YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

GECENİN PEMBE KANATLARI

Gönderen Harun 28 Tem 2008

ay yarımay Bu gece aniden sebebini bilmiyorum, yıllar öncesinde takip ettiğim bir radyo programı aklıma geldi. ''Gecenin Pembe Kanatları'' isimli bu programı ''Serap BABÜR'' isimli dünya güzeli bir bayan sunardı. Dünya güzeli diyorum ama aslında radyodaki sesinden başka, anlattıklarından başka hiçbirşey bilmiyorum. Bir fotoğrafını bile görmüş değilim. Ben dahil dinleyicisi birçok erkek aşıktı kendisine. Bugün bile anlattığı bazı şeyler hala aklımdadır.

İnsan bir sebepten dolayı geçmişe gidince o yıllarda ki başka şeyleride düşünmeye başlıyor. Ve ardından bugünü düşünmeye başlıyor.

Biraz hüzünlü, biraz neşeli nostaljik yolculuğumdan sonra, gençliğimde zamanın hiç geçmediğini, yapmak istediğim binlerce şey olduğunu, fakat yapmak için olanaklara sahip olmadığımdan yılların geçmesini sabırsızlıkla beklediğimi hatırladım. Bugün ise yine binlerce şey yapmak istediğimi fakat zamanın avuçlarımdan hızla akıp gittiğini görüyorum. Bir orta yolu yok mu bunun yaa!!!?


BAŞARI

Gönderen Harun 24 Tem 2008

yarış
Amaç dersten yüksek not mu almaktır, yoksa ders içeriğini gerçekten unutmayacak şekilde öğrenmek midir? Bir sınavdan yüksek not almak veya karnede bir dersin notunun yüksek düşmesi gerçekten o öğrencinin o dersten başarılı olduğunun göstergesi midir? Bu sorular aslında eğitim kurumunun, öğretmenin vs. sorunudur. Zaten işi başından aşkın öğrenci ‘‘Ben yüksek not aldım ama gerçekten bu dersi öğrendim mi başarılı mıyım? ’’ diye düşünmek zorunda değildir?

Eğitim sisteminin mimarları öyle bir ölçme-değerlendirme (sınav, not, karne, ödüllendirme…) yapmalıdır ki bir öğrenci istenilen düzeye ulaşmadıysa zaten o dersten başarısız olmalıdır. Ama maalesef biliyoruz ki bu pek böyle olmuyor.

İşte bu yüzden yukarıdaki soruların muhatabı olmadığı halde, bu soruları öğrenci kendi kendine sormalıdır. Hayatın her yerinde konumu ne olursa olsun, insan kendi durumunu oturup tek başına değerlendirmelidir. Kendi seviyesini ve başarısını her öğrenci düşünmelidir. Bazen öyle olur ki düşük not aldığınız hatta kaldığınız bir dersi diğer bütün derslerden daha iyi öğrenmişsinizdir. Ve bazen de bilirsiniz ki bir dersten en yüksek notlara sahip olduğunuz halde o dersi tam olarak anlayamamışsınızdır. İnanın yaşam sizin zayıf olan yanınızı bilir ve boş bir anınızda yumruğu o en zayıf yere yersiniz. Oturun ve kimsenin etkisinde olmadan durumunuzu değerlendirin. Bir adım geriye ve bir basamak yukarı çıkın yaşamınıza yukardan bir bakın. Nereye gidiyorsunuz ve ne durumdasınız.

İllaki açıkça mı söylemem gerekiyor; Bilmiyorsunuz işte kombinasyon ve olasılığı:)

GECE YARISI GÜZEL BİR KIZLA SOHBET

Gönderen Harun 16 Tem 2008

Dün akşam biraz televizyona baktıktan sonra gece saat 12 sularında kanepenin üzerindeki gazetelere göz atıp yatayım dedim. Bir baktım bizim ki iç çamaşırlarıyla uykulu uykulu geliyor. ''Ne oldu uykun mu kaçtı'' dedi. Yok dedim ben hiç yatmadım ki daha. Saçlarının güzel olduğunu söyledim. Anneannesine gittiğini söyledi. Kuaförünün orada olduğunu hatırladım. Bugün hamama gitmişler neşeli bir şekilde onu anlattı. Müzik seti varmış, genç kızlar oynamışlar göbek atmışlar. Selülitsiz bacaklarına bakıp diz kapağındaki kabuk bağlamış yara izini gösterdim. Bağda düşmüş....

Baktım yatası yok bari meyve yiyelim dedim. Elma-erik aldım mutfaktan O da yanımda gelip yardım etti. Neyse biraz yedik. Uykulu uykulu gülümseyerek birşeyler anlatıp durdu. Babaannesinin hamamda şakir sabunuyla (kendi ifadesi) yaptığı köpükleri gülerek anlattı. Bende aniden hatırladım Babaannesi(annem) onun yaşlarındayken banada yapardı o köpüklerden. Baktım gözleri kapanıyor hadi yatalım dedim. Gecenin oniki buçuğunda üç buçuk yaşındaki bir hanımefendi yatağında olmalı değil mi? Amca- yeğen birbirimize iyi geceler dileyerek yattık sonra.

DERSHANE MATEMATİKÇİSİ

Gönderen Harun 13 Tem 2008

deftere yazı yazan küçük kız

Dershane Matematikçisi: Eski öğrenciler artık yok. Seviyeyi düşürmek zorunda kalıyoruz. Eskiden 35 dakika konuşurken şimdi 20 dakika anlatabiliyoruz. Dersin yarısını geyikle geçirmek zorundasın. Analitik düşünceye ve yorum yapma gücüne sahip öğrenci artık gelmiyor. Sınıfta iki üç tane iyi öğrenci oluyor onlarıda mecburen kaybediyoruz. Son yıllarda tuhaf bir durum ortaya çıktı. Dershane olarak öğretimin yanısıra eğitimle uğraşmaya başladık. Öğrenci sınıfa nasıl girip çıkacağını bilmiyor. Nasıl konuşması gerektiğini, sırada nasıl oturması gerektiğini bilmiyor. Dinlemeyi, konuşmamayı hiç bilmiyor. Artık 4-5 sene dershaneye gitmek hem veli hem öğrenci tarafından son derece normal karşılanıyor. Öğrencinin umrunda değil ailesinin onu dershaneye yollaması, para vermesi hiç takmıyor. Yada para vermeyi doğru şekilde algılamıyor, para verince en önemli işinin öğretmene istediğini yaptırabilmek olduğunu sanıyor. Halbuki asli görevi ders çalışmak. Dershaneden en büyük verimi almanın yolunun, ders çalışmak çabalamak olduğunu bilmiyor. Öğrenci tembel.
Zannediyor ki bire-bir derslerle etütlerle çözemediği soruları çözdürmekle herşey tamam olacak. Öğrenci işin çoğunluğunun kendisinde başlayıp kendisinde bittiğini bilmiyor. Artık amacımız üniversiteyi kazandırmaktan çok öğrencinin sınav grafiğini sürekli yükseltmek. Artık üçüncü sene mi olur beşinci sene mi kazanır onu Allah bilir.
Bana ilköğretimde bir sorun var gibi geliyor. Öğrenci düşünmek istemiyor sanki. Kendi zekasıyla birşeyler yapmak istemiyor. Ezberliyeyim, kafamı çalıştırmadan yapayım istiyor. İnternet, televizyon vs. bilgiye ulaşmanın hızlı oluşunun verdiği bir tembellik midir yoksa başka birşey midir bunun sebebi bilmiyorum. Öğrenci çabuk sıkılıyor eğlenmek istiyor. Uzun süre dinleyemiyor.
İşin garibi başarılı öğrencilerde eskisi gibi değil. Bir garipler. Dershanenin en iyi öğrencisi hangi mesleği seçeceğini hangi bölümde okuyacağını bilmiyor. Adam tüm denemelerden full çekiyor ama hangi üniversiteye gideceğine ne yapması gerektiğine dair hiçbir fikri yok. Öğrencilerin çoğunluğunda hedef yok. Başarılı-başarısız hiç farketmez öğrencilerin birer hedefi olurdu eskiden. Şimdi o da yok.
Artık bizlerde tavsiyelerde bulunamıyoruz. Eskiden öğretmenlik yaz derdik. Mühendislik tavsiye ederdik. Şimdi ne diyeceksin öğrenciye, iş bulma garantisi kim verebilir beş sene sonrası için.
Senin Eğitim Sistemine Pozitif Bakış isimli yazına doğru veya yanlış demek çok güç. Araştırmak lazım. Konu çok geniş ve çetrefilli. Birçok şey var ortada. ÖSYM sınava girecek öğrencilere anket yapardı anket verilerini istesene Ankara'dan. Çünkü sen eskiden kültürlü ailelerin çoçuklarının üniversiteyi okuduğunu falan yazmışsın. Benim gözlemlediğim kadarıyla öğretmen, doktor vs çocukları eskisi kadar başarılı değil. ÖSYM- YÖK vardır ellerinde bu konuda araştırma.

ANKARAY

Gönderen Harun 11 Tem 2008

ankaray ankara metrosu Ankara'da halen metrodaki yürüyen döner merdivenlerinin sol şeridinin boş olmaması, insanların kımıldamadan durması gerçekten can sıkıcı. İstanbulda herhangi bir kural olmadan kent insanlarının merdivenin sol şeridini boş bırakıp yürümek isteyenlere yol vermesi gerçekten çok güzel bir davranış. İstanbul'da yaşam çok hızlı.
Tabi buradan İstanbul halkı kültürlü, bilinçli Ankara'lılar medeni değil demek istediğim anlaşılmasın. Ortalamaya bakıldığında Ankara'lıların İstanbul halkından çok daha mürekkep yalamış, bilinçli, kültürlü, nazik olduğunu söylemeye bile gerek yok. Sonuçta merdivenin sol şeridini boş bırakan İstanbul'lular metrodaki engelli asansörünü kullanmaktan da geri durmamaktadır. Ama Ankara'da bir tuhaf itiraf etmek lazım.
Ankaray isimli Ankara'nın hafif raylı metrosu tuhaf yazılarla karşılıyor Ankara otogarında misafirleri. Kocaman kocaman yazmışlar bana çok tuhaf geldi. Ve biraz da utandım ülkemin başkentinde bu yazıların yazılmasına, yetkilelerin ihtiyaç duymasına. Ki ihtiyaç duyulsa bile yazılmasa daha mı iyi ne!!!
-ANKARAY SİZİNDİR LÜTFEN KORUYUNUZ (Tarihi eser sanki)
-LÜTFEN KURALLARA UYALIM UYMAYANLARI UYARALIM (oldu)
(AŞTİ den Ankaraya geçerken yürüyen merdiven bandının üstündeki tavana asılı bu yazılar)

Vagonlardaki koltukların yanlarında da şöyle birşey var ; LÜTFEN AYAKLARINIZI KALORİFER ÜZERİNE KOYMAYINIZ.
.....................................................................

TATİL

Gönderen Harun 2 Tem 2008

üzgün bakan köpek
Nihayet bugün okulda işlerim bitiyor ve tam manasıyla tatil başlıyor. ÖSS hazırlık öğrencilerimiz yoktu, mezun da vermedik ama bu sene gerçekten çok yorucuydu. Umarım ağustos'un ortasında bir yerde çağırmazlar, çünkü gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var.
İstanbul insanı yıpratıyor. Hımm bak şimdi aklıma geldi keşke birgün İstanbul üzerine bir yazı yazsaydım. Neyse acelesi yok nasıl olsa şehir yerinde duruyor yazarız bir ara.

İnsan tatilin başlayacağı gün bitkin mi düşüyor nedir. Sanki şu an tüm senenin yorgunluğunu, gerginliğini, sıkıntısını bir kez daha yaşıyorum. Hiç unutmayacağım-unutamayacağım senelerden teki oldu.
Öğretmen olunca insan seneleri eğitim-öğretim yılı olarak değerlendiriyor:))))

Yaşamın içindeki tüm sıkıntılara rağmen güzel sürprizler insanı ayakta tutmaya, yeniden hayata sarılmayı sağlıyor.
Yeter ki insan dünyaya siyah gözlüklerini takıp bakmaya başlamasın.
Hayat nerde, ne zaman, nasıl karşılaşacağımızı bilmediğimiz, tahmin bile etmeyeceğimiz hediyecikler sunuyor bize. Bir bakıyorsunuz dün neydiniz bugün ne durumdasınız. Herşey tamamen değişmiş. Ama unutmamak lazım 0-2 yenilirken durumu 3-2 'ye getirmek için insanın kendiside çaba göstermeli uğraşmalıdır. Düşeş geldikten sonra zarları küstürmemek lazım. Hayat hadi düştüğün yerden kalk deyip elini uzatırsa o eli nazikçe değil sımsıkı tutmak lazım. Bir çok şeyin içerisinde hüzünlü bir yan vardır! Ama insan güzel ve sevgi dolu pencereden bakmayı bilmelidir dünyaya.

sarmaşıklı yol