YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

HOCAM HEP BİZİ Mİ BULUR YA?

Gönderen Harun 27 Nis 2009


Standart bir öğrenci şikayetidir; eğitim sisteminde yapılan bir değişiklikten dolayı rahatsızlığını belirtmek. Örnekler o kadar çok ki!

Malum öss'de iki yılda bir değişiklik olur bu bazen katsayıdır, bazen konulara göre soru dağılımıdır, testlerin yapısıdır , sınavın süresidir, sınava giriş prosedürü veya başvuru şeklinin değişimidir, üniversite kontenjanıdır vesaire vesaire. Öğrenci söylenmeye başlar. Hem endişe hem şikayet vardır sözlerinde.

Ortaöğretim yönetmeliğinde değişiklik yapılır. Geçme sistemi değişir, ortalama, karne, diploma notu hesaplama yöntemi değişir, disiplin yönetmeliği değişir, seçmeli ve zorunlu dersler değişir, eğitim süresi değişir. Öğrenci söylenmeye başlar; Hep bizi mi bulur bunlar. Geçmişte de şöyle olmuştu. Ben ilkokuldayken de şu değişikliği yapmışlardı.Bizim kaderimiz mi? Herşey bize denk geliyor.


Aslında öğrenci haklı, eğitim sistemi o kadar çok değişiyor ki şikayetçi olmamak elde değil. Öğrenci kendini hiçbirşeye hazırlayamıyor. Çünkü yarın ne olacağı belli değil.

Ama öğrenci iki noktada yanılıyor;
1)Bu değişimler sadece kendi jenerasyonunun başına gelmiyor. Her nesil;
''biz şunun ilk mağdurlarıyız, şunun son mağdurlarıyız, şu ilk bize uygulandı, şu bizim başımıza geldi'' gibi birçok örnek verebilir.Ki haklılar.

2)Her değişim kötü değildir. Öğrenci ne yapılırsa yapılsın sanki tüm dünya kendisine çelme takmaya çalışıyormuş gibi yapılacak değişimlere negatif bakıyor. Mevcut durumun lehine yeniliğin ise aleyhine olacağını düşünüyor. Halbuki öyle olmayabilir.

Toplum olarak hayata negatif bir bakışımız var. Sanki başımıza gelen herşey kötü olmak ZORUNDA. Sanki biz hayallerimizi asla gerçekleştiremeyeceğiz. Bizim başımıza iyi şeyler gelmez. İyi gibi gözüken şeyler bile kötü olabilir.
''Çok güldük ağlayacağız demek ki.''
''Onu çok seviyorum ya birgün biterse.''


Sanırım bunun sebebi, asırlarca toplumun bilincine işleyen yaşanmışlıklardan ileri geliyor. O kadar acı çekmişiz ki! Güzel şeylerin olacağına kendimizi inandıramıyoruz.




YAHOO GEOCİTİES'İ KAPATIYOR

Gönderen Harun 26 Nis 2009


Aslında bu bloğun çıkış şekli; yahoo'ya ait ücretsiz web hizmeti veren geocities'te matematik siteleri'ne linklerden oluşan bir site kurmamdı. İlk yazımda da bahsetmiştim bundan. Geocities'e geçen yılın şubat ayında Türkiye'den erişim yasaklandı. Sanırım sebebi Hz. Muhammed'in resmedildiği eski bir minyatürü geocities'ten site açmış bir kullanıcının sitesine koymasıydı. Aynı resim wikipedia'da olmasına rağmen sadece geocities yasaklanmıştı.

Herşeye rağmen hiçbir değişiklik yapmasamda geocities'teki sitemin anasayfasına senede bir gün yazı yazıyordum. Galiba gelecek sene bu yazıyı yazamayacağım. Çünkü Yahoo ''Siz erişimi engellediniz ben ise toptan kapatıyorum'' der gibi Geocities'i tamamen kapatıp, verdiği ücretsiz hizmeti bu yıl sonunda durdurma kararı almış. Bir ara siteciğimi taşımam gerekiyor.


BLOG YORUMLARI VE TÜRKÇE (2)

Gönderen Harun 24 Nis 2009




Yorumları seviyorum çünkü yerinde bir yorum içerik olarak yazıya katkıda bulunur ve güçlendirir.Yorumlar illa ki ciddi,ağır,akademik olmak zorunda değildir.Esprili yorumlara karşı değilim.Reddetmekten kaçınsamda bir yorumun yayınlanmama sebebi aşağıdakilerden biridir;

1)Türkçe katledilmiştir. (Yaralayanları yayınlıyorum, katledenleri yayınlamıyorum:))

2)Yazının konusu ile söz konusu yorumun uzaktan yakından alakası yoktur.

3)Yorum internet okurlarını ilgilendirmeyen ve bilemeyecekleri, benim ve sadece yorum yapan kişinin bildiği bir içeriğe sahiptir.

Örnek; ''Hocam yazı çok güzel olmuş, tıpkı bugün sınıftaki konuşmanız gibi...''
Yalakalık yapayım derken sınıfta kalacaksın:))

4)Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ceza Kanuna göre suç teşkil eden bir ifade kullanılmıştır.

5)Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri olgulara gerekli saygıyı göstermemiş. Ve bu konularda propaganda yapılmıştır.

6)Terör, şiddet, ayrımcılık, ahlaksızlık,pornografik içeriğe sahiptir.



NOT(1):
1,2 ve 3. maddelere uygun olmak şartıyla bloğuna , web sitesine bağlantı amaçlı yorum yapan kişilerin yorumlarını yayınlıyorum. Söz konusu yazarın web sitesi 4,5 ve 6. maddelere uygun olmak şartıyla.

NOT(2): Eğer yorum yapan kişinin yaşı oldukça düşükse ve bunu yorumdan çıkartabilirsem daha anlayışlı olmaya çalışıyorum.

NOT(3): Eğer yorum yapan kişi bir soru sormuşsa yine anlayışlı olmaya çalışıyorum.

NOT(4): Nadirende olsa bazen yorumları düzenleyip yayınlıyorum.

KISA KISA (2)

Gönderen Harun 22 Nis 2009


''Oğlum bir tane daha, bir tane daha deme, usta döner 2 oldu, usta döner 3 oldu de ki ben kaç tane yapmam gerektiğini kafama yazayım'' dedi bir dönerci çırağına. Ayrıntı ama önemli dedim içimden.

'' Alınan bilgilere göre cumartesi yağmur yağma olasılığı %50 pazar günüde olasılığın yine %50 olduğu bilgisi verildi. Yani haftasonu %100 yağmur yağacak'' diyen spikerle dalga geçen, yıllar önce okuduğum kitabı hatırlayamadım.

Trigonometrinin olasılıktan daha zor olduğunu düşünen öğrencilerin aslında olasılık konusunu anlamadığını, öğrencilerin bir matematik konusunun zorluğunu yapılan işlemlerin uzunluğu, sembollerin çokluğu ile değerlendirdiğini, bunun büyük bir yanılgı olduğunu düşündüm.

Yukarıdaki paragrafta paradoksal bir durum olduğunu, olasılık konusunu anlayan öğrencilerin olasılığın zor olduğunu kabul edecekleri gibi bir imada bulunduğumu, yani bir öğrencinin bir konuyu anlamasının onun zor olduğunu kabullenmesine sebep olabileceğini söylediğimin farkına vardım. İyi de temel olarak bir öğrenci anlamadığı konulara zor demez mi? Bir yönden haklıyım bir yönden ise...

Olasılık denince var mısın yok musun programı aklıma geldi. Sonrasında da Ali NESİN'in bizimle paylaştığı şu mükemmel yazıyı hatırladım. Açıp bir kez daha okudum. Sonrada yaşam, olasılık, kader üzerine biraz felsefe yaptım kendi kendime.

Curta denilen mekanik hesap makinesinin sitesinde gezdim biraz. Yıllar önce icat eden adamlara hayranlık duyarak. Simülasyonu ile oynadım ama pek kullanamadım. Halbuki akla hayale gelmeyecek birçok işlem yapılabiliyor. Eskiden eczanelerde ve hala birçok devlet kurumunun bir köşesinde gördüğüm facit aklıma geldi. Ben onu da kullanmayı bilmezdim.

Şişhane metro istasyonunun yerin 25-30 kat aşağısında olduğunu, İstiklal Caddesine çıkmak için üstüne üstlük epey yürümek gerektiğini görüp, asansör kullananlar konusundaki eleştirimi kısmi olarak geri aldım.

OTOBÜSTE YAŞLILARA YER VERMEK isimli yazımda bir otobüse ana duraktan binen bir kişi ineceği durağa kadar oturma hakkına sahip midir değil midir? Veya bu ne kadar etiktir? Soruları yazıyı yazmadan önce aklımda olduğu halde yazıyı yazarken unuttuğumu ve bir ara o yazıyı düzenlemem gerektiğine karar verdim.

KISA KISA
isimli yazımın adını kısa paragraf yapısından dolayı koyduğumu, fakat saçlarını kestiren çocuk resminin okurlarımda kısa saç kesimi ile alakalı birşeyler yazdığım izlenimini uyandırabileceğinin farkına vardım. Bunun üzerine esprili bir yaklaşımla KISA KISA(2) yazısında da kuaför ve saç kesimi ile alakalı birşeyler yazmaya karar verdim.

Bazen
hayat sürpriz hediyeler veriyor . Tıpkı HEP-YEK HAZİRAN İKİBİNSEKİZ isimli yazımdaki resimde ''zarlar niye 1-1 değil'' diyen arkadaşıma cevap ararken aslında hiç ayarlamadığım ve düşünmediğim halde yazının yazılma tarihi 11.06 olduğundan dolayı zarların üst yüzeyine gelen sayıları toplarsan 11 yanda gözüken sayıları toplarsan 6 eder diyerek kıvırdığım gibi.

Diyorum ki ; Bu kadınlar depresyona girince neden saçını kestirir. Saçını her kestirdiğinde neden kuaförün fazla kestiğinden şikayet eder. Erkekler Bayan kuaförlere göre neden kadınların saçlarını daha iyi keser veya daha güzel yapar (kadınların yalancısıyım). Bu arada uçan araba veya ışınlama cihazı icat etmekten vazgeçtim. Kadınların hiçbir eşyasını kaybetmediği, çantanın içerisinde ne kadar çok şey olursa olsun, elini attığı anda istediğini bulabileceği bir çanta icat etmeye karar verdim. Milyon dolarlık servetim olur diye düşünüyorum.

MATEMATİK DEHASI

Gönderen Harun 14 Nis 2009


Amerika'da 911 acil servisini (Türkiye'deki 155 yani) arayan bir çocuğun görüşme kaydı.


Bugün bu ses kaydı ile karşılaştım. Türkçe alt yazılı videosunu aradım bulamadım. Çeviride hatalar yapmış olabilirim kusura bakmayın. Çocuk çok tatlı, yaşı gereği matematikle ilgili sıkıntıları olsa da zeki olduğu her halinden belli.



STAJYER MATEMATİKÇİYE ÖNERİLER

Gönderen Harun 10 Nis 2009


Uyarılar

1) Pedagojik formasyon açısından yazdıklarımın ne kadarı doğrudur, düşüncelerime eğitim otoriteleri ne kadar hak verir belli olmaz.
2) Eğitimle alakalı bazı şeyler kapalı kapılar ardında uzmanlarca konuşulmalı ve tartışılmalıdır. Bu yüzden bu yazı mecburiyetten noksandır.
3) Zaman, yazdıklarımı eskitecektir. Yazımdaki doğru ifadeler beş sene sonra yanlış hale gelebilir. Eğitim anlayışı ve dünya sürekli değişiyor.
4) Yazı daha çok düz lise öğretmenine yöneliktir. Temel şeyleri yazmaktan çok değinilmeyen şeyleri yazmaya gayret ettim.
5) Sonuçta bende bir öğretmenim. Bu yazdıklarım; gördüğüm,yaşadığım ve duyduklarım doğrultusunda sadece tavsiye amaçlıdır. Ders vermek, öğüt vermek haddime değildir, ben kimim ki meslektaşlarıma öğüt vereyim. Aşağıdaki birçok fiilde emir kipi kullanılacaktır. Şöyle yapma, böyle etme, bunu yap, şunu yap, şöyle yap gibisinden. Bunlar, ukalalık ve ben biliyorum gibi anlaşılmasın. Daha rahat olduğu için bu anlatım biçimini(fiil yapısını) seçiyorum. Zaten eğitimde biliyoruz ki net ve kesin
doğrular yoktur.



1) Sınıfın kapısını kapattığın anda vicdanınlasın: Senin sınıf içerisinde yapmaya çalıştıklarını, yaptıklarını, gayretini dışardan kimse bilemez. Ne okul müdürü ne de başkası senin öğretmenliğini anlamaktan uzaktır. Tahminleri olabilir ama bilemezler. Sınıfta müdürün oğlu bile olsa bilemezler. Bu yüzden işini yapacaksan bu sadece senle alakalı. Bu sözlerimle dersi boş geçirme, laklak etme dediğimi sanma sakın. Yeri gelir 40 dakka boyunca sohbet edersin, etmelisinde. Yeri gelir futboldan yada yerli dizilerden konuşursun, konuşmalısında. Sende insansın, bazen kişisel sebeplerden verimsiz ders işleyebilirsin. Yorgunsundur, mutsuzsundur... Ama genel olarak işini elinden geldiğince iyi yaptığına inanıyorsan önemli olan budur. Ve işini iyi yaptığının takdirini kimseden görmeyecek gibi yaşa, bilemezler. Sadece duyarlar ama anlayamazlar. İyi öğretmen; sınıfta en iyi olan öğretmendir. Birçok okul idaresi ise kağıt işlerini iyi yapan öğretmenleri sever. Yapabiliyorsan hepsini yap. Fakat unutma iyi öğretmen sınıfta belli olur. Doğru düzgün işini yapmadığı halde kağıt üstünde mükemmel şekilde işini yapan öğretmenlerden olma. Herşey sınıfın kapısını kapattığın anda başlar.

2) Not konusunda cimri olma: Daha önce EĞİTİM SİSTEMİNE POZİTİF BAKIŞ isimli yazımda da değindiğim gibi yıllarca bu ülkede acımasız bir eğitim politikası uygulandı. 8-9 yaşlarındaki çocuklar sınıfta bırakıldı. Ne oldu peki! Çok kaliteli 100bin kişi yetişdirdik ve geriye 900bin cahil insan bıraktık. Bu ülkenin geleceği; toplumun genelinin eğitim seviyesinin yükselmesine bağlı. Bir kısım insanı ne kadar iyi yetiştirirsen yetiştir hiçbir şey olmaz. Ki o yetişenlerde 900bin cahilin arasında kalmak istemediği için yurtdışına gidiyor. Bakanlığın gerek ilköğretimde gerek ortaöğretimde sınıfta kalmayı zorlaştırmasındaki, üst sınıfa geçmeyi kolaylaştırmasındaki amaç budur. Eski kafalı insanlar bunu anlayamazlar. Onlar eğitimde kalite düştü der dururlar. Düşen birşey yok. Biraz dünya değişti ama daha çok 900bin kişiyi artık karanlığa itmiyoruz, eğitim sisteminin içinde barındırıyoruz, mesele bundan ibaret. Ve öğretmen olarak sana düşen görev; 900bin kişiyi kazanmak.

Hadi 9. sınıfta birçok öğrenciyi bırakıyorsun. 10. sınıfıda bir parça anlayabilirim. Meslek lisesine, mesleki eğitim kursuna gitsin, zamanını boşa harcamasın öğrenci. Ki doğru bir davranış. Ama 11. sınıfta bir sınıfın %50 sini niye dersten bırakıyorsun canım hocam. Birkaç kişi olur tamam, ama sınıfın yarısı matematikten bırakılmaz ki! Adam ne yapsın o yaşta, okulu mu bıraksın?

Yazılılarda öğrenciyi döküp durma. Şimdiye kadar ki araştırmalar dersten kalan öğrencinin değil! başardığını hisseden öğrencinin daha çok yol katettiğini söylüyor. Kolay sor. Bırak yapsınlar. Bildiklerini zannetsinler. Bak ben aptal değilim seni anlıyorum. Gırtlak patlatıp duruyorsun. Onca emeğin var ortada. Üstüne üstlük derste seni dinlememişler, laklak etmişler, bırak günlük çalışmayı, yazılıya bile çalışmamışlar. Defter tutmamışlar.
Hocam kolay sor, büyüklük sende kalsın . Bırak yapsınlar. Kendilerine güvenleri gelsin. Derse ilgi duysunlar. Birçoğu başaramayacağını zannettiği için çalışmıyor. Kolay sorunca konunun tamamını tarayamıyorsun biliyorum. Öğrenci aslında o konuya tam hakim olmadan dersi geçecek diye endişelenme. Sen sınıfta konuyu derinlemesine anlat. Ama sınavın kolay olsun. Hatta ders anlatırken konunun tamamını versende bazı soru tiplerini sınıfın durumuna göre atlayabilirsin. Konuyu tam ver ama soru tipini atlayabilirsin.
Ama hocam sınavda kolay sor. Öğrenci ''galiba ben bu dersi yapabiliyorum '' desin.Bunun birçok avantajını görürsün;
i)Öğrenci başarabiliyorum diye daha çok ders çalışır.
ii)Matematik dersine olan önyargı kırılır.
iii)Dersin işleyişini sabote eden öğrenci sayısı azalır.
iv)Öğrencinin kendine güveni gelir. Ki öğretmen olarak bunu başarırsan, başka hiçbirşey yapmasanda olur. Kolay sor, kolay sor.

Başarılı ve durumu iyi öğrencilerin aklına geldi değil mi? Sınavda kolay sormak veya derste soru tipini atlamak onların gelişimine zararlı olur diye düşünüyorsun. Yanılıyorsun. Bir sınıfta verimli ders işleyebilmen için sınıftaki çoğunluk, derse karşı pozitif olmalı. Eğer dersi ve sınavı zor yaparsan, birçok öğrenciyi kaybedeceksin. Ve inan o sınıfta çok verimsiz ders işlersin ve iyi öğrencilerinde heba olur. Peki iyi öğrencilere ne yapmalısın. Sınavda onlara yönelik bir tane en fazla iki tane soru sor. Yeterde artar. Zekayı, düşünceyi ölçen, ezberden uzak kaliteli bir soru. Eski konularla bağlantılı olursa tadından yenmez. Bir sınavı hazırlarken ilk 8-9 soruyu onbeş dakikada yaz ama başarılı öğrencilerine sorduğun soruyu gerekirse yarım saat düşün. Derste atladığın soru tiplerini ise başarılı öğrencilerine ödev vererek telafi et, biraz zor biliyorum ama elinden geldiği kadar. Ki zaten başarılı bir öğrenci konuyu öğrenirse, senin atladığın soru tiplerinin çoğunu kendiliğinden çözer.
Hocam kolay sor. Kolay sormak demek işini ciddiye almamak demek değil. Kolay sormak kötü bir öğetmensin anlamına gelmez. Düz lise öğretmeni kolay sormalıdır. Bırak Anadolu lisesi öğretmeni ne halt yerse yesin:) Onun dertleri apayrı.Sen kolay sor. Seni denetlemekle mükellef birileri sana kolay sormuşsun diyemez, ama zor sormuşsun diyebilir.

Sözlü notu meselesine gelince; Sınavda kolay sorduğun için sözlüleri çok yüksek vermeye gerek yok. Sözlü notunda adaleti sağlamak adına ortalaması aynı olan öğrencilere eşit sözlü notu kullanma kaygısı duyma. O zaman ne anlamı kaldı sözlü notunun, bilgisayar senin adına versin. Öğrenciye deklare et sözlü notunun tamamen senin inisiyatifinde olduğunu, istediğin kişiye istediğin notu vereceğini. Herşeye rağmen sözlü notunu önemsiz kılmaya, asıl olanın yazılı olduğunu öğrenciye belli et.

3) Sınavlarına özen göster.
-Kopya en büyük sorunumuzdur engel olmaya çalış.
-En verimli ders sınav yaptığın derstir.
Çünkü sınav esnasında sınıfın tamamı dersle ilgili ve çaba sarfediyordur. Bu yüzden kolay sorsan bile özenle seç sorularını.
-Başarısız sınıflara yalandan sınav tarihi verip sınav günü sınavı iptal et. Bir hafta ertele. İki kez çalışsınlar.(Senede birkez yap bunu, abartma)
-Boş kağıda sıfır verme. 10 ver 15 ver canın istiyorsa 20 ver. Motive et öğrenciyi.''Bak sen çabalarsan ben seni dersten geçirmek istiyorum'' mesajı ver.
Sıfır demişken aklıma geldi, ilk dönem karneye kimseye sıfır verme.

4) Öğrenciye elini kaldırma ve nöbetini tut: Okul idaresine haber vermeden iki gün okula gitmesen. Derslere geç girsen. Doğru düzgün ders anlatmasan. Canın sıkılıp dersten çıkıp kahve içmeye gitsen. Plan, program vesaire yapmasan. Uyarı alırsın, bir daha uyarı alırsın, kınama alırsın vesaire vesaire.
Ama eğer öğrenciyi döversen veya nöbetinin olduğu yer ve saatte bir öğrenciye birşey olursa, ölümlerden ölüm beğen, adamın anasını ağlatırlar, anandan emdiğin sütü burnundan getirirler (konuyla alakalı başka atasözü varmı?:)). Öğretmenin birinci görevi öğretim değil, eğitim değil, öğrencinin can güvenliğini sağlamaktır. Nöbetin amacıda budur. Bazı öğretmenler nöbetin temel amacını; zil çalınca öğrencileri sınıfa sokmak, gürültüyü engellemek, sigara içilmesini engellemek falan sanır. ALAKASI YOK.Bu saydıklarım ikinci planda.
Nöbetin temel amacı öğrencinin başına bir kaza gelmesini engellemek. Öğrenciler arasında şiddet ve kavga yaşanıp bir öğrencinin yaralanmasının önüne geçmek. Rahatsızlık geçiren bir öğrenciye hızlı müdahale etmektir. Bu yüzden bir öğrenciye elini kaldırırsan veya nöbet tutmazsan öğrencinin can güvenliğini tehdit etmiş olursun ki başın belaya girer. En azından bu nöbet konusunda okulunun öğrenci profili veya nöbet mahalline göre hassas ol. Olay yaşanabilecek tehlikeli bir koridor nöbetinde, öğrenciler derste olduğu halde, benim dersim boş ise 10 dakkada bir koridorda tur atarım ben.


5) Okul rehberliği ne kadar bilgilendirir bilmem. Ama durumu özel öğrencilerini öğren.
- Sağlık sorunu
olanlar.(Epilepsi, kalp hastalığı, ortopedik, psikolojik,sinirsel)
-Ailevi sorunu olanlar. (Boşanma,ölüm,geçim sıkıntısı, aile bireylerinde rahatsızlık
)
-Babası mafya olanlar. (Allah göstermesin topuğuna sıkmasınlar hocam:)) Rahat ol hocam, mafya veliler en iyi velilerdendir. Çocuğun şöyle terbiyesizlik yaptı dersin, yarın bir bakarsın öğrenci süt dökmüş kediye döner:)
''Çocuğum sürekli haklı, öğretmen her zaman haksızdır'' diye düşünen veliler başkalarıdır.

6) Öğrencinin başka hoca hakkında dedikodu yapmasına izin verme. Konuşturma öğrenciyi. Velileri benzer konularda hiç konuşturma, okul idaresine yönlendir hepsini.
Veli demişken veliler yaşlı hocaları daha çok severler. Daha çok şey öğreteceklerini düşünürler. Veliye karşı dikkatli ol. Çoğu iyi niyetli olsada yalan söyleyenleride çıkar. Veli toplantısına iyi giyinerek git. Veli senin sınıfta nasıl matematik anlattığına bakmaz,bakamaz, çoğuda anlamaz. O senin kılık kıyafetine, konuşmana, saçına, tırnağına dikkat eder. Veli toplantısında bir sınıf hakkında sakın olumsuz konuşma. Bu sınıf çok kötü falan gibisinden birşey deme. Eleştireceksen bireysel olarak her veliye çocuğunu şikayet et. Sınıfın kötü olduğunu söylersen veli çocuğunu başka sınıfa almak isteyecektir ve daha birçok sorun ortaya çıkar. Veliyi tanımıyorsan öğrenci hakkında çok kötü bir söz söyleme. Birçok veli problemi çözmeyi bilmez. Toplantıdan eve gidip matematik öğretmenin şöyle dedi der ve başkada birşey yapmaz. Ne anladık bu işten.Hem öğrenci senden soğur, hemde problemi çözememiş olursun. Bkz; RAHATSIZ OLDUĞUM VELİLER
Problemi her zaman okulda öğrencinle çözmeye çalış. Tüm sorunları tek başına,yardım almadan, sınıfta yada
öğrencilerinle özel konuşarak çözmeye çalış. Tekrar ediyorum tüm sorunları.

7) Öğrenci kıskançtır. Bu yüzden eşit mesafeli görünmeye dikkat et. Buna rağmen senin başkalarına daha fazla zaman harcadığını, başkalarını daha çok sevdiğini falan düşüneceklerdir.
Öğrenci kendisine ne kadar değer verdiğini anlamaz.

8) Diğer öğretmenlerin öğretmenlikleri seni ilgilendirmiyor, yetkili kişi sen değilsin. Bu yüzden sen işini en iyi şekilde yap ve gerisine karışma. Eğitim ekip işidir. Başka öğretmenlerin performansı senin öğrencilerinin geleceğini belirleyecektir. Bunu sende biliyorsun. Ama karışma hocam. Başka hocanın dedikodusunu yapma. Başka hocanın öğretmenliğini eleştirme. Yetkili sen değilsin. İşini yap.
Yaşlı öğretmenlerle anlaşamayabilirsin. Onların fikirleri yanlış gelebilir. İdealistliklerini kaybetmiş olabilirler. Ama şunu unutma onlar senin daha duymadığın birçok şeyi bizzat yaşayıp gördüler. Bu yüzden fikirlerini kendine sakla. İnan senin onlardan üstün olduğun, onlarında senden daha iyi olduğu noktalar var. Senin dikkat etmen gereken tek şey içindeki genç, dinamik, idealist öğretmeni kaybetmemen. Türkiye'de bu biraz zor olsada elinden geleni yap hocam. Emeklerin hiçbir zaman boşa gitmeyecek. Ama enerjinide idareli kullan. 30 sene daha bu mesleği yapacaksın sen.

Yıllar geçtikçe bazı olumlu yönlerini kaybedebilirsin. Ama unutma bazı yönlerden de çok gelişeceksin. İlk yıllardaki birçok sorunu sonra yaşamayacaksın.
Aslında daha çok şey vardı aklımda ama 30 sene öğretmenlik yapacaksın deyince artık yazıyı sonlandırma gereği duydum.

9) Bu meslek işini adam gibi yapanlar için gerçekten zor. Bunu ben en yakın arkadaşlarıma bile anlatamıyorum. Evet cumartesi, pazar tatil. Bayramları ve yazları tatil. Tam gün çalışmıyorum. İş ortamı temiz ve kapalı mekan. Fiziksel yorgunluk sadece ayakta durmak ve tahtaya yazı yazmak. Kağıt-evrak işleri abarttığımız kadar çok değil. Eve iş götürüyoruz ama çok ağır işler değil. Ama zihinsel ve psikolojik olarak öyle bir işte çalışıyoruz ki akşamları eve, bir kamyon tuğla taşımış gibi yorgun gidebiliyoruz. Fiziksel yorgunluk oturursun,yatarsın geçer. Ama zihinsel yorgunluk yatmakla geçmiyor. Branşımız tüm baş belası. Karşımızdaki bireylerin yetişkin olmayıp bu eğitimi kendi istekleri doğrultusunda almamaları, bizim öğrenciye zorla birşey öğretmeye çalışmamız bizim ömrümüzden ömür çalıyor. Öğretmeyi bırak, karşımızdaki kişiler yetişkin olmadığı için sokakta insanların birbirini öldüreceği gerginlikler yaşıyoruz sınıfta. Yeri geliyor öğrencinin annesinin , babasının tahammül edemediği şeylere sabrediyoruz. Bu meslek zor.

Bu yüzden bir matematik öğretmeni aklını oynatmamak için kendine bazı mesajlar vermeli;
-Birçoğu yapamasa da en azından Sinem ÖSS'yi kazanacak. Hiç yoktan iyidir.
-Nuray birgün sınavı kazanırsa bunda benim emeğim çoktur, çünkü temelini ben attım.
-Herşeye rağmen aralarında Büşra gerçekten bir hanımefendi. ÖSS'yi kazansın kazanamasın eminim iyi bir anne olacak.
-Matematikten hiçbir katkıda bulunamadığım Mehmet, büyük ihtimal babasının yanında işe başlayacak. Fakat liseyi bitirerek birçok yönden olgunlaştı.
-Gökçe'yi iyi ki matematikten geçirmişim yoksa bu kızı okuldan alıp 16 yaşında evlendirirlerdi.
-Fatih matematikten anlamasada bu sınıfın en iyi niyetli öğrencisi.
-Canan olmasaydı derslerde kimin esprilerine gülecektik.
-Çiğdem arkadaşlarıyla ve öğretmenleri ile iletişim konusunda çok yetenekli, herkes onu seviyor. Matematiği sıfır olsa bile bu kız ilerde maaşı yüksek iyi bir işe girecek.
-İlknur'la bir teneffüste sohbet etmiştik, hayatla ilgili birşeyler söylemiştim, belki söylediklerim hala aklında.
-Vedat okulu bıraksaydı serserinin teki olurdu. Çok şey öğrendi okulda.
Vesaire vesaire...

Elinden geleni yap hocam. Fakat unutma yaşamın parametrelerini değiştiremezsin. Bu yüzden bazen idealist ol. Bazen kaderci ol. Bazen ciddi ol. Bazen lakayt ol. Gücün varsa teneffüslerini harca. Psikolojin müsait değilse sevk al gitme.
Vicdanınlasın. Yaptığın meslek zor. Elinden geleni yaptığın sürece ne yaparsan yap, çok şey yapmışsındır.


BİRİLERİ

Gönderen Harun 7 Nis 2009


Dünyayı bilmiyorum ama bu ülkede birileri var;

Az buçuk akıllılar.
Biraz mürekkep yalamışlar.
İyi niyetliler.
Dürüst ve temiz bir yaşam sürmeye çalışıyorlar.
İnsanları iyi gözlemliyebiliyorlar.
Hayatın akışına kendilerini bırakmamışlar ve bırakamıyorlar.
Farkındalar.
Yaşamlarını oturup değerlendiriyorlar ve durumun pek iç açıcı olmadığını görüyorlar.
Nereye gidiyorum? ve Ne yapmalıyım? sorusunu sormadan edemiyorlar.
Birşeyleri değiştirme ihtiyacı hissediyorlar.
Herşeyi bırakıp uzaklara çekip gitme isteği duyuyorlar.
Yalnızlar.
İnsanları hayretle izliyorlar.

Diğer insanlar hakkında; Acaba onlar görmüyor, düşünmüyor, anlamıyor mu? Yoksa herşeyin farkındalar ama ellerinden birşey gelmediği için mi bu kadar rahat ve huzurlular diye düşünüyorlar.

Kimisi göklere uzanan kafes plazalarda çalışıyor, kimisi devletin tüm ağırlığını hissettirdiği değişime kapalı binalarda hapis hayatı yaşıyor, kimisi lisede, üniversitede pembe hayaller kurması gereken yaşlarda karamsar bir öğrencilik yaşamı geçiriyor, kimisi kalabalık bir şehirde stres, gerginlik had safhada! patlamak üzere. Kimisi ıssız, medeniyetten ve dünyadan uzak bir Anadolu şehrinde sürgün.

İkiyüzlülükten, dedikodudan, yalandan, sahte gülümsemelerden, ayak kaydırmadan, kuyusunun kazılmasından, güç ve otorite savaşından, kıskançlıktan, çıkarcılıktan, bıkmışlar.

Nezaketten uzak dengesizlerden, okumuş ayılardan, okumamış dayılardan, kendini dev aynasında gören salaklardan, nefret ediyorlar.

Bu insanların yıllar geçtikçe yaşamlarındaki bu kötü gidişatı değiştirme hayalleri, birer birer yok oldukça, umutları tükeniyor. Ama gerçeği, cahil mutluluğuna tercih ediyorlar.
Gerçek;İnsanın aramaktan bıkmadığı, eğer bulursa gözlerini kapatmaktan geri durmayacağı acımtırak şey.


KAREKÖK VE KÜPKÖK

Gönderen Harun


Kullandığımız bazı kelimelerin anlamlarını düşünmeyiz. Daha doğrusu kelimenin yapısı üzerine hiç kafa yormayız. Matematikte bir sayının ikinci kuvvetini almaya karesini almak, üçüncü dereceden kuvvetini almaya küpünü almak denmesinin sebebi, üniversitedeyken bile aklıma gelmemişti ve hiç düşünmemiştim. Aynı mantıkla karekök ve küpkök demek ne anlama geliyordu? Günümüzün matematiğinde geniş açılımları olsada ( negatif sayılar,karmaşık sayılar vs.)
Karekök; alanı verilen bir karenin kenar uzunluğu
Küpkök; hacmi verilen bir küpün kenar(ayrıt)ının uzunluğu değil midir?


YARIM ARTI

Gönderen Harun 2 Nis 2009


Matematik negatif sayıları ve çıkarma işlemini ifade ederken aynı sembolu kullanıyor; Eksi (-)
Notasyon (yazım şekli) açısından bunun birçok avantajı olsa da iki farklı sembol kullanılsaydı matematik ve matematik eğitimi bundan nasıl etkilenirdi merak ediyorum.

Prof.Dr. Ali NESİN: “Eğer uzayın farklı bir yerinde bazı yaratıklar olsaydı ve bu yaratıklar bizim gibi zeki olsaydı, bizimle aynı matematiği yaparlardı. Demek istediğim matematik bir tane ve biz onu buluyoruz” diyor. Birçok matematiksel sembolün farklı olacağını zaten kabul edecektir. Ama ben Ali NESİN'e acaba uzaylılar negatif sayılar ile çıkarma işaretini yine aynı sembolle mi gösterirlerdi diye sormak isterdim.

İlköğretim 7.sınıf , tamsayı yani negatif sayılarla tanışma zamanı. Hayatında hiç negatif sayı görmemiş bir öğrenciye tamsayılarda çıkarma anlatmak gerçekten zor. İstemeden de olsa ezbere kaçılıyor. Kaç çocuk (-3)-(-5)=2 işlemini gerçek manada kavrayabilir ? Avantajları bir yana, acaba 3 ve 5 in önünde eksi yerine başka bir sembol olsa öğrenciye anlatmak daha kolay mı olurdu? Ne kadar şartlanmış ve alışmış olmalıyım ki sanki çok zor ve daha karmaşık olurdu gibi geliyor . Belki ilk böyle öğretilse hiç ters gelmeyecekti.

Yanlış anlaşılmasın ben matematik eğitiminde bu şekilde bir değişiklik yapılsın falan demiyorum. Aklıma gelen birşeyden bahsediyorum sadece. Dünyanın kullandığı bir matematik dili var ve hiçbir ülke çıkıp ben bunu kullanmıyorum deme lüksüne sahip değil.


Bırakın eksi ile olan problemleri artı ile olan sorunları bile çözemiyoruz.
Ben şu yarım artı olayını hiç anlamamışımdır. Hani hepimiz biliriz
öğretmenlerin öğrencileri değerlendirmelerinde kullandıkları bir ifade ve semboldür.Matematikte bu sembol başka anlamlara gelir.
Bana tuhaf gelen ve anlayamadığım; bu sembol artının yarısı değil kardeşim
:)))

KELİMELER

Gönderen Harun 1 Nis 2009


Oynadığım sen değilsin sadece kelimeler. Onlar rollerini çok iyi biliyor. Gerektiğinde nasıl evrileceklerini ve devrileceklerini.
Hepsi bir şeyin adı. Fakat hiçbirinin adı yok, ne tuhaf! Kendini unutmalı başkası olabilmek için.

Oynadığım sen değilsin sadece kelimeler. Bir çocuğun oyuncaklarıyla oynaması gibi değil.
Ben onlarla birlikte oynuyorum. Durağanlıktan uzak, hareket halinde hepsi. Birlikte birşey yapmak, kendin olabilmek demek.

Oynadığım sen değilsin sadece kelimeler. Tekrar ettikçe anlamları genişliyor.
Tekrar ettikçe değişiyorlar.
Tekrar ettikçe güzelleşiyorlar.
Tekrar ettikçe güçleri artıyor.
Tekrar ettikçe sıkmaya başlıyorlar.
Tekrar ettikçe başa dönüyorlar.

Tekrar ettikçe yok oluyorlar.


Tekrar etmek, yaşamın takendisi.Oynadığım sen değilsin sadece kelimeler.