YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

OYUNBOZAN

Gönderen Harun 23 Şub 2009


Tombul, saçları altın sarısı, beyaz tenli bir çocuktum. Arkadaşlarımla mahalledeki kedileri kovalar dururduk. Hiçbir kedinin kuyruğuna teneke bağlamadık. Hiçbir kediyi öldürmedik. Buzun üstüne incecik kar serpip, geçen kedilerin ayaklarının kayıp düşmesini başardığımızı hatırlıyorum. Şehir merkezinde büyüdüm. Pastoral ortamımızda kedilerin önemli bir yeri vardı. Bir iple sıkı sıkıya bağladığımız balık kafasını, bir kedinin ucu ucuna ulaşabildiği bir yükseklikten yemeye çalışmasını, uzaktan saatlerce izlemiştik. Hayatımın en eğlenceli dönemlerinden tekiydi.Kediyi bazen bir köşeye, bir bodruma falan sıkıştırınca birbirimize ne yapacağımızı sorardık. Düşündükçe gülüyorum; kedinin kaçmasına, yanımızdan geçmesine izin verir sonra yeniden peşine düşerdik. Birisi sorsa ''niye kovalıyorsunuz'' diye ne cevap verirdik bilmiyorum ama bizim amacımız sadece kedinin peşinden gitmekti.
Amaç sadece gitmekti, yoksa zarar vermek değil.


ELİMDEN GELEN BU

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor'' (Attila İLHAN)


Müstakil bahçeli bir evde dünyaya gelmişim. 5 yaşına kadar da o evde yaşadım. Sonra yıkıp yerine apartman yaptılar. İki tane devasa dut ağacı vardı. Erik ağaçları, kiraz vesaire hatırlayamadığım birçok ağaç vardı. Çilekten karpuza kadar birçok meyve ve sebzenin yetiştiği bahçeyi sulamak amaçlı küçük bir havuz vardı. Benim gücüm yetmesede havuzun başındaki tulumbadan su çekilirdi. Saatlerce o bahçede tek başıma oynardım. En büyük oyunum ise 4-5 yaşındaki bir çocuk ne kadar eşebilirse, toprağı eşerek çıkan toprağı yeniden çukura doldurmaktı. Sanırım bahçedeki toprak gevşek bir toprak olduğu için çıkan toprağı tekrar çukura doldurup üstüne bastırdığımda çukurda boşluk kalırdı. Babama söylemiştim niye böyle oluyor diye ''olmaz öyle şey çıkan toprağı doldurunca eski haline gelir'' demişti. Eski haline gelmiyordu işte! çıkan toprak çukuru yeniden doldurmuyordu. Sanki toprağı söküp alınca kendi yuvasından, birşeyler eksiliyor ve kayboluyordu.
Eksiliyordu sanki, bir boşluk kalıyordu.


''...................
Yanıldığımız herşeyi birden istemekti.
İsteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
İhtiyaç başka bir boyuta geçmekti
Devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu''

(HER ŞEYİ BİRDEN İSTEMEK) (Attila İLHAN)



Çeşitli bilye oyunları onardık arkadaşlarla. Benim akranlarımın birçoğu çocukken rüyasında bilye toplamıştır. Çok zevkli bir rüyadır sürekli bilye bulursun. Ağabeyimin ve arkadaşlarının bilye oyunu bizimkinin yanında çok acımasız olurdu. ''Ütmek'' yani karşıdakinin bilyelerine sahip olmaya yönelik, kuralları ciddi bir kumar oynarlardı. Oyuna başlamadan önce cebindeki veya torbandaki bilye miktarını gösterirdin, hatta sayarlardı. Beş-on bilyesi olan birisini oyuna almazlardı. Ve temel kural ''ütüp-ütülene kadar'' cümlesinde gizliydi;
Bir taraf bilyelerinin tamamını kaybedene kadar oyun bitmezdi.

Her ne kadar tartışma ve itirazlara sebep olsada Ağabeyimin bir yöntemi vardı. Ben oyunu dışardan izler, Ağabeyim birçok bilye kazandıktan sonra beş dakikalığına ortadan kaybolup sonra koşarak gelir ''Abi annem seni çağırıyor'' derdim. Ağabeyimde kazandığı bilyelerle ''ne yapalım arkadaş gitmem gerekiyor'' deyip riske girmeden oyundan çıkmış olurdu.
Oyun zaten bitecekti, ben sadece erken bitmesine sebep oluyordum.

''..............
sakındığımız yerlerimizden ayrılıklar açıyor
zehir zemberek bir gece kılığında
ama korkmuyoruz
çünkü biz zeki
okumuş
yazmış
zeki
yazanı görmüş
yazmayı geçmiş
okumaktan usanmış
zeki
kendini beğenmiş
zeki
hiçbirşeyi beğenmemiş
deneyimli
bilgili
zeki

çok şey öğrenmiş
öğrendiğinden fazlasını öğretmiş
zeki
korkusuz



ve çocuktuk...


o kadar çok ağlamıştık ki
hiç ağlamayacak gibi yaşadık..............................................''

NE GÜZEL (Yılmaz ERDOĞAN)



En zevkli oyunlar yazın akşamüstü oynanan oyunlardı. Hem havanın en güzel olduğu zaman hemde gündüzler uzun olduğu için okulda öğleci olan çocuklarda çoktan eve gelmiş ve dışarıya oyun oynamaya çıkmış olurdu. Tüm mahallenin çocukları birlikte akla gelebilecek her türlü oyunu oynardık. Beton binaların ve taşıtların, çocukların oyun sahalarını daha işgal etmediği ve en önemlisi sokağın hala güvenli bir yer olduğu yıllarda, çocukluğumu geçirdiğim için gerçekten çok şanslıyım. Oyun oynamaya bir türlü doymazdık. Tutmasalar sabaha kadar oyunlar oynayacaktık. Karnımız acıkırdı ama yinede eve gitmezdik, çünkü eve girince tekrar çıkamama ihtimali vardı. Oyunlar genelde bir arkadaşın annesinin pencereden onu akşam yemeğine çağırmasıyla sona ererdi. Oyun çekişmeli, puan esasına dayalı bir oyun ise malum anneye tüm arkadaşlar yalvarırdık;
'' Ne olur Aysel teyze biraz daha , on dakkaya bitecek.''

Eve çağrılan arkadaş masum masum annesine bakar, arkadaş camiasında zor durumda kalışını beden diliyle anlatır ve bir sürü yalan dolanla annesinden izni koparırdık.
Ama sonuçta bu süreç fazla uzun sürmez aynı anne veya başka bir annenin sesiyle herkes oyunu bırakırdı. Tüm mahalle bir anda sessizliğe bürünür, tüm çocuklar evine giderdi. Annemin direktifi ile elimi,ayağımı, yüzümü yıkayıp akşam yemeği pozisyonu alırdım. Oyun oynamaya doyamamış olsamda, bu ayrılık fazla uzun sürmeyecek yarın yine arkadaşlarımı görecek, yine onlarla birlikte olacaktım. Ayrılık demek herşeyin bitmesi demek değildi.

| Bu yazıyı arkadaşına gönder

5 SİTE YORUMLARA KAPATILMIŞTIR

  1. büşra dedi ki:
  2. Hayat bazen öyle bir şeyle çıkar ki karşına sevinç hüzün bir arada ne hissettiğini bilemezsin mutlusundur aslında ama aynı anda çokda acı çekersin nedense keder hep ön planda olur hep acı olan tarafı düşünürsün seni daha çok etkiler ellerin titrer üşürsün içinde tuhaf birşey vardır tarifi pek mümkün olmayan...Gitmekse tamamen ayrı bir konu gitmelerin hepsinde bırakmak vardır,arkadanda birilerini birşeyleri bırakırsın.Yeni bir mekan,yeni insanlar,geride bırakılanlar,çaresizlik,gözyaşı ve belki biraz mutluluk..Ama hayat yolculuğumuz hep gidenlerle dolu aslında,bir durakta hayatımıza girip başka bir durakta inenlerle,inmelerini istemekdiklerimizle ama inmek zorunda olanlarla ve inenlerin yerine hayatımıza girenlerle.Gelenler ne kadar çok olursa olsun gidenlerin bıraktıkları boşluklar hiç değişmesede artık gidilmiştir boştur orası ve bir daha hiç dolmayacağını bilirsin ama elinden gelen birşey yoktur çaresizsindir.Bazı yerlerde insanı gamın yıktığı söylensede insanı çaresizlik yıkar,gam zaten çaresizsen vardır.Çaresizlik elden birşey gelmemesi diye bilinir ya aslında çaresizlik gidene dur diyememektir,çaresizlik gözyaşıdır,çaresizlik mücize beklemektir,çaresizlik çok azda olsa umuttur,çaresizlik kaybetmektir ve çaresizlik bir daha hiç bulamayacağını bilmektir..Kalanlar gideni gönlünde taşırmış ya belki büyük çoğunluk için doğrudur ama bir kısmı için geçerli değil bazen gidenlerde kalanı taşır gönlünde ve eminim siz onlardansınız...Umarım herşey sizin için daha güzel olur..Olmasın hiç o ta içten gülen gözlerde yaş yollarımız ayrılsa bile...

     
  3. Adsız dedi ki:
  4. Hocam herkes biliyormuş gidiceğinizi bi ben mi bilmiyordum yaa :( ben bugün siz konuşma yapınca öğrendim hocam.. Bi hoşçakalın bile diyemedim size.. Okuduğunuz şiirde çok güzeldi.. Hocam diğer yazınıza da yorum yazdım hep aynı şeyleri söylüyorum ama biz sizi çok seviyoruz. Bloğunuzu hiç kapatmayın hocam lütfen :( size ulaşabileceğimiz başka bir yol yok galiba :(
    ( İLKNUR )

     
  5. zuhal dedi ki:
  6. hocam galiba bu sefer siz oyunbozanlık yaptınız hiç beklenmedik bir anda, oyunun tam ortasında bıraktınız bizi ama olsun şimdi tek tesellimiz bu sefer oyunu biz bozmadık. Biz size hak ettiğiniz değeri veremedik umarım hakettiğiniz değeri yeni öğrençilerinizde bulursunuz siz herşeyin en iyisini hak ediyorsunuz 12/tma

     
  7. Adsız dedi ki:
  8. hocam ben sizi yeni keşfettim sayenizde matematiğe olan ilgim arttı çok tşk ederim sizi tanımıyorum ama konuşamalarınızdan anlaşılıyor çok iyi bi hoca olduğunuz keşke benimde hocam olsaydınız..

     
  9. Harun EŞKAR dedi ki:
  10. İlginizin artmasına, yararlı olmama sevindim. Çok iyi hoca olduğumu sanmıyorum. Kime göre neye göre? Hem bazen ''kötü'' hoca daha yararlıdır. Öğrencinin bazı şeyleri kendisinin halletmesi sebep olur bu da iyi birşeydir.:)
    İltifat için yinede teşekkürler.