki komşu ülkenin dillere destan yakışıklı prensi bu güzel prensese kör kütük aşık olmuş. Prensese ne diller döküyor, mücevherler, kıyafetler hediyeler yolluyor ama bir türlü aşkına karşılık bulamıyormuş. Ne yaptıysa prensese yaranamamış. Yıllar geçtikçe aşk acısına dayanamayan prens birgün çekip uzaklara gitmiş. Kimse nereye gittiğini, ne olduğunu öğrenememiş. Hiç haber alamamışlar prensten.
Aradan yıllar,yıllar, yıllar geçmiş. Prens hiç kimsenin tanıyamayacağı kadar yaşlı bir adam olarak geri dönmüş. Ve prensesi son kez görmek istemiş. Tuhaf bir şekilde prensesin çok çirkin bir adamla evlendiğini öğrenmiş. Birgün prensesi kocası evde yokken , ziyaret etmiş ve kendisini tanıtmış. Prenses onu hemen hatırlamış. Prens gençken çok güzel olduğunu, erkeklerin etrafında dolandığını sonunda niye böyle çirkin bir adamla evlendiğini sormuş. Prenses prensi evin arkasına götürmüş. Evin arkasında büyük bir gül bahçesi varmış. Prense demiş ki git bana bir gül kopar gel. Ama yanından geçtiğin bir gülü geri dönüp sakın koparma, hadi git ve bana en güzel gülü getir.
Prens bu gül bahçesinde ilerledikçe hayatında hiç görmediği güzel güller görmüş. Prenses bu bahçeye büyük ehemmiyet veriyor olsa gerek diye düşünürken , her adım atışında tam bir renk cümbüşü haline gelen, güzel kokular yayan güller arasından en güzel gülü arıyormuş.

Prens yarım saat sonra elinde solmuş, hatta kuru bir gül ile geri döner. Prenses bakar ve ne olduğunu sorar. Prens güller o kadar güzeldi ki yürüdükçe daha güzelini görüyordum. Tam bir gül koparacakken ileride daha muhteşemini görüyordum. Daha güzeli, daha güzeli derken birden kendimi bu kurumuş gülle karşı karşıya buldum. Başka hiçbir gül yoktu ortada. Diğer bütün gülleri geçmiştim ve sadece bu kalmıştı. Ve mecburen bunu koparıp geldim demiş.
Prenses dudağında acı bir gülümsemeyle şimdi anladın mı benim niye o adamla evlendiğimi diye sormuş?

FİBONAZİ

Gönderen Harun 10 May 2011


KAYNAK: İngilizce'nin yanısıra bazı esprileri anlamanız için gerçekten yüksek matematik bilgisine ihtiyacınız olan bir site BROWN SHARPİE

NOT:Siteye girdikten sonra sağ sütundaki etiketlerle konularına göre karikatürlere bakabilirsiniz. Sonrasında Next Page butonunu da görün bir zahmet:)

BOL SORU ÇÖZ TAMAM MI?

Gönderen Harun 9 May 2011


Hani bazen soru çözerken, aslında kurallarını başkasının belirlediği bir oyunu oynadığınızı anlamazsınız.
Soruyu soran sorunu belirleyendir. Bu kişi, cevap biliniyorsa cevabı da belirleyendir. Çözüm yolları üç aşağı beş yukarı biliniyorsa aslında gideceğiniz yolda o kişi tarafından çizilmiştir. Bazen orijinal bir çözüm yaparak kendinizi önemli birşey yapıyor zannedersiniz. Birşey ürettiğinizi hayata değer kattığınızı sanırsınız. Bu yanılgı sanki sorunun size ait olduğu kanaati uyandırır. Gerçeği görmek daha güç hale gelir. Anlamıyor musunuz? Başkasının zihninde dolaşıyor sunuz? Başkasının sınırları sizin sınırlarınız haline geliyor. Ve o kişinin belirlediği rolü oynuyorsunuz. Unutmadan!
Kabul edin biraz da bunu siz istiyorsunuz.

SAÇMALAMA

Gönderen Harun 8 May 2011


Yollar bulanık yollar karanlık. Bir ışık hüzmesi yansıyor boğazın sularına. Başım her zamankinden daha ağır ve tuhaf bir şekilde daha hafif. Gözlerim yüksek bir ihtimal kanlı. Ensemden demek istiyorum edebi olsun diye ama aslında sırtımdan sarıyor ılık , sanki sıcak bir bir canlı. Üşümüyorum, oysa bu yıl hayatımın en uzun kışını yaşıyorum. Birisi dua etti kış bitmesin diye bir başkası yaz gelmesin diye. Bu şehrin ışıkları gibi bu şehrin kızları kayıp. Biri boğaza bakıyor mesela düşse diyorum kim kurtaracak. Biri olduğu gibi kalsın mesela, tüketmiyeyim istiyorum. Birbirine karışıyor herşey, ritmik bir şekilde kayıyor eksen, tekrar tekrar ve sonra yine. Bak aynı tarafa kayıyor görüntüler. Üstün dilimiz görüntü ve örüntünün dışında bakıntılar üretmeliydi ki akıntılar olsun.. Bu yazıdan birşey anlayana aşkolsun. Ama anlatırım sana birgün olup biteni. Sen merak etme emi! anlarsın elbet bizi. Şimdi uyu, unut. Elbet sabah olacak, bulacaksın kendini ve beni...

FOTOĞRAF-2-

Gönderen Harun 7 May 2011








MATEMATİK ANİMASYONLARI

Gönderen Harun 6 May 2011



Facebook'ta bir video gördüm ve çok beğendim, videoyu dikkatli izleyince anlaşılıyor ki başından ve sonundan kırpılmış. Hatta birileri kendi adını yazmış. İnsanımız sağolsun.
Ben bu videonun orijinalini bulayım diyerek yukarıdaki videoya ulaştım. Ve Youtube'da bir servet buldum. Youtube Kanalının adı ElicaTeam İnanılmaz animasyonlar yapmışlar. 178 adet video var. Ben buraya 5-6 tanesini ekliyorum. Meraklıları youtubedan izler. Bilmeyenler için not düşelim bu animasyonlar matematiksel tanımlara uygun şekilde yapılmış.
Özellikle konikleri çok güzel anlatmışlar.







GOOGLE HESAP MAKİNESİ İPUÇLARI

Gönderen Harun 5 May 2011


Wolfram Alpha'nın yanında esamesi bile okunmaz ama Google sürekli elimizin altında olduğundan dolayı bilmekte yarar var. Bkz: WOLFRAM ALPHA YARDIM

Basit İşlemler
3+5=?
8-3=?
7.5=?
12/3=?
3 üssü 4=?
200'ün %12 si kaçtır?
36 nın karekökü
27'nin küpkökü
32'nin 5. dereceden kökü
4!=?

Trigonometri

Sin30=?
Trigonometride yazım konusunda bazı sorunlar var.
Mesela cos(pi/3) doğru sonuç getirirken sin(pi/6) 'da hata meydana geliyor.
Ters trigonometrik fonksiyonlar ve hiperbolikler içinde pek kullanışlı değil.
Cosh(6)=?


Karmaşık Sayı

(1+i) nin karesi?
i nin karesi?

Logaritma

ln5=?
log100=?
e=?
e üssü 3=?

Kombinasyon

10 farklı kalemden 2 farklı kalem kaç farklı şekilde seçilebilir?
10'un 2'lisi


Modüler Aritmetik
23 ün 7 ile bölümünden kalan?
23=?(mod7)


Döviz

100 dolar kaç lira
100 dolar kaç euro


Işık Hızı
Ses Hızı

OLASILIK PROBLEMİ (3)

Gönderen Harun 4 May 2011


Birinci torbada 2Evet 3Hayır , ikincisinde aynı şekilde 2Evet 3Hayır vardı. Birincisinden bir adet çekti, avucunda sımsıkı tuttu. Gözükmüyordu. Elini ikinci torbaya sokup ikinci torbanın içine bıraktı. Ne ben görmüştüm ne çektiğini, ne de kendisi. Bana ikinci torbadan çekmemi söyledi.
Çektim ve tıpkı onun gibi sımsıkı tuttum. Dedi ki;

Şimdi avuçlarında kaderini tutuyorsun. Ben senin geleceğini, tamamen değiştirdim.

Birinci torbadan, 2/5 ihtimalle Evet, 3/5 ihtimalle Hayır çekip, benim torbama atmıştı. Etkisi yadsınamazdı.

Avucumu açıp baktım; EVET yazıyordu. Sonra gözlerine baktım.

Ben bu Evet’i iki farklı şekilde çekmiş olabilirim

Sen Hayır çektin Ben Evet çektim
(3/5).(2/6)=6/30=1/5
VEYA
Sen Evet çektin Ben Evet çektim
(2/5)(3/6)=6/30=1/5

Senaryoların ikisinde de Evet çekme olasılığım aynı olduğuna göre. Olayın öyle veya böyle gerçekleşme ihtimali aynı olduğuna göre. Sen ne çekersen çek benim Evet çekme olasılığım aynı olduğuna göre. Senin birinci torbadan Evet veya Hayır çekme olasılığın aynıdır, 1/2 dir , %50 dir dedim.

Avuçlarımda aynı zamanda senin kaderini tutuyormuşum meğer. Ben senin geçmişini tamamen değiştirdim.

YARA

Gönderen Harun 2 May 2011


Bak ellerim kapkara, siyahlara bürünmüşüm yine ben.
Gönlümde eski bir yara. Yara yara kanatıyorum derinden. Her defasında yeniden, kabuk bağlayan yeni ben. Her köşe başında ezilen, her masa başında yenilen, hep ama hep yek bekleyip, sen kalkma otur denilen.
Halbuki !
Ben giderim sen gideceksen.


Bak üstüm başım simsiyah, karalar bağlamışım ben. Çatlayan dudağımdan, kan bulaştırırken. Susuyorum kuruyor. Konuşuyorum kanıyor. Hiç heveslenmeyin. Siz değilsiniz yara diye bahsedilen. Neye yararınız oldu ki yara olasınız bedenimden.
Yaradan ile aramdaki bir meseledir bu;
Çok eskiden.
.............
................
..............
..............
Ve beni çok eskiten.
Her sabah aynada, onu kusuyorum ben.

BİR KIZ VAR

Gönderen Harun 1 May 2011



Bir kız var, birgün Şebnem Ferah’ın kasetini alacağız ortaklaşa, almıyoruz alırsak unuturuz belki. Aklımızda oysa şimdi. Yaşayamadıklarımı hatırlarım. Söylediklerim değil, sustuklarım aklımda. Bu yüzden bazen susarım.

Bir kız var, doğum günümü altı ayda iki kez yanlış kutladı. Birincisinin farkında ikincisinin hala değil. Bir an aklımdan herkese farklı bir tarih vermek geçti. Hergün birisi arasın nice yıllara diye.

Bir kız var, saçlarını boyatmış dediler. Yakışmamış olsa da güzel olmuş gibi davranacaktım. Baktım hakikaten yakışmış. Güzel olmuş demek daha zor geldi niyeyse?

Bir kız var, oturduğu masaya izin almadan kahvemle oturdum. Yarım saat sonra kalktı gitti. 10 dakika sonra yeniden gelip oturdu. Tuvalete mi gitti başka bir yere mi bilmiyorum. Gözlerimin içine baktı, sonra yoldan geçenlere. Sonra anladım lezbiyen olduğu için yüz vermiyor bana. Başka bir kız yanından geçerken tüylerini okşayıp sevdi, hiç sesini çıkarmadı.

Bir kız var perdede, sinemada yan koltukta oturan sevgilisiyle oynaşıyor. Bense salonda tek başımayım. Salonu size kapattık esprisi yapan teşrifatçıya 1 lira vermiştim. Ara vermediler, keşke 2 lira verseydim dedim kendi kendime.

Bir kız var, eski sevgilisi facebook şifresini bildiğinden girip mesajlarına bakıyormuş. Sonra girmemek yerine, kıza haber verip şifreni değiştir elimde değil duramıyorum, çok üzülüyorum demiş. Kız belki sinirliydi ama ben çocuğa çok acıdım.

Bir kız var, bir hatıra defteri hediye etti bana, bilirsiniz kilidi, anahtarı olan. Yıllar sonra kendisine vereceğim galiba. Birgün bir yazımda bahsetmiştim bu kızdan. Hani selüliti olmayan. Hatırladınız mı?