YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

MİNİK AMA ANLAMI BÜYÜK BİR FORMUL

Gönderen Harun 29 Haz 2008

euler formulu
Derinlik görüntüde değil içerikte olmalı. Sadelik basitlik değildir.


Not: Euler Formulu
e=Doğal logaritma tabanı=2,7182818284.........
i= İmajiner sayı (karmaşık,kompleks sayı)
Pi=3,14159265..................

ANADOLU LİSESİ ÖĞRETMEN SEÇME SINAVI

Gönderen Harun 28 Haz 2008

test cevap kağıdı
Bugün Fen,Sosyal Bilimler, Spor ve Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenleri Seçme Sınavı'na girdim.

Beş senedir çoktan seçmeli bu tip bir sınava girmiyordum. Bugün birkez daha anladım ki sınava çalışmanın dışında, sınav stratejisi sınavda başarılı olmanın en önemli unsurlarından. Stratejiden kastım; zamanı doğru kullanma, çözeceğiniz testlerde öncelik sıralaması, sınavdaki bir soruyu geçip geçmemeye karar verme süreci, motivasyon vesaire.

Ve birkez daha anladım bu tip bir sınav sonrasında insanın üstünden kamyon geçmiş gibi oluyor. Çok yıpratıcı ve yorucu Ve insan beyni gerçekten çok büyük bir mucize. Sınav esnasında, normalde aklınıza hiçbir zaman gelmeyecek çözümler buluyor ve kendi kendinize şaşırıyorsunuz.

EDİT(1 temmuz 2008):
Fen,Sosyal Bilimler, Spor ve Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenleri Seçme Sınavı A kitapçığı soruları ve cevap anahtarı

Fen,Sosyal Bilimler, Spor ve Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenleri Seçme Sınavı B kitapçığı soruları ve cevap anahtarı



AŞK YAZIMIN HAVAYA UÇMASI

Gönderen Harun 27 Haz 2008

bloggerBeş saattir aşk hakkında bir yazı yazıyordum. Blogger denilen bu güzel hizmet herhangi bir bağlantı kopukluğunda yazılan yazı havaya uçmasın, emekleriniz boşa gitmesin diye yeni bir kelime, yeni bir cümle yazdığınızda otomatik olarak yazıyı kaydeder. Ne güzel bir düşünce değil mi?

Yanlışlıkla basılan bir delete tuşu sayesinde yazdıklarım ekrandan gitti ve bu lanet olası sayfayı o an kaydetti. Resmen çıldırmış durumdayım.

sarışın şapkalı küçük kız çocuğuHer öğretmen belirli dönemlerde eğitime olan inancını yitiriyor. Sanki öğretmen olarak ne yaparsanız yapın herşey aynı kapıya çıkıyor. Sanki sizden bağımsız kainatın öyle kuralları var ki bireyin yetişmesi ve yetiştirilmesinde sizin hiçbir etkiniz yok gibi gözüküyor.

Tabi ki yanlış bir düşünce ama ben bir ruh halini bir durumu anlatmaya çabalıyorum. Bazen lise matematik öğretmeni olarak baktığımda durum daha da vahim gözüküyor. Belki üniversiteyi kazanan öğrencinin bir nebze yaşamında etkili olduğuma kendimi inandırabilsem de sadece lise mezunu olan öğrencilerimin yaşamında ufacık bir değişikliğe sebep olmamışım gibi geliyor.

Bazen herşeyin ilköğretim öğretmeninin elinde olduğunu düşünüyorum. Bir kişi okuma-yazmayı ilk nasıl öğrenirse, hayatı boyunca okuma-yazma-okuduğunu anlama faaliyetlerinde bunun etkisinde yaşayacağını. İlköğretimde beynini ne kadar fazla kullanmışsa ileriki yıllarda ancak buna paralel olarak zekasını geliştirebileceğini. Dürüstlüğün, samimiliğin, yalanın, bencilliğin... herşeyin ilköğretimde temelinin oluştuğunu düşünüyorum. Ve kendimi oldukça gereksiz gibi görüyorum.

Bazen herşeyin ailede başlayıp ailede bittiğini. Tabiki eğitim, okul, öğretmenin katkısının olduğunu ancak bu etkilerin %10'u geçmediğini düşünüyorum. Bazen çok sevdiğim, her yönden mükemmel öğrencilerimin velisiyle görüştüğümde herşeyin veliden kaynaklandığını, benim bir etkimin olmadığını olamayacağını, benim yerimde kim olsa o öğrencimin zaten akademik yönden başarılı, insani yönden dört dörtlük bir kişi olacağını düşünüyorum.

Bazen herşeyin genetik olduğunu, belki annesi veya babasına benzemez ama bireyin genlerinde ne varsa herşeyin ona göre şekillendiğini. Hayattaki geriye kalan etkilerin sadece restorasyon olduğunu kaba inşaatın DNA'larla gerçekleştiğini düşünüyorum.
Bende ne kadar çok şey düşünüyormuşum :))
Düşüncelerimin yanlış olduğunu fakat benim bir ruh halini anlattığımı söylemiş miydim?


esmer küçük kız çocuğu

BLOG YORUMLARI VE TÜRKÇE

Gönderen Harun 25 Haz 2008

yanlış TürkçeYıllar önce özene bezene yazdığım bazı yazıları açıp okuduğumda kendimden utanırım. Nasıl böyle saçma bir yazı yazmışım diye.
Düşüncelerimin değişmesi, görüşlerimin farklılaşması değil demek istediğim. Tabiki birçok konu hakkındaki düşüncelerim değişiyor. Anlatmak istediğim nasıl böyle bir Türkçe kullanmışım. Nasıl anlamsız, yanlış, devrik cümleler kurmuşum ona hayret ediyorum.
Blog yazılarımı bir hafta, on gün sonra okuduğum zaman aynı hisleri yaşadığım oluyor. Hatalı, ne anlatmak istediğim hiç anlaşılmayan cümleler görüyorum. Başlıca sebepleri şunlar;
1) Blog yazılarımı geç saatte yazdığım için dikkat, konsantrasyon, yoğunlaşma eksikliği. Not: Şu an saat 03:30 :)
2)Bilgisayar klavyesi ile uzun yazılar yazmaya alışık değilim. Kağıda yazıp bilgisayara geçmeye ise üşeniyorum.
3)Bazen çok fazla özenmiyorum(tembellik).Bazen de vaktim kısa oluyor.
4)Bazı zamanlar ise kendi kendime sansür uygulamam cümle yapımı bozuyor. Anlatmak istediğimi açıkça yazamıyorum.

Tüm bu anlamsız cümlelerime rağmen, virgül, nokta, -de bağlacı hatalarıma rağmen olabildiğince dikkat ettiğim birşey var. Hatta eski yazılarımı okurken öyle bir hatayı gördüğümde düzeltiyorum. BİR KELİMENİN YALNIŞ!!!!!!!!!!:) YAZILMASI.

Dediğim gibi bende bu hatayı yapıyorum. Ama bu konuda gerçekten olabildiğince özeniyorum.Zamanla anlamsız cümlelerimin de düzeleceğini umuyorum.

yanlış TürkçeBu blog yazıları belki yıllarca internet ortamında duracağı için günlük konuşma diliyle, sadece hal hatır soran yorumları yayınlamak bana yanlış geliyor.Kırmamak için bazen yayınlıyorum. Ama yorumlarınızın yazdığım yazı ile alakası olmasına dikkat ederseniz sevinirim.

Anlamsız cümle neyse! ama içerisinde doğru yazılmış kelimeleri cımbızla seçebildiğim berbat bir Türkçe kullanılan yorumları da yayınlamak istemiyorum.
Tekrar ediyorum; yapılan yorumlarda kelimeler doğru yazıldıktan sonra cümlenin anlam yapısını çok incelemiyorum. İnsaf ya yukarıdaki yorumlar insanı çileden çıkarıyor kusura bakmayın.

Saat 04:00 :)
O kadar yavaş yazmıyorum iki kez elektrik kesildi:))
Bu yazıyı şöyle bir okudum yine hatalı cümleler, imla hataları falan var. Ama benim düzeltecek hiç halim yok kusura bakmayın. Çay demledim kitap okuyacağım ben. Bu ne ya okul yetmiyormuş gibi birde evde yazı yazıyoruz öğrencilere. İşim var gücüm var benim. Hem matematikçiyim ben edebiyatçı olsam neyse.

AŞIK OL(A)MAMAK

Gönderen Harun 24 Haz 2008

kalp şeklinde dünya
Son iki gündür (23 HAZİRAN ve 22 HAZİRAN) yazılarımın duygusal içeriği, aşk hakkında bir düşüncemi paylaşma zorunluluğu hissettirdi.
Malum, yaşadığımız dünyada aşk hakkında binlerce şey duyuyoruz. Ve milyonlarca aşk hikayesi dinliyoruz, okuyoruz, izliyoruz. Etrafımızda aşık olan arkadaşlarımız oluyor. Şarkılarda, kitaplarda, televizyonda, internette vesaire her yerde aşk hakkında birşeyler var. Ve bu son derece normal.

Ve son derece normal başka birşey daha var; Bazı insanların hiç aşık olmaması. Bazen toplumdaki aşk vurgusunun hiç aşık olmamış bireyin kendini tuhaf hissetmesine sebep olduğunu düşünüyorum. Aşık olmak bir zorunluluk değildir. İnsan günün birinde muhakkak aşık olacaktır diye birşey de yoktur.
Bazı insanlar hiçbir zaman aşık olmayabilir. Ve bu son derece normaldir. Aşık olan insan
duygusal, insancıl, romantik... aşık olmayan insan soğuk, duygusuz, taş kalpli... gibi düşünceler ise tamamen saçmadır.

Not: Bu yazıda geçen ''aşk'' kelimeleri bir insanın karşı cinsten birisine hissettiği duygular, hisler anlamında kullanılmıştır. Kelime geniş anlamıyla ele alınırsa düşüncelerimde de değişiklikler olacaktır.


CAN KIRIKLARINA BASTIM HAYATIN

Gönderen Harun 23 Haz 2008

kırık cam ayna
CAN KIRIKLARINA BASTIM HAYATIN
AYAKLARIMDAN KANLAR AKIYOR
KEŞKE DEMEK GELİYOR İÇİMDEN
AMA ARDINA TEK KELİME ETMEDEN

ARKAMDA KOYU KIRMIZI İNCE BİR YOL
AKŞAM MI OLUYOR YOKSA RENKLER Mİ DONUYOR
ARDIMDA KIRILMIŞ İNCE BİR CAM
SEN Mİ YOKSA BEN MİYİM YANSIYAN
06.04.2006
kırık aynadan yansıma

YANLIŞ ANLAŞILMAK

Gönderen Harun 22 Haz 2008

siyah beyaz meyve yiyen kız çocuğu
Eğer bir konuşma yaparken veya yazı yazarken hitab ettiğiniz kişi veya kişilerle iyi bir tanışıklık içerisindeyseniz, oldukça rahatsınızdır. Mesela yanlış anlaşılma gibi bir kaygınız yoktur. Karşıdakinin algılama biçimini biliyorsunuzdur ve cümlelerinizi bu doğrultuda seçersiniz. Karşıdakilerde sizi tanıyorsa hangi sözle ne anlatmak istediğinizi rahatlıkla anlar. Şaka yaparken çekinmezsiniz çünkü karşıdaki kişi sizin kötü niyetli olmadığınızı bilir. Kızgınlığınız, öfkeniz, isyanınız doğru algılanır ve olabildiğince anlayışla karşılanır. Çünkü karşıdaki insan sizi çok iyi tanıyordur.

Eğer bir konuşma yaparken veya yazı yazarken hitab ettiğiniz kişileri seviyorsanız ve o kişiler de sizi seviyorsa, oldukça gerginsinizdir. Mesela yanlış anlaşılma gibi bir kaygınız vardır. Karşıdaki insanlar sizin için değerlidir ve onları üzmek istemezsiniz. Söylediğiniz her söz, aradaki sevgiden dolayı onların üzerinde çok güçlü bir etkiye sahip olduğu için cümlelerinizi çok dikkatli seçmelisiniz. Kuracağınız dikkatsiz bir cümle felaketle sonuçlanabilir. Anlatmak istediğiniz şeyler hiçbir şekilde anlaşılmayıp, elde ettiğiniz tek şey kırılan kalpler olabilir. Yaptığınız şakalara, öfkenize ve sinirlerinize hakim olmalısınız. Çünkü insanın en çok üzüldüğü ve en çok yanlış anladığı şeylerden biri; sevdiği insanların sözleri ve davranışlarıdır.



11/12/2007-19/06/2008 BLOG İSTATİSTİKLERİ

Gönderen Harun 21 Haz 2008

google analytic site istatistiği

google analytic site istatistiği

google analytic site istatistiği

google analytic site istatistiği

google analytic site istatistiği

google analytic site istatistiği





2008 ÖSS MAT- 2- DEĞERLENDİRMESİ

Gönderen Harun 18 Haz 2008

TANIMLAR

Kazık Soru: Çözümü zor soru.
Çirkin Soru: Estetik olmayan ve(ya) gereksiz yere kafa karıştıran ve(ya) çok fazla birşey ölçmeyen ve(ya) işlem kalabalığı olan ve(ya) ezberi teşvik eden soru.
Yakışıklı ve Güzel Soru: Çözümü zor fakat kısa çözümlü ve(ya) çözüm yolları kolay ve zor olmak üzere birkaç türlü çözümü olan soru ve(ya) çözümü kolay fakat çözmesi zevkli olan soru.
Gereksiz Soru: Yerine başka bir konudan veya yine aynı konudan ama daha çok şey ölçen bir sorunun sorulması gereken soru. Birazcık da çirkindir.
Nerdesin Be Soru: Çıkmasına kesin gözüyle bakılan sağ sol her taraf dikkatle incelendiği halde gözükmeyen... yani sorulmayan soru.
Atlanacak Soru: Hem çirkin hem gereksiz olan soru. Bu tip soruları ilk gördüğünde ''ne diyor ya bu'' dersin ve tekrar okursun.

2008 ÖSS Hakkında Matematik(Geometri hariç) Soruları Yönünden Düşüncelerim


Eve gidip televizyonu açtığımda hemen matematik sorularının çözümünü yapan bir kanal açtım. Sonra başka kanalı açtım. Sonra başka kanalı....

Her kanalda bir dersane ve her hoca aynı şeyi söylüyor
-Bunlar bizim beklediğimiz sorulardı.
-Bu sorular bizim kitaplarımızda hep vardı.
-Öğrencilerimiz bu soruları daha önce çözdü.
-Şaşırtıcı ve beklenmeyen soru yok şu soru biraz farklı ama diğerleri hep bilinen sorular.

Ya şimdi arkadaşım, hocam, senin dersane ve yayınevinin konu anlatım, soru bankası, çalışma kitapları, her türlü yaprak test, her türlü deneme kitapçığındaki matematik sorularını toplasak 100bini geçer. Allah'ını seversen reklam yapacağız diye niye böyle yapıyorsun.

Hem sen 2008 ÖSS'nin zorluğunu kolaylığını kıyaslarken neyi referans alıyorsun. Benim öğrencilerim yazılının kolaylığı yada zorluğunu sorunca ''kişiye göre değişir'' yanıtımdan sonra hemen ardına şu soruyu sorarlar ''geçen yazılıdan zor mu kolay mı?'' Tabiki sınavı kendi dersane ve öğrencilerinin durumuna göre, öğrencilerinizi hazırladığınız seviyeye göre değerlendir. Ama asıl önemli olan şeyi niye yapmıyorsun. Geçen sene ve önceki seneye göre bu ÖSS zor mu kolay mı bunu söyle sen bana, asıl bu lazım bize.


Mat-2- zordu arkadaş ben bunu bilir bunu söylerim. İlk 4-5 sorunun çok kolay olması, hatta direkt şıklardan çözülebiliyor olması birşey ifade etmiyor.
Bir iki eleştiri yapılabilir fakat genel manada Mat-1- orta şeker diyebiliriz. Ama Mat-2- geçen seneye kıyasla kesinlikle daha zordu.



2008 öss mat-2- 3. soru

2008 öss mat-2- 4. soruİlk dört soru birileri yapsın da en azından say-2- puanı hesaplansın diye sorulmuş kolay sorulardan. Böyle sorular olması gerekir tabi. Hiçbirşey bilmeseniz bile bu dört soruyu sayı vererek şıklardan rahatlıkla çözebilirsiniz.

2008 öss mat-2- 5. soruVe işte yukarıda gördüğünüz 5. soru kazık, çirkin, gereksiz ve atlanacak soru diye buna denir. Ösym biraz acımış olacak ki şıklara 0,21 yanıtı koymamış. Eğer öyle yapsaydı soruya cevap veren bir avuç öğrenciden %99 ' u kimbilir belkide hepsi 0,21 yanıtını işaretlerdi. Matematik öğretmenlerinden sorunun yanlış olduğunu düşünenler var. Soru doğru ama gerçekten ÖSS standardının çok üstünde bir soru. Olimpiyat veya matematik yarışmalarına yakışacak bir soru. Galiba derece öğrenciler için ilk yüz öğrenciyi sıralamak için sormuşlar.

2008 öss mat-2- 6. soru6. soru karmaşık sayıları şöyle böyle bilenlerin yapabileceği bir soru değil. Kutupsal gösterim konusunda tam manasıyla bilgili ve yorumu güçlü öğrenciler yapabilir. Yorum yaptıktan sonra soru 30 saniyede çözülüyor.

2008 öss mat-2- 7. soruOlmamış bu 7. soru. Ezbere zorluyor öğrenciyi. ÖSS hazırlık öğrencisi bu soruyu formulsuz çözmekten ziyade dersane kitaplarının k.k! formulunu ezberleme yoluna giderek çözer. Geçen seneki toplam sembolu sorusuda yine formulle çözülebilen aksi takdirde çözümü uzun süren bir soruydu. Biraz aklı çalışan n=1 kabul edip şıklardan çözebilir ama yinede soru gereksiz. Başka bir soru sorulabilirdi.
2008 öss mat-2- 8. soru

Normal bir soru.

2008 öss mat-2- 9. soruNormal bir soru. Tabi epey bilgi istiyor.

2008 öss mat-2- 10. soruNormal bir soru.

2008 öss mat-2- 11. soruKarmaşık sayıları zor sormuşlar belki logaritma eşitsizlik olmayabilir biraz daha kolay olabilirdi. Ama Normal bir soru.

2008 öss mat-2- 12. soruKolay soru.

2008 öss mat-2- 13. soruGüzel soru.

2008 öss mat-2- 14. soruNormal bir soru.

2008 öss mat-2- 15. soruEzbere teşvik ediyor. Tamam formulsuzde çözülse bile bu soruyu gören öğrenci fonksiyonlarda limitin her formulunu ezberleyecektir. Başka bir limit sorulabilirdi.

2008 öss mat-2- 16. soruGüzel soru.

2008 öss mat-2- 17. soruGüzel soru.

2008 öss mat-2- 18. soruGüzel soru.

2008 öss mat-2- 19. soruÇok güzel bir soru. Televizyonda birçok öğretmen soruyu uzun bir yöntemle çözdü. Kimisi integral alın oradan çıkar dedi. Kimisi integral alın sonra max-min problemi olarak türev alın çıkar dedi. Halbuki ÖSYM soruyu sorarken belli ki öğrencinin hiç integral almasını istemiyor. İntegralin içerisindeki ifade aslında birinci türev olduğu için direkt sıfıra eşitlenerek ekstremum değerler bulunabilir.



2008 öss mat-2- 20. soruKaliteli soru. Trigonometriyi bilmeyen sınavı kazanamasın diyor ÖSYM kısaca. Özel tanımlı fonksiyonların integralini pek sevmem ama soru güzel.

2008 öss mat-2- 21. soru
Güzel soru.

İşte böyle mat-2- fakat nerdesin be soru dediğimiz sorular var ki soru sayısının azlığından dolayı ve ilk 4 sorunun işgalinden dolayı o soruları göremiyoruz. İntegral uygulama yok bu sınavda. Yani alan-hacim hesabı. Çalışan yüzlerce soru çözen öğrencilere yazık olmuş. İlk iki senede olmadığı gibi bu senede tam değer ve signum fonksiyonlarının adı yok. Aslında Ösym'nin bu fonksiyonları sormamasını anlıyorum ama öğrenciler az zaman harcamıyor o fonksiyonların birçok denklem ve grafik sorusunu çözmeye.
İşte tam bu noktada şu televizyondaki dersanecilere bir kez daha sataşacağım. Bu soruları bekliyorduk bu sorular bizim kitaplarımızda var demeyi biliyorsunuz. Acaba sınavda çıkmayan kaç sorunuz var onu niye demiyorsunuz. Alan ve hacim hesabından öğrencileriniz yüzlerce integral çözmedimi? Dersanedeki öğrencilerinize tam değer ve signum'la ilgili birçok denklem çözümü ve formul anlatmadınız mı? Grafikleri ve asimptotları anlatmadınız mı?
Matris- determinant nerde bu sınavda ben göremiyorum.

Mat-1- 'in problemleri güzel problemlerdi, söylemeden geçemeyeceğim. Otobüs durağı sorusu çok yakışıklı bir soru. Yine başka güzel problemler vardı mum sorusu vs.

Doğru ve nokta analitiği konusunda ÖSYM ısrarcı belli ki! Gerçektende önemli bir ders analitik geometri. Şimdiye kadar özellikle kaçındı ama
umarım ileriki yıllarda analitik geometriden de ezber bir soru sormaz ÖSYM.

HEP-YEK HAZİRAN İKİBİNSEKİZ

Gönderen Harun 11 Haz 2008

tavla zar altı beş
Gençlik yıllarımda arkadaşlarla oldukça uzun tartışmalarımız olurdu. Fikir ayrılığına düşerdik ve güneş üzerimize doğardı, üçüncü demlenen çay eşliğinde. Tartışma konusu her zaman devleti kurtarmak olmazdı, bazen birbirimizi eleştirirdik. Tartışmayı ve bir düşünceyi anlatmayı, savunmayı bilmiyorduk. Bir insanı olduğu gibi kabullenmeyi ise hiç bilmiyorduk. İncitici sözler söylerdik, kalbimiz kırılır ve boğazımıza bir düğüm otururdu. En yakın dostlarımız en incitici sözlerin sahibiydi aynı zamanda. Severdik birbirimizi ve aynı düşünelim aynı hissedelim isterdik doğal olarak. Ve değiştirmeye çabalardık birbirimizi. Değişen; kalbimizin kırılıp dökülen vazoları olurdu çoğu zaman. Bir düşünceyi anlatmayı, savunmayı bilmiyorduk.

Bir insanın bir davranışı, bir hareketi bir sözünü eleştirmekle kişiliğini eleştirmek arasındaki farkı hiç bilmiyorduk. Ne çok şey bilmiyorduk yahu!

Hepimizin ayrı kişiliği vardı ve değiştirilmesi imkansız ve zaten değiştirilmeside gerekmeyen kişiliklerimize saldırırdık. Cahildik!
Bir insanı olduğu gibi kabullenmeyi bilmiyorduk. Arkadaşlığın ve dostluğun ortak düşünce ve ortak duygularla kurulacağını ve devam edeceğini sanırdık. Halbuki sevgi bambaşka birşeydi. Bir dost herhangi bir konuda, düşünsel olarak yakın olduğumuz biri olmak zorunda değildi. İnsanın kalbinde derin ve anlaşılmaz yerler vardı ve biz bunu seneler sonra öğrendik. Biz birbirimizi severdik ve ne mutlu hala seviyoruz, fakat bu sevgi niye vardı neden vardı ve devamını sağlayan neydi hala bilmiyorum.


Bir insan yapılan eleştirilere doğal olarak genelllikle karşı çıkıp kendini savunur. İnsan böyle yapmalıdır ki tartışma sonucunda doğru olana ulaşılsın diye düşünüyorum. Fakat maalesef insanın bir eleştiriyi yada aykırı bir görüşü bir tartışma sonunda kabul etmesi oldukça güçtür. Bir tartışmanın sonunda karşıdakinin görüşünü benimsemek birçok insanın egosu için bir yenilgidir. Hele hele bu tartışma sizin için çok önemli bir düşüncenin tartışması ise karşınızdaki kişi ne kadar somut delillerle düşüncesini anlatsada, hatta siz onun haklı olduğunu anlasanız bile tartışmanın sonunda kabul etmeyebilirsiniz hatalı olduğunuzu. Veya kabul etmeyebilir karşıdaki arkadaşınız sizin haklı olduğunuzu. Geçmişte tartışmalarla hiçbirşeyin çözülemeyeceğini düşündüğüm zamanlar olmuştur.

Geçmişte kendi kendime saatlerce konuştuğum olurdu. Üstelik sesli olarak. Maalesef eskisi kadar yapamıyorum çünkü bilinçli isteyerek yapabildiğim bir davranış değildir. Ortaokul üçüncü sınıfta bir kitapta kendi kendine konuşmanın bir erdem olduğunu okuduğumda çok sevinmiştim. ''Kendi kendine konuşana deli derler'' cümlesi üzerine hiç düşündünüz mü? Ben yıllarca ''kendi kendine konuşana deli denir'' manasında algıladım cümleyi. Halbuki ''derler'' diyor cümle!
Bugün tartışmalara ve eleştirilere olan yaklaşımım geçmişe göre çok farklı. Artık tartışma ve bana karşı yapılan eleştirileri saatler sonra tek başıma düşünüyor ve kendi kendimi sorguluyorum. Tam olmasada içsel bir kendi kendine konuşma eylemi yapıyorum yani.Hatta beni eleştiren kişiden çok daha acımasız ve sert bir şekilde yapıyorum eleştiriyi. Bir arkadaşım veya bir öğrencimle fikir ayrılığına düşsem kendi fikrimi sonuna kadar savunsamda daha sonra yalnız kaldığımda, belki arkadaşım ve öğrencimin aklına bile gelmeyecek yöntem,ispat ve delillerle kendimin haksız olabileceğini düşünüp değerlendiriyorum.
Mesela bir öğrencim ''ya hocam eskisi kadar bizle ilgilenmiyorsunuz mu?'' dedi eğer öyle olmadığını düşünüyorsam yanıldığını veya gerçekten ilgilenemiyorsam sebebini, mazaretimi anlatıyorum o an öğrencime. Amaaaa yalnız kaldığımda bu eleştiriyi muhakkak düşünüyorum. Hata bende mi? Öğrencim ne kadar haklı ? Mazaretim gerçekten söylediğim şey mi? Bu eleştirinin yapılmasındaki sebep nedir?

Bugün benim için çok keyifli bir gündü. Bir arkadaşımla Karaköy'de balık yedik, çay içtik, tavla oynadık(tavlamı dedim ben!!!! aslında keyifli olmayan yanlarıda vardı 4-5 yenildim), ve tabiki sohbet. Konu benim bloğa geldi ve yazdıklarıma. Aman Allah'ım bir fırça bir azar hiç sormayın.
'' Lan oğlum sen ne biçim şeyler yazıyorsun, gençlerin moralini bozuyorsun yok efendim şu kitaplar basitmiş, şu kitapları sevmezmiş ne demek şimdi bu? Zaten kitap okuyan bir avuç genç var onlarında okuma azmini kırıyorsun. Kitabın kötüsü iyisi mi olur? Bırak ne okurlarsa okusunlar. Senin gibi adamları öğretmen yapıyorlar falan filan...''
Tabi ben kendimi sonuna kadar savundum. O birşeyler dedi ben birşeyler dedim vesaire... Neyse sonra Karaköy'de ayrıldık ve ben tüneli kullanmaktansa çok sevdiğim Kamondo Merdivenlerinden istiklale çıkmaya karar verdim. Ama tabiki aklımda çeşitli sorularla. Galata kulesine gelmeden arkadaşımın yerden göğe kadar haklı olduğuna karar verdim. Hadi diyelim gerçekten bazı kitaplar basit ve kötü kitaplar olsa bile bugün o kitapları okuyan gençler yarın benim okumalarını arzuladığım kitapları okumaya en yakın gençler değil miydi? Çünkü başkaları hiç kitap okumuyor.
Yada bir kitaptan herkes aynı şeyi mi anlar? Bir kitabı okurken herkes aynı şeyi mi hissederdi ki ben bir kısım kitabı kategorize edip bunlar pis, kaka demiştim. Velhasıl genç okurlarımdan özür diliyorum efendim. Okuyun ne okursanız okuyun. Neyden en fazla keyif alıyorsanız açın onu okuyun. Çünkü gençlik yıllarında okunan yada okunmaya çalışılan, sıkıcı ve sevimsiz bir kitap , okuma aşkını köreltir.

Evet bunu hallettik.Sevgili günlük daha sonra ...:)
İstiklale çıktıktan sonra Galatasaray Lisesi önünde bir öğretmen arkadaşla karşılaştık. Bir öğretmen arkadaşı bekliyormuş ki 5 saniye sonra O da geldi.
Çay içermiyiz içeriz. Bir avluya oturduk yarım saat keyifli bir sohbet daha. Hadi bana müsade. Taksimden metroyla Mecidiyeköy .Yani ev. Haa tabi metroda engelli asansörünü kullanan kurnaz insanlara içimden küfür etmeyi unutmadım. Metrodaki ritüellerimden tekidir o insanlara nefretle bakmak :)

15 gün önce iki dizüstü bilgisayarın daha alınması ile bilgisayar sayımızın beşe yükseldiği teknolojik evimizde arkadaşlarımla 45 dakika kadar Half Life oynadık. Çok fazla adam(arkadaş) öldüremedim. Benim bilgisayara bir format mı atsam acaba takılıyor yada çünkü.

Sonra blogmu? Türkiye maçımı sorusuna bir erkeğe hiç yakışmayacak şekilde blog deyip bu yazıyı yazdım. Türkiye'de kazandı. Sizde de var mıdır taraftarı olduğunuz takımın maçına bakmayınca kazanacak bakarsanız kaybedecek düşüncesi. Sevgiler...



OKS

Gönderen Harun 8 Haz 2008

2+2=Bugün OKS'de görevliydim. Çocuklarda bir heyecan bir heyecan hiç sormayın. Daha okula giderken sokakta görmeye başlamıştım endişeli pırıl pırıl yüzler. Okul bahçesi sınav esnasında olabildiğince sessiz ama görüntü olarak çok karmaşıktı. Arada sırada sınıf penceresinden battaniyesini bir ağacın altına serip el örgüsü ören , Kur'an okuyan annelere baktım. Babaların endişeli bekleyişini ve volta atışlarını izledim.

Sınıftaki güzel yüzler daha bir sıkıntılıydı. Pek umutları yoktu sınavdan sanırım. Salon başkanı olduğum sınıftaki 19 öğrenciden 13 tanesinde saat yoktu. Çok tuhaf geldi bana, sanırım pek hazırlanmamış öğrenciler diye düşündüm. Birçoğu sınavı yarım saat öncesinden bitirdiği halde sanırım dışardaki anne-babasının karşısına erkenden çıkmak istemediği için sınav sonuna kadar oturdu. Dışarda, çocuğunun sınavının iyi geçmesini umutla bekleyen Veli'ye mi acırsın, yoksa içerde soruları çözemeyip pencereden dışarı bakan öğrenciye mi?

Doğrusu ben hiç kimseye acımadım. OKS dediğin nedir ki? Altı üstü bir sınav. Saçları anneleri tarafından özenle bağlanmış tatlı küçük kızları, saf ve kirlenmemiş oldukları tertemiz yüzlerinden belli öğrencileri izlemek son derece güzeldi.

EĞİTİM SİSTEMİNE POZİTİF BAKIŞ

Gönderen Harun 6 Haz 2008

eski kitap
Türkiye'deki eğitim sisteminin geçmişi birçok konuda eleştirilebilir, yanlışları tartışılabilir. Fakat birçok kişi Türkiye'deki eğitimin 10-20-40 yıl önce daha kaliteli olduğunu düşünüyor. Bir zamanların lise öğrencisiyle şimdinin öğrencisi arasında dağlar kadar fark olduğu kesin. Üniversite öğrencisi ve yükseköğrenim için de aynı şeyleri söylemek mümkün. İçinde bulunduğumuz toplum ve dünya ile ilgili okuyan, araştıran, düşünen genç profili yavaş yavaş azalıyor. Artık eğitim sistemimizden çıkan gençlerin, yaşadığı topluma ve dünyada olup bitene olan duyarsızlığı eğitim sistemimizde ne tür bir sorun olduğunu düşündürtüyor. Bazı gençler bile bu ilgisizlik ve vurdumduymazlıktan şikayet ediyor. Eğitimde ne tür bir yanlışlık yapılmış olabilir ki eskinin o düşünüp tartışan gençleri artık pek ortalıkta gözükmüyor.

Bilmiyorum neden ben bugün can sıkıcı moral bozucu şeyler yazmak istemiyorum.Pollyannacılık oynamak istiyorum. Bu yüzden bu yazı şikayetçi bir tavırla başlasa bile ne yapıp ne edip güzel bitireceğim.


üniversite mezuniyeti kepli öğrenci
Eğitim sistemimizin her geçen gün kötüye gittiği ve okullarımızdan çıkan gençlerin geçmişe oranla daha kötü yetiştirildiği büyük bir yanılgıdır . Belirli bir yaşın üstündeki insanlar yeni nesil gençlerin kendi gençlik dönemlerine göre cahil ve hiçbirşey bilmediğini, artık okullarımızda çok kötü bir eğitim verildiğini düşünüyorlar. Böyle düşünen insanlar kendi okudukları üniversite ve lise zamanını düşünüp kendileri ve arkadaş çevreleri ile şimdinin gençlerini kıyaslamaktalar.

Fakat çok önemli birşeyi gözden kaçırdıklarının farkında değiller, sanırım matematik bilmiyorlar.
Türkiye'de 1982 yılında liseler yılda 179bin mezun verirken bu sayı 2000-2005 yılları arasındaki senelik mezun sayısı ortalamaya dökülürse 544bin civarındadır.
1980 de Türkiye nüfusu 45 milyonken şu an 72 milyon. Yani nüfus %60 oranında arttığı halde yıllık lise mezunu sayısı % 200 artmıştır.
Söylemek istediğim şu; hepimizin bildiği gibi Türkiye'de ki eğitim oranı kişi ve kurum bazında artmıştır. İşte bu yüzden artık ortaöğretim ve yükseköğrenim kurumlarındaki kaliteli öğrenci ve eğitmen sayısı genele yayılmıştır. Örnekle açıklayayım;

Günümüzden 40 sene önce küçük bir Anadolu kenti düşünün. Sadece bir tane lisesi var. Büyük ihtimalle şehrin adı neyse lisenin adıda oydu. Doğal olarak o lisenin öğrencileri arasında vali, kaymakam, doktor, belediye başkanı, öğretmen, memur vs. çocukları vardı. Şehrin kültürlü, zengin ve köklü ailelerinin çoçuklarıda o lisedeydi. Ve yukarıdakilerin dışında şehrin en zeki çocuklarıda o lisedeydi. O liseden mezun birisi bugün gözlerini kapatıp okulunu düşündüğü zaman doğal olarak şimdiki lise öğrencileriyle o zamanın öğrencileri arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünecektir. O gözlerini kapatan arkadaşa bir soru soracağım; sen o lisede okurken liseye gitmeyip cahil kalan o şehirde kaç kişi vardı biliyor musun?

Efendim eskiden kimse okumazmış. Sayısı çok düşük elit bir tabaka okurmuş. Doğal olarak bir eğitim kurumunun öğrenci profili bugüne kıyasla kaliteliymiş. Şimdi herkes okul okuyor ve okul sayısı bir değil iki değil, doğal olarak o özlenen öğrenciler yine var ama genele yayılmış durumda. İstanbul Üniversitesi tabiki eskisi kadar akıllı, başarılı, kültürlü öğrencileri kendi bünyesinde toplayamayacaktır. Başka üniversiteler de var, özel üniversiteler var, yurt dışı var. Aynı şey ortaöğretim içinde geçerlidir.

Yani aslına bakarsanız kötüye giden birşey yok. Yılların tecrübesiyle biliyoruzki küçük bir azınlığa verilen eğitimle bir toplum kalkınmıyormuş. Biz öğretmenlerin eleştirilerine hedef olan Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders geçme sistemini her geçen yıl daha da kolaylaştırmasındaki sebep budur. Amaç toplumun hiçbir kesimini eğitimden dışlayıp kapının önüne koymamak. Eskiden ilkokul 2. sınıfta öğrenci bırakılıyordu bu ülkede. O yaştaki çocuk çalışmak nedir, sınav nedir, başarı nedir ne bilsin ya!
Artık herkesin çocuğu üniversite okuyor, bu yüzden ülkenin öğrenci ve genç profili kötü gözüksede aslında toplumsal değer olarak daha iyiye gidiyoruz. Ne mutlu bize ki geçmişte okuma imkanı bulamıyan o insanları kurtaramadık ama onların çocukları arasında ne cevherler varmış biz yeni yeni keşfediyoruz .


bayan öğretmen ve öğrenci kız

yalnız kadın
Bazen mutsuzluğun sebebinin;
insanın aldığı eğitim,bilgi,kültür,okuduğu kitaplar,izlediği filmler, beyninin çalışan her hücresi olduğunu, eğer cahil olunursa sanki daha mutlu ve huzurlu olunabileceğini düşünüyorum. Yaşamın amacı mutlu olmak mıdır? Mutluluk nedir? gibi soruları tartışacak değilim. Merak eden Epikuros ve Etik Felsefesi hakkında okur öğrenir, ben bunlar için çok yaşlandım. Zamanında çeşitli arkadaşlarla çok fazla tartıştık. Zaten tartışması güzeldi, gerisi yalan. Benim bu yazımda anlatmak istediğim; felsefeden ziyade hiç anlatılmayan ve söylenmeyen reel ve somut şeyler. Felsefe ister istemez yazının bir yerlerine bulaşacaktır zaten.

Birazda tedirginim bu yazıyı yazarken. Uzun süre yazıp yazmama arasında gidip geldim. Yazdıklarımla idealist genç okurlarımın moralini bozup, gelecekten ümitlerini kesmelerini istemiyorum.
Bana 15 sene önce gelip bu yazdıklarımı söyleyen birisi olmasını istermiydim? sorusuna gönül rahatlığıyla EVET diyebildiğim için yazmaya karar verdim. Morali bozulan olursa şuradaki videoyu izleyip gaza gelebilir.

mağara ve kadınKişisel Gelişim kitapları dediğimiz kitapları hiç sevmedim ben. Kitabevlerinde özel bir bölümü ele geçirmeyi başaran bu kitaplar, nasıl zengin olunacağı, nasıl mutlu olunacağı, içinizdeki gizli enerjiyi nasıl ortaya çıkaracağınızı vesaire anlatıp durur. Sizlerde bilirsiniz, zaten hepsinin isimleri birbirine benzer;

Para kazanma yolları, karşıdakini ikna etme yöntemleri, mutlu olma ve stressiz yaşam nasıl sürülür, siz isteyin herşeyi yaparsınız, herşey sizin elinizde, pozitif enerji, hayatın yaşamın dünyanın sırları, düşünce ve inanmanın gücü, beyin geliştirme, hafıza geliştirme, bilmemne geliştirme, yapamayacağınız şey yok, akıl gücü ruh gücü, beden dili, karşıdakini anlama yolları, lider nasıl olunur, siz isteyin ve inanın yaparsınız, valla yaparsınız, inanın çalışın azmedin pes etmeyin herşey mümkün,bilge olmanın yolları, yoga, reiki, kendini sevdirme sanatı, kendine küfrettirme sanatı, acıdan kurtulup mutluluğa erme sanatı, herşeyi yaparsınız siz isteyin yeter ki sanatı, artık yaşam daha kolay sanatı, ...........biiip biip***

Aralarında gerçekten
yararlı kitaplar olsada bu tip kitaplar genellikle insanı kandıran ve boş kitaplardır bence. En azından hayatı nasıl yaşamamız gerektiğini bu kadar yazar biliyorsa bir terslik var demektir.

İnsanları gaza getiren ve yaşamlarına hiçbir etki yapmayan bu iddalı kitaplar ve saati 10000 dolardan bu konular hakkında konferans veren yazarlara saygım sonsuz. Gerçekten para kazanmanın yolunu biliyorlar. Aslına bakarsınız bende bu blog yazılarımı toparlayıp 5 seneye kalmadan
Matematiği Çekirdek Çiter Gibi Çözeceksiniz diye bir kitap çıkaracağım...


yalnız kızBenim okuduğum ilk ciddi kitaplar lise yıllarıma denk gelir. Ciddi kitaplardan kastım adam gibi yazarların kitaplarıdır. Off konu konuyu açıyor. Kişisel gelişim kitapları hakkında yeterince atıp tuttum aklıma bir kitap türü daha geldi onuda söylemeden geçemeyeceğim. Genellikle genç kızlar okuyor bu kitaplarıda. Romantik, aşık genç erkek yazarlarımız sevgilisine mektup mu olur? bir aşk hikayesi mi olur, genellikle deneme türünde arada sırada roman olmak üzere 100-150 sayfalık kitaplar yazıyor.Bu basit kitapları...!!! Yaa aman neyse, sonuçta hiç okumamaktan iyidir okuyun kızlar okuyun...
Ne ukala bir adamım ben:)
Bu yazıda da her taraf üç nokta doldu tıpkı romantik yazarlar gibi onlarda kitaplarında çokça kullanıyor.
(EDİT: 11 HAZİRAN 2008 tarihli
HEP-YEK HAZİRAN İKİBİNSEKİZ isimli yazımda yukarıda kitaplar hakkındaki düşüncelerimin yanlış olduğunu dile getirdim.)
yalnız erkekNeyse efendim nerde kalmıştık. İlk ciddi kitapları lise yıllarımda okumaya başladım. Ve bir okuma aşkıdır 8-10 sene yoğun bir şekilde birçok kitap okudum. Hayatımın hatasını yapmışım meğer:) Kitaplardan öğrendiğim her yeni bilgi, romanlarda anlatılan farklı hikayeler ve karakterler beni yavaş yavaş içinde bulunduğum dünyadan uzaklaştırıyordu. Tarih kitapları, biyografiler, bilimsel kitaplar toplumdan uzaklaştırmaya, içerisinde kaybolduğum kurgusu güçlü romanlar hayaller alemine farklı dünyalara götürüyordu beni. Etrafımdaki cahil akranlarım arasında daha çok yalnızlaşıyor, birçok sohbet sıkıcı, sıradan ve basit geliyor, insanları anlamakta zorluk çekiyordum. Dünyada ve Türkiye'deki olaylar ve yaşananlar hakkında arkadaşlarım ya hiçbirşey bilmiyor yada bana saçma sapan gelen yorumlarda bulunuyorlardı.

Ben çok kültürlü ve bilgili iyi yetişmiş yada yetiştirilmiş birisi değildim. Fakat kimsenin kitap nedir bilmediği bir ortamda 5-10 kitap okumak ve düşünmek insanı farklı kılmaya, soyutlanmaya ve yalnızlığa itebiliyordu.
Yalnızlık ve yabancılık hissi kitaplara yönlendiriyor, okunan her kitap yalnızlığa ve yabancılık hissine sebep oluyordu. Bir kısır döngü.

Eğer okuduğum kitaplar belirli bir yönlendirme ve rehberlik eşliğinde olsaydı belki kendimi yalnız hissetmezdim diye düşünüyorum. En azından çok yalnız hissetmezdim. Çünkü bu durumda okuduğum kitaplar belirli bir sınıfın okuduğu kitaplar olur ve bende kendimi o sınıfa yakın hissederdim. Fakat sevgili ailemin özgür tutumu, bana birçok konuda güvenip beni okuduğum kitaplar konusunda rahat bırakması (sevgili anneciğim geceleri gelip gözlerin bozulacak yeter yat derdi arada sırada) benim birçok farklı kitabı okumama sebep olmuştur.

İnsan herşeyi okumalı ve anlamaya çalışmalıdır. Kendi görüş ve düşüncelerini en iyi savunan ve bilen insanlar; karşıt görüşü de kendi görüşleri kadar araştırıp, öğrenmiş ve bilen insanlardır. Kendi görüşlerine körü körüne, aptalca değil ! gerçekten bağlı olan insanlar karşı görüşün ne dediğini ne düşündüğünü bilen insanlardır. Ve en önemlisi herşeyi okurken objektif olup önyargılarınızı bir tarafa bırakmalısınız işte o zaman çok yönlü ve donanım sahibi birisi olabilirsiniz, işte o zaman değişime açık birisi olabilirsiniz. Değişime ayak uyduramayanlar kaybedenlerdir.


tek ağaç Neyse gel zaman git zaman ben kitap okuyorum öğreniyorum vesaire. Sonra sonra engin kültür ve bilgimle geleceğe dair hayaller kurmaya başladım:) Ama ne hayaller dünya çapında. Ev, araba, para gibi basit hayaller değil yani. Tabiki hiçbiri gerçekleşmedi. Aşırı idealist olmak sakıncalı. Bugün düşündüğümde gençliğin verdiği heyecan ve cahillikle ve birazda okuduğum kitaplardaki dünyanın gerçek dünya ile aynı olmamasına bağlıyorum o zamanlar ki hayallerimi. Roman kahramanlarının başına gelenler gerçek dünyada pek olmuyormuş. Biyografi ve başarı öyküleri kitaplarında gizlenip söylenmeyen birşeyler varmış. Kant, Sartre, Nietzsche onca yazdıkları şeye rağmen en önemli konuları atlamışlar . Maksat bakın ben bunları okudum demek:)
pencere örümcek ağı
Aslında dünya anlatılandan çok farklı ve karmaşık ilişkiler yumağından oluşuyormuş. Kitaplardan başladık konuya oradan gidelim. Bilmiyorum farkında mısınız tanıdığımız birçok yazarımız osmanlı-cumhuriyet döneminin tanınmış ''soylu'' ailelerinin çocuğudur. Kimisinin ailesi saraylı, kimisinin ailesi zamanında devlette önemli görevler yapmış (bakan, milletvekili, müsteşar, üstdüzey bürokrat vs) kimisinin ailesi Türkiye'nin ilk zenginlerinden, kimisinin ailesi gazeticilik tarihinin önemli isimlerindendir. Bugün gazetelerimizde köşe yazarı unvanıyla yazılar yazan birçok kişinin geçmişine baktığımızda yine ailelerinin sıradan aileler olmadığının farkına varırız.
Düşünsenize bu ne biçim bir tesadüf ki babası zamanın iç işleri bakanı olan bir çocuk ilerde ünlü bir roman yazarı olabiliyor. Bu ne biçim tesadüf ki babası yazar olan birisi tüm ülkenin adını bildiği bir müzisyen oluveriyor. Bu ne biçim tesadüf ki televizyonda gördüğüm her 15 aydından 10 tanesi birbirini çocukluktan beri tanıyor. Bu ne biçim tesadüf ki iki kardeşin teki yazar oluveriyor kitapları binlerce satıyor, genetik midir nedir diğeride şarkıcı veya tiyatrocu oluveriyor tv ekranlarından inmiyor. Bu ne biçim tesadüf ki üst düzey bürokrat bir babanın kızı meğer çok yetenekli bir sinema sanatçısıymış.
Bu işte bir terslik var. Tamam belki verilen iyi bir eğitim ile birlikte, tanınmış bir kişinin çocuğunun iyi bir konuma gelmesi tuhaf bir durum değildir. Fakat nasıl oluyorda sanat gibi belli bir yetenek isteyen dallarda da belirli mevkilere gelebiliyor bu ailesi tanınmış şahıslar. Benim berbat romanlar yazdığını düşündüğüm değerli bayan yazarımızın merhum babasının müsteşar olduğunu öğrenmem niye beni hiç şaşırtmıyor.

Bilmem farkında mısınız bazen tv'de birileri gözümüzün içine içine sokuluyor. Bir programda bir konuk!!! ilk defa görüyorsunuz kimse artık. Aaa bir bakıyorsunuz iki saat sonra bir ana haber bülteninde. Sabah kalkıyorsunuz bir kadın programında. Cuma akşamı ise bir talk show da boy gösteriyor. Eşek değilsinizya kim ya bu diyorsunuz? Ben cevabını vereyim o kişi gerekli bağlantıları kurmuş birilerinin düğmeye basmasıyla meşhur edilmeye çalışılan birisi!!! Ve o kişinin babası,dayısı, yengesi sizin gibi sıradan insanlar değil. Lütfen yarın bir gazete alın ve açıp köşe yazarlarını okuyun özellikle genç olanlarını ve düşünün acaba sizin onlardan farkınız nedir. Bu genç yaşta ulusal bir gazetede köşe sahibi olmayı başarmış bu kişiler ne gibi bir başarı göstermiş olabilir. Ne tür yeteneklere sahip olabilirler sizde olmayan.


ÖĞÜT (1)

Evet sevgili genç arkadaşım hayat senin sandığın kadar kolay değil, sen ne kadar çalışırsan çalış birileri başka yollarla senin önüne geçebilir, bu yüzden planlarını buna göre yap ve stratejini buna göre belirle. Emeklerin boşa gider demiyorum dediğimi yanlış anlama. Sarfettiğin her emeğin karşılığını göreceksin ama karşılıktan kastım izafidir. Senin çalışmaların seninle aynı konumdaki rakiplerini geçmeyi sağlayacaktır. Senin okuldaki başarın sınıftaki arkadaşlarını geçmeyi sağlar. Senin yaşadığın mahalledeki insanları geçmeyi sağlar. Fakat unutma sen ne kadar çalışırsan çalış senden uzakta yaşayan birileriyle adil bir rekabet içerisinde değilsin. Birileri senden daha iyi şartlara, daha iyi bağlantı ve ilişkilere sahip ve sen onları geçmeyi bırak onların konumuna gelebilmek için onlardan çok daha fazla çalışmak zorundasın. Hiçbir başarı öyküsüne inanma senin bilmediğin, anlatılmayan gizli ve pis ilişkiler vardır o öykülerin ardında. Ama o öyküleride okumaktan, dinlemekten çekinme zevklidir ve çıkarılacak dersler muhakkak vardır.
Ve en önemlisi hayat adaletli değil, ben bu dünyayı sevmiyorum demeye kalkma, çünkü eğer bulunduğun konumdan şikayetçi tavır ile birilerinin senden daha iyi fırsatlara sahip olduğunu dile getirirsen bende sana;
Senin de dünya ve Türkiye'deki birçok akranına göre daha iyi bir konumda ve fırsatlara sahip olduğunu, aslında seninde birileriyle kendi lehine haksız rekabet içerisinde bulunduğunu söylerim. Moral bozma sen herşeyi yaparsın pozitif enerji pozitif enerji:))))
Yazıya devam etmeden COELHO ne demiş okumanızı tavsiye ederim.

şifreli para kasasıÖĞÜT (2)

Hayatına kendi kendine dönüm noktası koyup durma. Biliyorum çeşitli hayallerin var.
Birileriniz şu lise bir bitse!
Birileriniz üniversiteyi bir kazansam!
Birileriniz ah bir mühendis olsamda....! gibi hayaller kurup o günlerin gelmesini bekliyor. İnsanın tabiki hayalleri olmalıdır, tabiki günübirlik yaşamamalı. Fakat insanın yaşamındaki her dakika değerlidir. Sen bu dünyaya geldin ve şu an yaşıyorsun. Ve bu seneleri bir daha yaşamayacaksın. Ve ne zaman öleceğinide bilmiyorsun. Eğer bugün başarabileceğin veya bugün başlayabileceğin birtakım
uğraş ve ilgilerin varsa geleceğini riske atmadan bir an önce harekete geç ve bir an önce başla. Gün bugündür. Aksi takdirde senin yaşamın hep bir sonraki değişimi beklemekle geçecektir. Okul bitse, işe başlasam, evlensem, ev araba alsam, vs.
Kitap okumak mı istiyorsun şu öss'ye bir gireyimde üniversitede okurum diyeceğine az bile olsa bugün başla okumaya.
Fotoğraf çekmek hoşuna mı gidiyor neden pahalı bir fotoğraf makinesi almayı bekliyorsun elinde ne varsa onunla çek iyi fotoğrafçılar hep kötü makine ile başlamışlardır.
Öykü, hikaye, şiir yazmaktan zevk mi alıyorsun ne bekliyorsun.
Resim yapmaya, tiyatroya ilgin ve yeteneğin mi var ........
Uluslararası ilişkiler, dış politika ilgini mi çekiyor neden gazeteleri ve internet sitelerini yakından takip etmiyorsun.......
Gün bugündür, yaşamını ''
önce bir şunu halledeyim'' diye ileriki bir zamana erteleme, hemen başla yoksa hiçbir zaman istediğin şeyleri yapamayacaksın.

ÖĞÜT (3)

Matematik öğretmenin dahil herkesin öğüdünü dinle, fakat en büyük yol göstericin aklın ve tertemiz kalbindir. Unutma geleceğin kirli insanları uzaydan gelmeyecek. O kirli insanlardan birisi belkide sen olacaksın. Veya en yakın arkadaşlarından teki!!!
En yakın arkadaşlarından teki dediğim için arkadaşlarını düşünüp durma, lafı üzerine almamazlık etme, ondan önceki cümleyi oku bir daha. O kirli insanlardan birisi belkide sen olacaksın.
Ama rahat ol muhtemelen senden başka kimse bilmeyecek bunu. Bu yüzden ne yapıyorsan kendine yapacaksın ya!



Edit: Bazı kişiler mail atarak eleştirilerde bulundular yukarıdaki öğütler meselesi hakkında. Belirtme gereği duydum öğüt diye isimlendirmem, şunu yapın bunu yapmayın gibi ifadeler. Kişisel gelişim kitaplarına ironik bir atıftır.