Bugün bir yazı okudum. O yazının içerisindeki bir cümleyide yaklaşık yirmi kez okudum. Yazar anlatmak istediğinin tam tersini ifade etmiş. En azından ben bu kanıya vardım. Buna rağmen cümleyi o kadar çok sevdim ki yirminin üzerine bir yirmi daha koydum. Kelimeler kanatlanıp havada uçuştular . Herbiri başka bir masal anlattılar. Aslında o cümlenin yazarın ruhundaki çalkantıları, içinde bulunduğu çaresizliği çapraşık bir şekilde en iyi anlatan cümle olduğunu, dolayısıyla bu cümlenin bırakın zıddını, yazarın anlatmak istediğinin takendisini anlattığına karar verdim.
''GİTMEK BİRŞEYLERİN YİTİRİLMESİNE ENGEL DEĞİLMİŞ MEĞER...''
Bugün gitmenin kalmaktan daha zor olduğunu anlattı bir ses. Sabah yatağımdan kalkar kalkmaz ilk işim pencereyi açıp gökyüzüne bakmak oldu.
Kapalı.
Belirsizlik.
Tedirginlik.
Dikkatli olmak lazım. Yanaklarına damlalar düşebilir hiç beklenmedik bir anda. Ve ben bugün bunu istemiyorum. Kimsenin makyajı akmasın bugün. Hani çiseleyip durdun tamam onu anladık. Tuttun kendini yok yok tamam dedin. İstiklal'de yapılır mı be adama bu. Anlaşıldı şiirin teki bugün beni okumadın diye kızıyor, okunmak istiyor, bizede okumak düşüyor.
''...BEN GİDERKEN EN ÇOK SENİ GÖTÜRDÜM
AKLIMIN NAKLİYESİYDİ ASIL YORAN TAŞIYICILARI...'' (Yılmaz ERDOĞAN, Yağdıkça)
Bugün, kendine iyi bak dedi bir şarkı.
Ayrılık koyarsa dokunursa o sevgiye sarıl dedi bir sms.
Bütün güzellikler sizin olsun dedi bir not.
Dua ettim ama olmadı dedi bir e-mail.
10'dan geriye doğru saydı bir kız.
Arkasına dönüp baktı bir adam.
iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela
yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda(Y.Erdoğan)..sonsuzdan başlıyorum saymaya sonsuz bitene kadar..
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Yücel
SONRA
Bu düzenli yaşamalar olmasa diyorum
Bu sabah kahvaltıları demli çaylar
Kızarmış ekmek dilimleri
Sonra giyinmek bir şey umarak aynalardan
Sonra düşmek yollara son otobüse yetişmek
Sonra çalışmak akşama kadar
Sigara dumanları beylik konuşmalar
Dört yanın taştan heykellerle dolu
Kime seslenirsen sağır
Ne yana bakarsan bir beyaz duvar
Sonra kulaklarında bu şehrin uğultusu
Alabildiğine bir bezginlik yüreğinde
Sonra o geçmek bilmeyen saatler
Sonra akşam
Sonra paydos
Sonra yalnızlık
Sonra keder
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
Bir deniz kenarı mı olur
Bir dağ başı mı olur
Kaçsak bu kalabalıktan
Bir yer bulsak kendimize
Düzenli yaşamalardan uzakta
Bir yanımızda şehrin ışıkları
Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar
Orada hiç yemesek hiç uyumasak
Hiç düşünmesek yarını
Sonra unutsak sıkıntısını günlerin
Gecenin karanlığını
Sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa
Her nefes alışta duysak yaşadığımızı
Sonra kaybolsak bu özgürlükte
Bu hazda
Bu derin aydınlıkta
Sonra sabah
Sonra paydos
Sonra kurtuluş
Sonra ölüm
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Bugün hiç istemedim yatağımdan kalkmak.Her 5 dakikada bir çalan saat iyice bozuyordu artık sinirlerimi.Saatin çalmasına inat iyice gömülmek istedim yatağıma.İçinde kaybolmak belki de.Bilerek duymamazlıktan geliyordum ve sürekli erteliyordum bugün çalmaması gereken ama ısrarla çalan saati..
Bugün farklıydı önceki günlerden.Anlamsızdı..Belirsizdi..Tuhaftı..Hava bulanık ''yağmur ''çiseliyordu.Bu sefer ki ''yağmur'' kimin göz yaşlarına eşlik ediyordu..!!Düşünmek aklıma getirmek istemedim..
İsteksizdim bu sabah herşey için.Önceleri 2 saat önceden kalkıp hazırlanmak yetmezken bugün dakikalar su gibi akıp gitsin de geç kalayım istiyordum..Hiç acele etmeden hazırlanmam bana göre bi sürü dakikalarımı almış götürmüş varsaysam da oysa sadece 10-15 dakikamı almıştı..Ne oluyordu bu akreple yelkovana..!!Sonra gitmemeye karar verdim okula.Dayanamayabilirdim oradaki vedaya..Zaman geçsin diye kendimi kandırırken 3-5 dakika sora dayanamasam bile gitmeye karar verdim oraya.Uzun bir süre son olucaktı çünkü onu görüşüm..
Ayaklarım geri geri gitsede ,her ne kadar geç kalmaya çalışsamda beceremedim.Daha okul kapısındayken son defa duyuyordum sesini.Veda sözcüklerini.Aman Allah'ım ne oluyordu bu gözlerimdeki yaşlar..??Yok yok dedim ya ''yağmur'' çiseliyordu..!!Ağlamiyacaktım çünkü beni böyle görsün istemezdim.Biliyordum emindim çünkü yeterince üzüldüğünden.Ve sonra dudaklarından dökülen son nameler ve ilk defa ve de son olarak duyduğum okuduğu bir kaç mısralar..Kendimi daha fazla tutmaya engel olamadım.Ve sonra sustu ve mikrafon el değişti.Onun sesi onun vedaları üzerine başka gelen konuşmaları duymuyordum.Bilseydi şimdiden özlendiğini gider miydi diye sormak için yanına gittim..Ama soramadım..Konuşamadım..Çünkü onun için böylesi daha güzel olucaktı biliyordum.O yüzden sustum.Anladı zaten içimden geçenleri her zaman olduğu gibi.Ama o benim gibi susmadı.Kendime iyi bakmamı böyle olması gerektiğini söyledi..Ve son kez bir abi,bir arkadaş ve bir öğretmen olarak baktı gözlerimin içine..Sonra arkasını döndü..GİTTİ..
Ben bugün bir kez daha gidenin arkasında kalmaktan nefret ettim.Ve ben bugün havanın niye bulanık ve ''yağmur''un neden çiselediğini anlıyorum artık.Ve ben bugün bütün çabalarıma rağmen geç kalmak istesemde zamanın bana eşlik etmediği için minnet duyuyorum zamana..
VE BUGÜN DÜNE GÖRE DAHA ÇOK ÖZLENİYORSUNUZ..
Yağmur ÇİÇEK