YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

BUGÜN

Gönderen Harun 2 Mar 2009

Bugün bir yazı okudum. O yazının içerisindeki bir cümleyide yaklaşık yirmi kez okudum. Yazar anlatmak istediğinin tam tersini ifade etmiş. En azından ben bu kanıya vardım. Buna rağmen cümleyi o kadar çok sevdim ki yirminin üzerine bir yirmi daha koydum. Kelimeler kanatlanıp havada uçuştular . Herbiri başka bir masal anlattılar. Aslında o cümlenin yazarın ruhundaki çalkantıları, içinde bulunduğu çaresizliği çapraşık bir şekilde en iyi anlatan cümle olduğunu, dolayısıyla bu cümlenin bırakın zıddını, yazarın anlatmak istediğinin takendisini anlattığına karar verdim.
''GİTMEK BİRŞEYLERİN YİTİRİLMESİNE ENGEL DEĞİLMİŞ MEĞER...''

Bugün gitmenin kalmaktan daha zor olduğunu anlattı bir ses. Sabah yatağımdan kalkar kalkmaz ilk işim pencereyi açıp gökyüzüne bakmak oldu.
Kapalı.
Belirsizlik.
Tedirginlik.
Dikkatli olmak lazım. Yanaklarına damlalar düşebilir hiç beklenmedik bir anda. Ve ben bugün bunu istemiyorum. Kimsenin makyajı akmasın bugün. Hani çiseleyip durdun tamam onu anladık. Tuttun kendini yok yok tamam dedin. İstiklal'de yapılır mı be adama bu. Anlaşıldı şiirin teki bugün beni okumadın diye kızıyor, okunmak istiyor, bizede okumak düşüyor.
''...BEN GİDERKEN EN ÇOK SENİ GÖTÜRDÜM
AKLIMIN NAKLİYESİYDİ ASIL YORAN TAŞIYICILARI...'' (Yılmaz ERDOĞAN, Yağdıkça)


Bugün, kendine iyi bak dedi bir şarkı.
Ayrılık koyarsa dokunursa o sevgiye sarıl dedi bir sms.
Bütün güzellikler sizin olsun dedi bir not.
Dua ettim ama olmadı dedi bir e-mail.
10'dan geriye doğru saydı bir kız.
Arkasına dönüp baktı bir adam.

| Bu yazıyı arkadaşına gönder

4 SİTE YORUMLARA KAPATILMIŞTIR

  1. zamansız dedi ki:
  2. iyi yolculuklar denmez bir gidene
    yapılamaz çünkü
    çok yolculuk bir seferde
    yolcu denmez her gidene
    herkes o yolun taraftarı olmayabilir
    hiç bir sürgün
    gittiği yolu sevmez mesela

    yol bir yere gitmez
    o bir susma biçimidir
    soğuk bir taşıtın uğultusunda(Y.Erdoğan)..sonsuzdan başlıyorum saymaya sonsuz bitene kadar..

     
  3. Adsız dedi ki:
  4. Gitmek

    Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
    Küçük bir sahil kasabasına,
    Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

    Hayatından memnun olan yok.
    Kiminle konuşsam aynı şey...
    Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

    Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
    Bir kendisi.
    Bu yeter zaten.
    Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
    Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
    Ama olmuyor.

    Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
    Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

    Böyle gidiyoruz işte.
    Bir yanımız "kalk gidelim",
    öbür yanımız "otur" diyor.

    "Otur" diyen kazanıyor.
    O yan kalabalık zira...
    İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
    Güvende olma duygusu...
    En kötüsü alışkanlık.
    Alışkanlığın verdiği rahatlık,
    Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
    Kalıyoruz...
    Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

    Evlenmeler...
    Bir çocuk daha doğurmalar...
    Borçlara girmeler...
    İşi büyütmeler...
    Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

    Misal ben...
    Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
    Değil bu şehirden gitmek,
    İki sokak öteye taşınamıyorum.
    Alıp götürsem gelmez ki...
    Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
    Herkes onu, o herkesi seviyor.
    Hangi birimizle gitsin?

    "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
    Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
    Kendi imalatımız küfeler.

    Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
    Ölüm var zira.
    Ölüme inat tutunmak lazım,
    İnadına kök salmak lazım.

    Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
    Var tabii yapanlar, ama az.
    Sadece kaymak tabakası.
    Hepimiz kaçabilsek...
    Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
    Gün içinde mesela...
    Küçücük gitmeler yapabilsek.

    Ne mümkün.
    Sabah 9, akşam 18
    Sonra başka mecburiyetler
    Sıkışıp kaldık.
    Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
    Bu kadar ağır olmamalı.

    Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
    Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
    Ne saçma...
    Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
    Galiba.

    Ben her bahar aşık olmam ama
    Her bahar gitmek isterim.
    Gittiğim olmadı hiç,
    Ama olsun... İstemek de güzel.

    Can Yücel

     
  5. H.EŞKAR dedi ki:
  6. SONRA

    Bu düzenli yaşamalar olmasa diyorum
    Bu sabah kahvaltıları demli çaylar
    Kızarmış ekmek dilimleri
    Sonra giyinmek bir şey umarak aynalardan
    Sonra düşmek yollara son otobüse yetişmek
    Sonra çalışmak akşama kadar
    Sigara dumanları beylik konuşmalar
    Dört yanın taştan heykellerle dolu
    Kime seslenirsen sağır
    Ne yana bakarsan bir beyaz duvar
    Sonra kulaklarında bu şehrin uğultusu
    Alabildiğine bir bezginlik yüreğinde
    Sonra o geçmek bilmeyen saatler
    Sonra akşam
    Sonra paydos
    Sonra yalnızlık
    Sonra keder
    Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
    Bir deniz kenarı mı olur
    Bir dağ başı mı olur
    Kaçsak bu kalabalıktan
    Bir yer bulsak kendimize
    Düzenli yaşamalardan uzakta
    Bir yanımızda şehrin ışıkları
    Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar
    Orada hiç yemesek hiç uyumasak
    Hiç düşünmesek yarını
    Sonra unutsak sıkıntısını günlerin
    Gecenin karanlığını
    Sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa
    Her nefes alışta duysak yaşadığımızı
    Sonra kaybolsak bu özgürlükte
    Bu hazda
    Bu derin aydınlıkta
    Sonra sabah
    Sonra paydos
    Sonra kurtuluş
    Sonra ölüm

    Ümit Yaşar OĞUZCAN

     
  7. Adsız dedi ki:
  8. Bugün hiç istemedim yatağımdan kalkmak.Her 5 dakikada bir çalan saat iyice bozuyordu artık sinirlerimi.Saatin çalmasına inat iyice gömülmek istedim yatağıma.İçinde kaybolmak belki de.Bilerek duymamazlıktan geliyordum ve sürekli erteliyordum bugün çalmaması gereken ama ısrarla çalan saati..
    Bugün farklıydı önceki günlerden.Anlamsızdı..Belirsizdi..Tuhaftı..Hava bulanık ''yağmur ''çiseliyordu.Bu sefer ki ''yağmur'' kimin göz yaşlarına eşlik ediyordu..!!Düşünmek aklıma getirmek istemedim..
    İsteksizdim bu sabah herşey için.Önceleri 2 saat önceden kalkıp hazırlanmak yetmezken bugün dakikalar su gibi akıp gitsin de geç kalayım istiyordum..Hiç acele etmeden hazırlanmam bana göre bi sürü dakikalarımı almış götürmüş varsaysam da oysa sadece 10-15 dakikamı almıştı..Ne oluyordu bu akreple yelkovana..!!Sonra gitmemeye karar verdim okula.Dayanamayabilirdim oradaki vedaya..Zaman geçsin diye kendimi kandırırken 3-5 dakika sora dayanamasam bile gitmeye karar verdim oraya.Uzun bir süre son olucaktı çünkü onu görüşüm..
    Ayaklarım geri geri gitsede ,her ne kadar geç kalmaya çalışsamda beceremedim.Daha okul kapısındayken son defa duyuyordum sesini.Veda sözcüklerini.Aman Allah'ım ne oluyordu bu gözlerimdeki yaşlar..??Yok yok dedim ya ''yağmur'' çiseliyordu..!!Ağlamiyacaktım çünkü beni böyle görsün istemezdim.Biliyordum emindim çünkü yeterince üzüldüğünden.Ve sonra dudaklarından dökülen son nameler ve ilk defa ve de son olarak duyduğum okuduğu bir kaç mısralar..Kendimi daha fazla tutmaya engel olamadım.Ve sonra sustu ve mikrafon el değişti.Onun sesi onun vedaları üzerine başka gelen konuşmaları duymuyordum.Bilseydi şimdiden özlendiğini gider miydi diye sormak için yanına gittim..Ama soramadım..Konuşamadım..Çünkü onun için böylesi daha güzel olucaktı biliyordum.O yüzden sustum.Anladı zaten içimden geçenleri her zaman olduğu gibi.Ama o benim gibi susmadı.Kendime iyi bakmamı böyle olması gerektiğini söyledi..Ve son kez bir abi,bir arkadaş ve bir öğretmen olarak baktı gözlerimin içine..Sonra arkasını döndü..GİTTİ..
    Ben bugün bir kez daha gidenin arkasında kalmaktan nefret ettim.Ve ben bugün havanın niye bulanık ve ''yağmur''un neden çiselediğini anlıyorum artık.Ve ben bugün bütün çabalarıma rağmen geç kalmak istesemde zamanın bana eşlik etmediği için minnet duyuyorum zamana..
    VE BUGÜN DÜNE GÖRE DAHA ÇOK ÖZLENİYORSUNUZ..




    Yağmur ÇİÇEK