YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

ZAMAN(5) EİNSTEİN

Gönderen Harun 28 Mar 2009


Küçük bir çocukken otobüs şoförü gaza bastığında geriye, frene bastığında öne doğru beni çeken kuvvetten rahatsız olmuş olmalıyım ki tam o esnada havaya zıplarsam bu etkiye maruz kalmayacağımı düşünmüştüm. Babamın serçe parmağını avucumla sıkı bir şekilde tutsam da yetişkin insanlar sapasağlam durduğu halde bir öne bir geriye, konforsuz bir yolculuk yapıyordum. Yetişkinler ağır ben hafiftim, eğer otobüsün zemini ile olan bağlantımı kesersem bu dezavantajdan kurtulabilirdim. Otobüsün içerisinde havada uçan bir kelebek ne kadar rahattı kimbilir?
Doğrusunu söylemek gerekirse şoförün hız değişim anını yakalayıp, havaya zıplama girişiminde hiç bulunamadım.

Yıllar sonra öğrendim ki meğer o kuvvet havada olsam bile bana yine etki edecekmiş. Üzülerek söylüyorum kelebekler bile rahat değilmiş.
Newton denilen bir amca eylemsizlik prensibi denilen birşey bulmuş. Beni öne ve arkaya çeken kuvvetin nasıl hesaplanacağını çıkarmış. Çok da basitmiş; benim ağırlığımla otobusun hızındaki değişme miktarını çarpınca o kuvvetin miktarı çıkıyormuş. Otobüsün hız değişiminin o kuvveti etkilediğini biliyordum. Çünkü otobus ani olmayan bir şekilde hızlanır yada yavaşlarsa ayakta durmakta zorlanmıyordum. Fakat kiloyla olan ilgisi tahmin ettiğim gibi değilmiş. Meğer benden ağır yetişkinleri daha güçlü bir şekilde çekiyormuş o kuvvet.

Bir araç git gide hızlanıyorsa, gittiği yönün tam tersine arkaya doğru o sihirli kuvvet çekiştirip duruyormuş.
Hız sınırını aşma sana birşey olmasın gibisinden. İyi niyetli sanmayın sakın.

Bir araç hareket halindeyken yavaşlamaya kalkarsa bu seferde o kuvvet aracın gittiği yöne doğru çekiyormuş.
Durma sakın diye. Emniyet kemeri takmayan insanları öldüren şey o kuvvet işte. Frene basar basmaz insanı öne çekiyor.

Bu kuvvet iki şeye etki yapmaz diyor Newton amca;
1) Sabit hızla gidenlere.
2) Hareket etmeyenlere.



Eşit mesafeden bırakılan bir kuş tüyü mü yoksa bir taş mı yere önce düşer? Ben yine küçük bir çocukken ağır cisimlerin yere daha hızlı düştüğünü sanırdım. Cisim ağır olunca dünya daha çok çekiyordu işte.

Meğer
kütle çekim kanunu öyle değilmiş. Evet ağır cisimleri dünya daha çok çekiyormuş. Ama ağır bir cismi dünya daha çok kendine çeksede cisim ağır olduğu için onu hızlandırmakta o denli zormuş. Aslında aynı yükseklikten bırakılan bütün cisimler eşit sürede yere düşüyormuş. Bir kuş tüyünün veya bir defter sayfasının bir taş parçasına göre yere daha yavaş düşmesinin sebebi yerçekimi değil hava sürtünmesiymiş. Yani olayın ağırlık hafiflikle alakası yokmuş . Defter sayfasını buruşturunca yere daha hızlı düşmesi aslında hava sürtünmesinin bizi yanılttığının göstergesi. En iyisi aşağıdaki videoyu izlemek ve görmek.



Bunları anlatmamın sebebi biraz konuyla bağlantılı olması, biraz da yaşadığımız dünyayı ne kadar yanlış tanıdığımıza işaret etmek istiyorum. Okullarımızdaki fizik dersinin işlenişi konusunda fazla atıp tutmak istemiyorum. Benim haddime değil. Eminim birçok fizik hocasının konuyla alakalı yazısı internette mevcuttur. Keşke sayıların ve işlemlerin olmadığı bir fizik dersini tüm öğrenciler alsa diye düşünüyorum. Neyse ben bana tuhaf gelen şeyleri anlatmakla meşgul olayım;

Lisede fizik dersinde öğrendim ki aslında hiçbir cismin rengi falan yokmuş. Bizlerin renk dediği şey cisimlerin üzerinden yansıyan ışık demetiymiş. Beyaz ışıkta, mesela güneş ışığında bütün renkler mevcutmuş. Üzerine düşen beyaz ışığın içerisinden, cisim hangi ışını yansıtırsa biz o cismi o renkte görüyormuşuz. Mavi gördüğümüz cisimler, aslında üzerlerine düşen ışık demetinden sadece mavi ışını yansıtan cisimlermiş yani. Hiç ışık yansıtmayan cisimler siyah, tüm ışınları yansıtanlar beyaz gözüküyormuş. Bunu ilk öğrendiğimde etrafa tuhaf tuhaf bakmıştım. Benim için renk demek o cisme, eşyaya, canlıya ait birşey demekti. Tam olarak değil ama aklımdaki renk imajı değişmişti.

Bu ışık denilen şey tuhaf birşey. Fizikte
bağıl hız denilen bir kavram vardır. Bu bağıl hız tabiri, biz hareket halindeyken diğer cisimlerin bize göre hızını ifade eder. Hani hepimizin başına gelmiştir; bizim bulunduğumuz araç hareket ederken, yandaki hareketsiz aracı kımıldıyor sanırız. Bazende yandaki araç hareket eder kendi aracımız hareket ediyor sanırız. Fizikte bir cismin hızını hesaplamak için hesaplama işini yapan kişinin hareket halinde olup olmadığı önemlidir. Biz saatte 50km hızla bize 60km/saat hızla yaklaşan bir araca doğru gidersek karşıdaki aracın hızını saatte 110km olarak ölçeriz. Yada yanımızda bizle aynı yöne, aynı hızda giden bir aracın hızını sıfır olarak ölçeriz.
Eğer bir fizikçi mars gezegeninin hızını hesaplayacaksa, dünyanın yaptığı bütün hareketleri hesaba katmalıdır. Hareket halindeyken başka cisimleri olduğundan farklı hızlarda ölçeriz.

Fizikçilerin yıllarca kafasını karıştıran bir durum vardı. Yapılan fizik deneylerinde, hangi hızda ve hangi yöne hareket ederseniz edin , ışığın hızı hep sabit çıkıyordu.
-
Hareketsiz yapılan ölçümlerde
-
Işığın geliş istikametine doğru hereket ederken, (yani ışığın yönüne ters)
-
Işıkla aynı yöne hareket ederken , farklı hızlar çıkması gerekirken bütün ölçümlerde ışığın hızı hep aynı çıkıyordu. Bir terslik vardı. Hareket halindeki bilim adamları, ışığın hızını hareket ettikleri yöne göre ya daha yavaş, yada daha hızlı ölçmeliydi. Ama öyle olmuyordu.
Sonra EİNSTEİN isimli bir adam çıktı ve herşeyin altını üstüne getirdi.


''Matematikçi olmayan biri,
dört boyutlu şeylerden söz edildiğini duyduğu zaman
doğaüstü düşüncelere kapılmış gibi titrer. Ama yine de
üstünde yaşadığımız dünyanın dört boyutlu süreklisi
olduğunu belirtmekten daha doğal bir cümle olamaz'' Albert EİNSTEİN



EİNSTEİN yukarıda bahsettiğim ışığın her koşulda hızının aynı ölçülmesini, son derece radikal bir şekilde açıkladı; Hareket halindeki saatler yavaş işler.
Yani hareket eden bilim adamlarının saatleri yavaşlıyordu ve bilim adamları bunun farkına varmıyordu.
Eee canım daha hassas saatler kullansınlar o zaman.
Hayır EİNSTEİN'ın dediği şey bu değil.Saatler bozulmuyordu. Kullandığınız saat ister elektronik, ister kadran ve çarklardan oluşan bir saat, isterse bir kum saati olsun, hareket eden bütün saatlerin yavaşladığını iddia ediyor EİNSTEİN. İddia etmekle yetinmiyor matematiksel olarakta ispat ediyor.
Bu gerçekten kavraması ve inanması zor birşey. Mekanik bir saat sarsıntı,ısı gibi etkenler olmadan hareket ediyor diye niye yavaş işlesin ki!
Birçok deney EİNSTEİN'ı doğrulamıştır. Mesela saatte 28.175km hızla uzayda 24 saat geçiren bir astronotun(COOPER) saatinde saniyenin 1/60000 oranında yavaşlama saptanmıştır. Günlük yaşantımızda ve basit fiziksel olaylarda önemsenmeyecek ve farkına varamayacağımız kadar küçük bir değişim. Ama gerçek bu!

Ve bu gerçek ZAMAN(1)
ZAMAN(2) SONSUZLUK ZAMAN(3) AN ZAMAN (4) SOMUTTAN SOYUTA yazılarının hepsini temelden sarsacak nitelikte bir gerçek.EİNSTEİN bu teorisiyle fiziksel zamanın mutlak olmadığını, bizim için bir saatlik bir sürenin başka birileri için bir saniye yada bir sene olabileceğini ifade etmiş oluyor.

EİNSTEİN, NEWTON'un fiziğine bunun dışında birçok darbe indirdi. Kütle çekimin yine saatlerin akışını etkilediği sonucu çıktı. Üst kattaki komşunun saati sizin saatinize göre daha hızlı çalışıyor. Çünkü dünyanın çekim etkisi size daha fazla.

Kütle çekim denilen birşey olmadığı, aslında bunun uzayın eğriliği ile alakalı bir durum olduğu sonucu çıktı. (Ama biz kütle çekim demeye devam edeceğiz.)

Cisimlerin boylarının hareket doğrultusunda kısaldığı sonucu çıktı. Göz yanılgısıyla karıştırmayın. Gerçekten hareket eden bir cismin boyu değişiyor.


Hareket eden cisimlerin kütlelerinin arttığı sonucu çıktı. Bir fizik öğretmenim vardı kulakları çınlasın bir kurban bayramı arefesinde bu konuyu anlatırken, kurbanlığı tartarken hareket ettirmemeye dikkat edin demişti. (saatlerde ve kütledeki bu değişimler çok çok küçük değişikliklerdir)

Kütlenin ışığı eğdiği ortaya çıktı. Mesela güneş ışınları bize gelirken ay'ın çekim etkisiyle eğiliyor. Işığın kütle çekimle eğilmesi, gördüğümüz cisimlerin aslında tam olarak gördüğümüz yerde olmadığı manasına gelir. Yada bizden çok uzaktaki bir yıldızdan çıkan ışınların başka gezegenler tarafından ayrı ayrı eğilmesiyle bir yıldızı farklı yerlerde iki yıldız şeklinde göreceğimiz manasına geliyor.

Kütle izafi. Hareket izafi. Görüntü izafi. Mesafe izafi. Zaman izafi.

''Her şey olabildiğince basit olmalı ama daha basit değil'' Albert EİNSTEİN

| Bu yazıyı arkadaşına gönder

5 SİTE YORUMLARA KAPATILMIŞTIR

  1. Adsız dedi ki:
  2. Hocam rastgele denk geldim konuya. Çok başarılı bir yazı olmuş. Herşey gayet tadında ve net. Yorum yapılmadığını görünce garipsedim ve birşeyler yazmak istedim. Başarılar..

     
  3. Harun EŞKAR dedi ki:
  4. Zaman ayırdığınız için ben teşekkür ederim.

     
  5. Adsız dedi ki:
  6. bizi de bilgilendirdiğiniz için teşekür ediyorum.

     
  7. Ömer Faruk dedi ki:
  8. Merhaba hocam, ben şunu merak ediyorum; acaba 1LT su ile 2LT su aynı andamı düşer?

     
  9. Harun EŞKAR dedi ki:
  10. Ortamda hava yoksa evet.