YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

OYUNBOZANLAR

Gönderen Harun 29 Kas 2008

Kimi öğretmen öğrenciyle duygusal olarak bağ kurmaz. Ben öyle değilim. Kimi zaman öyle olmak istiyorum ama olamıyorum. Sevemediğim bir sınıfa giderken ayaklarım geri geri gider. Bu yüzden öğrencilerimi sevmek zorundayım yoksa ders anlatamam. Matematiği anlasın, anlamasın önemli değil. Öğrencide sevilecek birşeyler bulmadan duramam.
Öğrenci ile aranda güçlü bir sevgi bağının olması birçok şeyi kolaylaştırıyor. Birçok öğrenci derse, öğretmeni sevdiğinden dolayı çalışıyor. Birçok öğrenci öğretmeni seviyorsa, dersi dinliyor. Söylediğiniz sözlerin öğrenci üzerindeki yaptırımı, otoritenizden çok sevgi ve içtenliğinizle alakalı. Öğrenci sizi seviyorsa size güveniyor. Öğrenci sizi seviyorsa sizin dedikleriniz önemli. Öğrencinin sizi sevmesinin ilk şartı ise sizin onu sevmeniz. Sevgi çok büyük bir güç.
Bu sene sadece 12. sınıfların derslerine giriyorum. Bazı sınıfların 2,5 senedir öğretmeniyim. Senenin sonunda 3 sene olacak. Geçtiğimiz bu 2,5 yılda ailemden daha uzun bir süre onları gördüm. Keşke zaman hiç geçmese ve ben hayatım boyunca onlara öğretmenlik yapsam ve onlar hiç gitmese.
Ama öyle olmuyor maalesef. Hep gidiyorlar. Oyunbozanlık yapıyorlar. Tam alışıyorsun, onlar seni, sen onları tanıyorsun, onlarla arkadaş olmuşsun, sonra bir bakmışsın kimsecikler yok ortalıkta. Sanki saklambaç oynuyoruz, ben ebeyim. Fakat ben gözlerim kapalıyken herkesin annesi çağırmış akşam yemeğine ve ben gözümü açıyorum kimsecikler yok ortalıkta. Arıyorum arıyorum kimseyi bulamıyorum.
Arada sevgi olunca herşey çok yoğun yaşanıyor. Kötü bir sözünde çok üzülüyor öğrenciler. Umut dolu , güzel sözlerinde ise gözleri parlıyor. Sadece onlar mı peki? Bir saygısızlıkta, kötü bir davranışta aynı yıkım hissini sizde yaşıyorsunuz. Öfkeniz bile sevginizden başka birşey değil. Bir kusur işliyorlar, olmayacak bir hata yapıyorlar, ağızlarından kötü bir söz çıkıyor , olan sizin kalbinize oluyor. Kırılıyorsunuz. Yaptığınız onca fedakarlık gözlerinizin önünden geçiyor. Niye yaptılar ki bunu? Ne gerek vardı ki? İşte o yıkım hissini yaşadığımda hep düşünüyorum, bu kadar yıpratıcı bir meslek nasıl olur da 25-30 sene yapılabilir? Sevgi öğrencinin üzerinde etkinizi çok güçlü kılsada aynı güçlü etkiye sizde maruz kalıyorsunuz.

O artık öğrenci değil bir arkadaş , bir dost.
Ve yapacağı bir hata, yada yapmadığı bir görev sizde kötü etkiler bırakıyor.
Haftanın her günü gördüğünüz, gülmesine, ağlamasına, hastalığına, sevincine ve daha birçok şeye şahit olduğunuz, alıştığınız, yaz tatillerinde özlediğiniz, sevdiğiniz ikiyüz kişinin pat diye hayatınızdan çıkıp gitmesi çok kötü bir duygu. Her ne kadar ziyaretinize gelseler bile hergün görmek gibi olmuyor ki!


Ama gidecek oyunbozanlar, adiler, gıcıklar...:)
Ne kadar seversen sev gidecek her biri.
Ve ben gözümü açıyorum kimsecikler yok ortalıkta, heyy nerdesiniz be! bak bırakıyorum ebeliği. Sesim karşı apartmandan yankılanıyor. Orada duran birisi mi yoksa ağacın gölgesi mi? Uzaktan bir köpek havlaması. Issızlaşıyor her taraf.Hava kararıyor. Sert bir rüzgar başlıyor. Yapraklar hışırdıyor. Bir gazete rüzgarda uçuyor. Sonra bir plastik poşet. Yerden toz kalkıyor. Kimsecikler yok ortalıkta. Şaka yapıyorlar biliyorum şimdi hepsi çıkacak. Hafiften gülümsüyorum evet evet şaka bu. Bekliyorum , bekliyorum kimsecikler yok. Çömeliyorum olduğum yere. Gözlerim doluyor...


DERS ÇALIŞMAK, ZAMAN VE YAŞAM

Gönderen Harun 22 Kas 2008

ders çalışmakİnsan beyni denilen organın iyi işlemesi için farklı bölümlerinin çalışması gerekiyor. Beyindeki hücre sayısından ziyade hücreler arası bağlantı miktarı önemli. Zaten oldukça fazla hücre var:) Hücreler arası bağlantı miktarının artması için farklı zihinsel faaliyetler yapmak gerekiyor. Beynin sadece bir tarafını çalıştırırsanız bağlantı sayınız hem artmaz hemde bağlantılarınız körelir. Hani çalışkan diye nitelendirilen, işi gücü ders olan öğrenciler vardır. Okul ve ders dışında pek fazla şeyle ilgilenmezler. Bu öğrencilerden bazılarına hayatla ilgili, sosyal, kültürel konularda soru sorulduğunda hiç beklenmedik tuhaf cevaplar verirler. Sorudan kastım; Cevap verebilmek için net, somut bilgi gerektiren sorular değil. Hani hepimizin içerisinde bulunduğu günlük yaşantımızla ilgili bir konuda, yorum veya fikrini sormaktan bahsediyorum. Bir bakarsın sınıfın haylazları en mantıklı cevapları veriyor. Geçenlerde edebiyat ve ingilizce branşındaki iki farklı öğretmen okul yaşamlarında hep aktif olduklarından, müzikle, sporla, tiyatroyla, yarışmalarla ilgilendiklerinden, fakat buna rağmen başarılı olduklarından bahsediyordu. Teki okul birincisi olduğunu teki ÖSS'ye bile doğru düzgün çalışmadığını söylüyordu.
Ders çalışmaya gereğinden az mı zaman ayırmışlardı?
Bu tip uğraşlarla ilgilenmeseler daha mı başarılı olurlardı?

İnsan etrafındaki dünyadan bihaber yaşıyorsa hayatı nasıl anlayabilir. Yaşamı nasıl farkedebilir. Kendini karşıdaki kişilere ifade edemedikten sonra ''Dil ve Anlatım'' dersini alsan ne olacak almasan ne olacak. Yaşadığın şehirdeki insanların hayatlarını merak etmezsen, tanıdığın insanların gözlerine, yüzlerine, sözlerine dikkat etmiyor ve onları anlamaya çalışmıyorsan ''Sosyoloji-Psikoloji'' dersi alsan ne olacak almasan ne olacak. Oturduğun semtin, ilçenin, okulunun adının nereden geldiğini düşünmüyorsan, Osmanlı evlerinin yokolduğu halde saray, cami ve çeşmelerin neden ayakta olduğunu düşünmüyorsan, Selçuklu camilerinin toprak seviyesinin altına, Osmanlı camilerinin ise basamakla çıkılan yükseğe yapılmış olduğunun farkına varmıyorsan, ''Tarih'' dersi alsan ne olacak almasan ne olacak.
Beyni çok yönlü çalıştırmak lazım. Derslere saplanıp kalmak başka hiçbirşeyle ilgilenmemek veya derslerde öğrendikleriniz hakkında günlük hayatta hiç kafa yormamak; büyük bir hatadır. Öğretmen, okul, dersler size bilgi verir onu işlemek, kullanmak sizin elinizdedir.

''Ders çalışmak tüm zamanımı alıyor
başka şeyler yapmaya zamanım kalmıyor.''
Demek ki yeterince çalışmıyorsun, ders çalışmalısın yani; Kitap okumalısın, müzik dinlemelisin, şiir yazmalısın, internet kullanmalısın, top oynamalısın, ip atlamalısın, haber izlemelisin, alışveriş yapmalısın, makyaj yapmalısın, saçını taramalısın.
Dünyayı değiştirenler geniş açılımlı, çok yönlü kişilerdir.

astronomik saatİki gün sonra okulda bir sınıfta;

Hiç ders çalışmıyorsunuz müzik dinlemeyi bırakın,
sürekli gezip tozuyorsunuz . İnternet Öss'ye kadar yasak, biraz ders çalışın. Halı saha maçı yapmanın zamanı mı? Boş işlerle uğraşmayın. Otur ve ders çalış. Televizyon izleyerek sınavı kazanacağınızı mı sanıyorsunuz? Tüm işiniz ders olsun, zamanınızı dersten başka bir şeye harcamayın.
Eee ne yapalım öğrenci milletine vur desen öldürür. Dersi falan bırakıp eğlenceye verirler şimdi bunlar kendini....:)

MATEMATİK EĞİTİM SİSTEMİMİZ (2)

Gönderen Harun 12 Kas 2008

4 yıllık lise eğitimine geçiş sırasında matematik dersine haksızlık yapılmıştır. Diğer branşlarda programı uygulama açısından ferahlama meydana geldiği halde, matematik dersinde bunun tam tersi olmuştur. Eskiden öğrenci haftada 5 saat matematik dersi alıyordu ve 3 sene eğitim alıyordu. Yani öğrenciye lise yaşamında 5.3=15 birim matematik dersi veriliyordu. Şimdi ise haftada 4 saat ve 4 sene eğitim aldığına göre öğrenciye 4.4=16 birim matematik dersi veriliyor. Hemen hemen aynı.
Verimlilik açısından ele alırsak, bu basit denklem daha karamsar bir tablo karşımıza çıkarır. Haftada 5 saatle ilerlemeyi 500 birim kabul edersek haftada 4 saatte 400 birim ilerliyemiyorsunuz. Haftada 4 saatlik matematik eğitiminde kayıp, yüzde olarak daha fazladır. Haftada 2+2 şeklinde matematik eğitimi verilen bir okulda öğrenci matematik öğretmenini 3 gün görmemekte ve matematikteki süreklilik bozulmaktadır. Haftada 2+1+1 veya 1+1+1+1 şeklindeki bir haftalık ders programı ise yine alınan verimi düşürmektedir. Sayısal derslerde bir konunun kavranması için 1 saat yeterli değildir. 2 kere 2 her zaman 4 etmez(kimse duymasın).

Aynı zamanda konu dağılımında da sakıncalar vardır. Trigonometrinin 10. sınıfın son konusu olup havaların ısınma zamanına gelmesi yanlıştır. 11. sınıf müfredatı çok rahat, geniş geniş işlenebilirken 9 ve 10. sınıf müfredatı çok yoğundur. 12. sınıf Tam Değer ve Signum fonksiyonlarının kalkmasıyla ve Matris-Determinantın 11. sınıfa alınmasıyla rahatlamıştır. Fakat 9 ve 10. sınıf müfredatı bir an önce gözden geçirilmelidir. Trigonometri ile Permütasyon-Kombinasyon-Olasılık ünitesinin yerini değiştirmek çare değildir. 10. sınıftan bir konu 11'e aktarılmalıdır. 9. sınıftan ise kümeler veya mantık gibi konular ya taşınmalı yada kaldırılmalıdır. Başka konular da seçilebilir bunların yerine. Liseye yeni başlamış öğrenci için 9. sınıf çok ağır.

Analitik Geometri dersi iki parça halinde verilmelidir. Noktanın Analitiği ve Doğrunun Analitiğinin bir kısmı 9. sınıfta verilmelidir. Trigonometri bilmeden, doğrunun eğimi tam kavranmadan 9. sınıfta doğru denkleminden bahsetmek tuhaf gözükse de gerekli düzenlemeler yapılarak eğer 9. sınıfta analitik geometri eğitimi verilirse, öğrenci ve öğretmenler 9. ve 12. sınıftaki fonksiyonlar konusunda, parabolde, logaritma ve trigonometrik fonksiyonların grafiğinde, karmaşık sayıların kutupsal gösteriminde ve daha birçok konuda rahatlayacaktır. 12. sınıf veya 11. sınıf analitik geometri için çok geçtir. Nasıl lisedeki tüm alanların matematik bilmesi gerektiği düşüncesinden dolayı 9. sınıf matematiği zorunluysa, nokta ve doğru analitiği de 9. sınıf matematik konuları kadar önemlidir.
Şimdiye kadar söylediklerim mevcut sistemi düzenlemeye yönelikti. Peki ama mevcut sistem ne kadar doğru? Artık şunu kabul etmek lazım Türkiye'deki ortaöğretim matematik müfredatı birçok öğrenci için ağırdır. Standart bir düz lisede Trigonometriden İntegrale kadar ki konuların hepsini kavrayacak, anlayacak öğrenci miktarı en iyimser tahminle %10 'dur. Harcanan para, zaman, öğrencinin ve öğretmenin emeği boşa gitmektedir. Eğitim sistemimiz ağırdır. Bunun çaresi konuların müfredattaki yerini sabit tutup dersin içeriğini boşaltmak değildir. Trigonometri anlatalım ama yüzeysel anlatım diye birşey olmaz. Tamam her türlü ayrıntıya girmek sakıncalıdır, fakat temel şeyleride vermek gerekir. Bu yüzden hafifletme olacaksa toptan olmalıdır. Ya ünite kalkmalıdır yada alt başlığın tamamı kalkmalıdır. İşte o zaman haftada 4 saat matematik dersi vermek mantıklı olur. Bence aşağıdaki konular kalkmalıdır;

1)Mantık
2)Kartezyen Çarpım- Bağıntı
3)Moduler Aritmetik
4)Polinomlarda bölme işlemi yapmadan kalan bulmak.
5) Peryot Kavramı,
Dönüşüm ve Ters Dönüşüm Formulleri
6) Tümevarım (toplam çarpım sembolunu kastetmiyorum)
7) Diziler ve Seriler
8) Matris -Determinant
Ki bu konular çıkartılsa bile bence hala ağırdır ortaöğretim matematik müfredatımız. Tabiki mevcut müfredatın hafif bile geldiği okullarımız vardır. Fakat Türkiye'nin her yerinde bu müfredatı uygulamak, dediğim gibi zaman, para ve emek açısından son derece yanlıştır.
Matematik eğitimi hakkında daha söylenecek milyonlarca şey var ama ...ama işte!

MATEMATİK EĞİTİM SİSTEMİMİZ (1)

Gönderen Harun 11 Kas 2008

Bir süredir üzerinde düşünüyorum ve kesinlikle karar verdim; Dört yıllık lise müfredatının ve ilköğretim müfredatının uygulanış şeklindeki matematiği somutlaştırarak anlatma yönteminde sakıncalar vardır.

Öğrencileri matematik dersine ısındırmak , ilgi duymasını sağlamak için her türlü somutlaştırmaya sonuna kadar varım. Tabiki matematiğin hayatta, somut manada nerede kullanıldığı anlatılmalıdır. Tabiattaki matematiksel düzenden bahsedilmelidir. Bunların öğrencinin matematiğe ilgisini artırmasının yanında, zaten bir kişi kültürel bakımdan bunları bilmesi gerekir.

Fakat yeni lise müfredatının uygulanış şekli ve bir süredir uygulanan ilköğretim matematik müfredatı, dikkatlice incelenirse amaçlananın daha çok öğrencinin matematiği bu şekilde daha iyi anlayacağının varsayıldığıdır. Matematik somutlaştırıldıkça öğrencinin matematik dersinde daha başarılı olacağı düşünülüyor.
İlköğretimde bu bir yere kadar kabul edilebilir. İlköğretim öğrencisi eline makas, kağıt, yapıştırıcı alıp küp yapmalıdır. Bir çocuk toplamayı öğrenirken abaküs, fasulye vs. kullanmalıdır. Öğretmen eline iki tane elma alıp toplama yada çıkarmayı anlatmalıdır. Matematiksel oyunlar, eğlenceli aktiviteler yapılabilir.

Fakat liseye gelmiş bir öğrenciye anlatılan matematiğin temel amacı öğrencinin düşünce yetisini geliştirmekse, matematiği somutlaştırma bizi amaçtan uzaklaştıracaktır. Zaten bu dersin var olma sebebi soyut olması değil midir? Fizik dersi gibi anlatılan her konunun günlük hayattan bir örnekle açıklanabileceği bir ders varken, matematik diye farklı bir ders niçin var ki? Zaten dersin yapısı somutlaştırmaya pek müsade etmiyor. Ki matematik demek bu değil mi? Somut örnekler üzerinden anlatılan matematik mi yoksa soyut anlatılan matematik mi insanın bir probleme çok yönlü yaklaşmasını, herhangi bir olayı çok yönlü değerlendirmesini sağlar. Çıkarsama, akıl yürütme etkinliklerini daha iyi yapabilmeyi hangi tür matematik sağlar. Tekrarlıyorum; zaten somut olan ve düşünsel yapınızı geliştiren, doğayı daha iyi anlamanızı sağlayan bir fizik dersi var. Eee canım eğer arada fark kalmayacaksa bir de matematik dersi diye bir ders niye olsun ki?

Proje yapma adı altında doğadaki spiralleri araştıran bir öğrencinin matematiğe ilgisi, alakası artabilir. Bir ayçiçeği veya deniz kabuğundaki Fibonacci Dizisi hakkında ödev-proje hazırlayan bir öğrencinin matematiğe olan bakışı değişebilir. Ama bu iyi bir matematik eğitimi demek değildir.
''Bilginin bir bütün olarak ele alınması'' tabiki güzel. Matematik öğrenen bireyin bunu anlamlandırması muhakkak gerekir. Ama matematik dersinin yapısı anlamdan bilgiye gitmez. Bilgiden anlama gider.


BU TOPRAKTA BU AĞAÇ !

Gönderen Harun 8 Kas 2008

Bir şiire bakıyorum internette. Bildiğim bir şiir. Açıp okuyorum bir siteden bir sorun var. Şiir yanlış yazılmış böyle değildi diyorum kendi kendime. Başka bir siteyi tıklıyorum Google'dan yine aynı şekilde yazılmış bir mısra eksik.
HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR başlıklı yazım aklıma geliyor. Yanlış hatırlıyor olabilir miyim? Bakıyorum bakıyorum tüm sitelerde aynı. Benim fazladan hatırladığım bir mısra var. Ama şiirin kendisine bakıyorum benim hatırladığım mısra olmadan çok saçma duruyor.

Ekşi sözlükte bile eksik o mısra.
Artık dayanamayıp gidip şiir kitabını buluyorum kitaplığımdan. Neyse ki rahatlıyorum o kadar yaşlanmamışım daha. Oracıkta duruyor işte ''yamalı envanterinde''

Merak edip Google'dan arattırıyorum. Doğru şekilde yazılmış hali için 9 sonuç verirken, şiirin yanlış yazılmış şekli için 739 sonuç gösteriyor . Nasıl oluyor bu? Tahmin etmesi güç değil, birisi yanlış yazıyor ve herkes kopyala yapıştır yaptığı için....

Sonra anladım , sanırım şiiri yanlış yazanlar şiiri değil de
şiirin anlamını paylaşmak istemişler.
'' namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları''

İnsanlara, kendisine, dünyaya hiçbir faydası olmayan. Yeni ve değerli birşeyler üretmekten aciz. Etrafındaki arkadaşlarına, eşine, dostuna birşeyler katmaktan yoksun. Bir rol sahibi hatta figüran olmayı bile başaramayıp bir piyon gibi tamamen başkalarının ekseninde yaşayan. Kendi yerine başkalarının düşünmesine izin verip, kendi aklını ve yaşamını satan. Kendisi olmayı bile başaramayan ve bunun farkında olmayan. Şu kısacık ömürde hayal ettiklerinin , aslında başkalarının hayalleri olduğunu göremeyen insanları gördükçe korkuyorum;
'' bu toprakta bu ağaç kuruyacaktır elbet'' mi diye.


BAŞIMI AĞRITAN İNSANLAR

Gönderen Harun 2 Kas 2008


Bazı arkadaşlarım vardır; O kadar çok şey paylaşmışız ve birbirimizi o kadar iyi tanıyoruzdur ki biraraya geldiğimizde bazen konuşacak birşey bulamayız. Ama bu demek değildir yanlarında sıkılıyorum. Aksine çok mutlu ve huzurluyumdur.

Kimi zamanlar fazla samimi olmadığım insanlarla bir ortamı paylaşmak zorunda kalırım. Aramızda çok fazla sohbet dönmez. Kendimi bir ortamdan soyutlayıp bambaşka şeyler düşünmeyi başarabilen bir insan olduğum için çok fazla rahatsız etmez bu ortamlar beni. Elli tane insanın arasında hiç konuşmadan
kendimi bambaşka bir dünyada hayal ederek sıkılmadan oturabilirim. Tercih etmem böyle bir durumu. Ama çok ta rahatsız olmam.

Sinemaya tek başıma gidebilirim. Gidip bir yerde tek başıma iki saat oturup kahve içebilirim. Sevdiğim bir yazarın romanını evden günlerce çıkmayarak okuyabilirim. Övünmek gibi olmasın yaşamım ne olursa olsun renkli, zengin bir iç dünyam vardır. Kendine tahammulu olmayan insanlardan asla olmadım. Saatlerce kendi kendime konuşabilirim. Ben benden sıkılırsam, başkaları benim için ne düşünürler kim bilir?

Neyse konuya gelelim artık. Adamın veya kadının teki konuşuyor. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor anlatıyor,.... sus be artık. Tanımıyor olsam kalkıp gideceğim yanından. Yüzüme sıkılıyorum ifadesini takınıyorum. Gözlerine bakmayıp sağa sola bakıyorum, ilgilenmediğimi belli etmek için. Yok, O hala anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor.
Diyorum ki kendi kendime bu; ya gözlem yeteneği olmayan benim sıkıldığımı ve dinlemek istemediğimi anlamayacak kadar cahil bir insan. Ya da sıkıldığımı anladığı halde yine de anlatmayı tercih eden bencil bir insan. Bir insan nasıl olurda konuşurken karşıdakini gözlemlemez. İster konferans veren biri ol, ister ders veren öğretmen, istersen arkadaşınla sohbet ediyor ol. Yapmakla mükellef olduğun ilk iş; karşıdaki insanların seni dinlemek isteyip istemediğini gözlemlemektir. Yapman gereken şeyler bellidir. Ya susacaksın. Ya konuyu değiştereceksin. Ya anlatım yöntemini değiştireceksin. Ya da anlattığın şeyin değerli olduğunu benimseteceksin.

Ya bak ben aptal değilim bana ne anlatacaksan bir dakika da anlatabilirsin. Senin ikinci cümlende ben senin anlatmak istediğini anladım, ne uzatıyorsun!
Ya bak senin yaşamın açısından çok değerli bir şey benim için basit ve anlamsız olabilir. İnsan hiç mi düşünmez bunu?
Ya sen birşey anlatacaksan gidip blog yazsana benim gibi. Okumak isteyen gelir okur.
Ya bak anlıyorum insanlar seni dinlemekten sıkılıp seni konuşturmamışlar yıllarca, sebebini bir düşünsene niye acaba diye?

Benim de hergün başıma milyonlarca şey geliyor. Niye anlatmıyorum sence? Çünkü beni dinleyen birisi benim için değerlidir. Birşey anlatacaksam kayda değer birşey olmalıdır. Komik olmalıdır, tuhaf olmalıdır, ilginç olmalıdır, bilgi içeren birşey olmalıdır, vesaire.

Eğer sen benim için sıkıcı birşey anlatıyorsan ve bunun farkında olup hala devam ediyorsan ben bundan şunu anlarım; Sen benim için değil kendin için anlatıyorsundur.

Eğer benim sıkıldığımı anlamıyorsan. Üzüldüm bak şimdi senin için.

Off nasıl kızmışım be:)