YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HEP-YEK HAZİRAN İKİBİNSEKİZ

Gönderen Harun 11 Haz 2008

tavla zar altı beş
Gençlik yıllarımda arkadaşlarla oldukça uzun tartışmalarımız olurdu. Fikir ayrılığına düşerdik ve güneş üzerimize doğardı, üçüncü demlenen çay eşliğinde. Tartışma konusu her zaman devleti kurtarmak olmazdı, bazen birbirimizi eleştirirdik. Tartışmayı ve bir düşünceyi anlatmayı, savunmayı bilmiyorduk. Bir insanı olduğu gibi kabullenmeyi ise hiç bilmiyorduk. İncitici sözler söylerdik, kalbimiz kırılır ve boğazımıza bir düğüm otururdu. En yakın dostlarımız en incitici sözlerin sahibiydi aynı zamanda. Severdik birbirimizi ve aynı düşünelim aynı hissedelim isterdik doğal olarak. Ve değiştirmeye çabalardık birbirimizi. Değişen; kalbimizin kırılıp dökülen vazoları olurdu çoğu zaman. Bir düşünceyi anlatmayı, savunmayı bilmiyorduk.

Bir insanın bir davranışı, bir hareketi bir sözünü eleştirmekle kişiliğini eleştirmek arasındaki farkı hiç bilmiyorduk. Ne çok şey bilmiyorduk yahu!

Hepimizin ayrı kişiliği vardı ve değiştirilmesi imkansız ve zaten değiştirilmeside gerekmeyen kişiliklerimize saldırırdık. Cahildik!
Bir insanı olduğu gibi kabullenmeyi bilmiyorduk. Arkadaşlığın ve dostluğun ortak düşünce ve ortak duygularla kurulacağını ve devam edeceğini sanırdık. Halbuki sevgi bambaşka birşeydi. Bir dost herhangi bir konuda, düşünsel olarak yakın olduğumuz biri olmak zorunda değildi. İnsanın kalbinde derin ve anlaşılmaz yerler vardı ve biz bunu seneler sonra öğrendik. Biz birbirimizi severdik ve ne mutlu hala seviyoruz, fakat bu sevgi niye vardı neden vardı ve devamını sağlayan neydi hala bilmiyorum.


Bir insan yapılan eleştirilere doğal olarak genelllikle karşı çıkıp kendini savunur. İnsan böyle yapmalıdır ki tartışma sonucunda doğru olana ulaşılsın diye düşünüyorum. Fakat maalesef insanın bir eleştiriyi yada aykırı bir görüşü bir tartışma sonunda kabul etmesi oldukça güçtür. Bir tartışmanın sonunda karşıdakinin görüşünü benimsemek birçok insanın egosu için bir yenilgidir. Hele hele bu tartışma sizin için çok önemli bir düşüncenin tartışması ise karşınızdaki kişi ne kadar somut delillerle düşüncesini anlatsada, hatta siz onun haklı olduğunu anlasanız bile tartışmanın sonunda kabul etmeyebilirsiniz hatalı olduğunuzu. Veya kabul etmeyebilir karşıdaki arkadaşınız sizin haklı olduğunuzu. Geçmişte tartışmalarla hiçbirşeyin çözülemeyeceğini düşündüğüm zamanlar olmuştur.

Geçmişte kendi kendime saatlerce konuştuğum olurdu. Üstelik sesli olarak. Maalesef eskisi kadar yapamıyorum çünkü bilinçli isteyerek yapabildiğim bir davranış değildir. Ortaokul üçüncü sınıfta bir kitapta kendi kendine konuşmanın bir erdem olduğunu okuduğumda çok sevinmiştim. ''Kendi kendine konuşana deli derler'' cümlesi üzerine hiç düşündünüz mü? Ben yıllarca ''kendi kendine konuşana deli denir'' manasında algıladım cümleyi. Halbuki ''derler'' diyor cümle!
Bugün tartışmalara ve eleştirilere olan yaklaşımım geçmişe göre çok farklı. Artık tartışma ve bana karşı yapılan eleştirileri saatler sonra tek başıma düşünüyor ve kendi kendimi sorguluyorum. Tam olmasada içsel bir kendi kendine konuşma eylemi yapıyorum yani.Hatta beni eleştiren kişiden çok daha acımasız ve sert bir şekilde yapıyorum eleştiriyi. Bir arkadaşım veya bir öğrencimle fikir ayrılığına düşsem kendi fikrimi sonuna kadar savunsamda daha sonra yalnız kaldığımda, belki arkadaşım ve öğrencimin aklına bile gelmeyecek yöntem,ispat ve delillerle kendimin haksız olabileceğini düşünüp değerlendiriyorum.
Mesela bir öğrencim ''ya hocam eskisi kadar bizle ilgilenmiyorsunuz mu?'' dedi eğer öyle olmadığını düşünüyorsam yanıldığını veya gerçekten ilgilenemiyorsam sebebini, mazaretimi anlatıyorum o an öğrencime. Amaaaa yalnız kaldığımda bu eleştiriyi muhakkak düşünüyorum. Hata bende mi? Öğrencim ne kadar haklı ? Mazaretim gerçekten söylediğim şey mi? Bu eleştirinin yapılmasındaki sebep nedir?

Bugün benim için çok keyifli bir gündü. Bir arkadaşımla Karaköy'de balık yedik, çay içtik, tavla oynadık(tavlamı dedim ben!!!! aslında keyifli olmayan yanlarıda vardı 4-5 yenildim), ve tabiki sohbet. Konu benim bloğa geldi ve yazdıklarıma. Aman Allah'ım bir fırça bir azar hiç sormayın.
'' Lan oğlum sen ne biçim şeyler yazıyorsun, gençlerin moralini bozuyorsun yok efendim şu kitaplar basitmiş, şu kitapları sevmezmiş ne demek şimdi bu? Zaten kitap okuyan bir avuç genç var onlarında okuma azmini kırıyorsun. Kitabın kötüsü iyisi mi olur? Bırak ne okurlarsa okusunlar. Senin gibi adamları öğretmen yapıyorlar falan filan...''
Tabi ben kendimi sonuna kadar savundum. O birşeyler dedi ben birşeyler dedim vesaire... Neyse sonra Karaköy'de ayrıldık ve ben tüneli kullanmaktansa çok sevdiğim Kamondo Merdivenlerinden istiklale çıkmaya karar verdim. Ama tabiki aklımda çeşitli sorularla. Galata kulesine gelmeden arkadaşımın yerden göğe kadar haklı olduğuna karar verdim. Hadi diyelim gerçekten bazı kitaplar basit ve kötü kitaplar olsa bile bugün o kitapları okuyan gençler yarın benim okumalarını arzuladığım kitapları okumaya en yakın gençler değil miydi? Çünkü başkaları hiç kitap okumuyor.
Yada bir kitaptan herkes aynı şeyi mi anlar? Bir kitabı okurken herkes aynı şeyi mi hissederdi ki ben bir kısım kitabı kategorize edip bunlar pis, kaka demiştim. Velhasıl genç okurlarımdan özür diliyorum efendim. Okuyun ne okursanız okuyun. Neyden en fazla keyif alıyorsanız açın onu okuyun. Çünkü gençlik yıllarında okunan yada okunmaya çalışılan, sıkıcı ve sevimsiz bir kitap , okuma aşkını köreltir.

Evet bunu hallettik.Sevgili günlük daha sonra ...:)
İstiklale çıktıktan sonra Galatasaray Lisesi önünde bir öğretmen arkadaşla karşılaştık. Bir öğretmen arkadaşı bekliyormuş ki 5 saniye sonra O da geldi.
Çay içermiyiz içeriz. Bir avluya oturduk yarım saat keyifli bir sohbet daha. Hadi bana müsade. Taksimden metroyla Mecidiyeköy .Yani ev. Haa tabi metroda engelli asansörünü kullanan kurnaz insanlara içimden küfür etmeyi unutmadım. Metrodaki ritüellerimden tekidir o insanlara nefretle bakmak :)

15 gün önce iki dizüstü bilgisayarın daha alınması ile bilgisayar sayımızın beşe yükseldiği teknolojik evimizde arkadaşlarımla 45 dakika kadar Half Life oynadık. Çok fazla adam(arkadaş) öldüremedim. Benim bilgisayara bir format mı atsam acaba takılıyor yada çünkü.

Sonra blogmu? Türkiye maçımı sorusuna bir erkeğe hiç yakışmayacak şekilde blog deyip bu yazıyı yazdım. Türkiye'de kazandı. Sizde de var mıdır taraftarı olduğunuz takımın maçına bakmayınca kazanacak bakarsanız kaybedecek düşüncesi. Sevgiler...



, , | Bu yazıyı arkadaşına gönder

4 SİTE YORUMLARA KAPATILMIŞTIR

  1. UğuR dedi ki:
  2. hocam cs 1.6 oynar mısınız

     
  3. H.EŞKAR dedi ki:
  4. Counter'ı pek beceremiyorum. Nadir oynarım. Half life silah çeşitliliği açısından daha cazip geliyor.

     
  5. UğuR dedi ki:
  6. satranç oynar mısınız ?

     
  7. H.EŞKAR dedi ki:
  8. Oynarım.

    http://www.haruneskar.com/2008/06/25-haziran.html

    http://www.haruneskar.com/2009/04/blog-yorumlari-ve-turkce-2.html