YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

ÜNİVERSİTE MATEMATİĞİ

Gönderen Harun 31 May 2008


Öğrencilerim arada sırada üniversitede matematik bölümünde ne anlatıldığını sorar. Bende lisede anlattıklarımla pek alakası olmadığını tarif etmesi çok güç bir matematik anlatıldığını söylerim. En tuhaf gelen şeyde mevcut matematiğin %5 -%10 'undan fazlasını bilmediğimi söylememdir. Aslında haklılar! sen git üniversiteye senelerce matematik bölümünde oku, matematiğin yarısını bile öğrenme, olacak iş mi? Üniversite matematiği kadar iğrenç ve insana kafayı yediren çok az şey vardır dünyada. Üniversite matematiği gibi olağanüstü güzel, muhteşem bir sanat eseri çok az vardır dünyada.

AŞK

Gönderen Harun 25 May 2008

kırmızı kalp

'' Aşk teslim olmaktır. Aşk, aşkın sebebidir. Aşk anlamaktır. Aşk bir müziktir. Aşk ve soylu yürek aynı şeydir. Aşk, hüznün şiiridir. Aşk kırılgan ruhun aynaya bakmasıdır. Aşk geçicidir. Aşk hiçbir zaman pişmanım dememektir. Aşk bir kristalleşmedir. Aşk vermektir. Aşk bir çikleti paylaşmaktır. Aşk hiç belli olmaz. Aşk boş bir laftır. Aşk Allah'a kavuşmaktır. Aşk bir acıdır. Aşk melekle göz göze gelmektir. Aşk gözyaşlarıdır. Aşk telefon çalacak diye beklemektir. Aşk bütün bir dünyadır. Aşk sinemada el ele tutuşmaktır. Aşk bir sarhoşluktur. Aşk bir canavardır. Aşk körlüktür. Aşk yüreğin sesini dinlemektir. Aşk kutsal bir sessizliktir. Aşk şarkılarda konu edilir. Aşk cilde iyi gelir. Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. Onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir. .....Yanlış anlaşılmaktan korktuğumuz zamanlar her şeyi söylemeye kalkarız. Bu korku da bize herkesin söylediği şeyleri söyletir. ''
Orhan PAMUK



ÜNİVERSİTE VE ÜNİVERSİTE YAŞAMI (2)

Gönderen Harun 20 May 2008

üniversite öğrencisi
Bir lise öğrencisinin yapacağı ve çoğunluğumuzun yaptığı en büyük hata hayatın üniversiteyi kazandıktan sonra başlayacağına dair inancımızdır. Üniversiteyi kazanan bir bireyin yaşamının değiştiği muhakkak, fakat üniversite insanların gözünde büyüdükçe, bir dönüm noktası olarak görüldükçe üniversiteden önce uğraşabileceğimiz birçok ilgi, merak ve hobilerimizi üniversite yıllarına bırakıyoruz. Birçok kişi kitap okuma alışkanlığını üniversitede ediniyor.

Bir üniversite seçiminde bana göre en önemli kriter üniversitenin bulunduğu şehirdir. Söz konusu üniversitenin verdiği eğitimin niteliği, kalitesi daha sonra gelir. İstanbul-Ankara gibi büyük kentlerin üniversitelerinde okuyan öğrenci yelpazesi çok geniş ve bu şehirler kozmopolit bir yapıya sahip olduğu için bireyin gelişimi açısındandan çok önemlidir diye düşünüyorum.

Bana göre bir kişi, iyi bir bilim adamı, filozof, sanatçı vesaire olmak istiyorsa önünde mekan olarak bunu başarabilmek için iki seçenek vardır. Ya kimseciklerin olmadığı kuş uçmaz kervan geçmez sıkıntıdan patlayabileceğiniz bir yer yada iğne atsan yere düşmeyecek kalabalık bir şehir. Şehir üniversite öğrencisinin yaşamını zannedilenden çok daha fazla etkiler.

Üniversiteye gidince ilk gördüğüm şey profesör denilen adamların tıpkı bizim gibi iki gözü iki kulağı olan normal insanlar olmasıydı:) Profesör tabiri küçüklüğümden beri benim zihnimde herşeyi bilen akıllı, zeki manasına geldiği için üniversiteye gidince hayal kırıklığına uğramıştım. Evet profesörler kendi dallarında uzman insanlar olsada çok basit şeyleri bilmiyorlardı ve hatta birçok konuda cahillerdi. Ve birçoğunun üzerinde beyaz önlük yoktu:)
Hele matematik profesörü olmak tamamen profesör imajına ters bence. Labavatuvar yok, deney yok hatta kitap yok, kalem yok...
Hangi kitaptaydı hatırlamıyorum........ bir matematik profesörü ayaklarını masaya atmış pencereden dışarı bakarken odasına girerseniz özür dileyin çünkü o anda çalışıyor olabilir.

Üniversite öğrencileride aldıkları eğitimden midir? Yoksa gerçekten okudukları bölüme uygun öğrenci oldukların mıdır nedir bilinmez kendi içlerinde dış görünüş dahil benzerlikler içerir. Deneyimli birisi bir fakültenin kapısından giren bir öğrencinin hangi bölümde okuduğunu üç aşağı beş yukarı tahmin edebilir.

Bence üniversitenin insana verdiği en büyük şey söz konusu eğitimden çok ortamdır. Zaten üniversite ortamını eğitimden ayrı düşünmek saçmadır. Son yıllarda üniversite öğrencilerininde eski tadı tuzu yok ama yinede üniversite birçok farklı kültüre, bilgiye sahip öğrencilerin ve öğretim üyelerinin birarada olduğu yerdir.

Üniversitede anlatılan dersleri bir lise öğrencisinin algılaması ve tahmin etmesi oldukça güç. Belki ağabeyi, ablası bir üniversitede okuyan öğrenciler biraz duruma vakıftır. Üniversitede bir mühendislik, fizik, matematik, edebiyat bölümlerinde anlatılan-okutulan dersler bir lise öğrencisinin hayalindekinden çok farklıdır. Eğer o dersleri üniversiteyi kazanmadan önce görselerdi birçok insan seçtiği mesleği seçmezdi.

Üniversite tek başına kimseyi ''adam'' etmez. Üniversite mezunu bilgili ve kültürlü bireyler sonuç itibariyle kendi çaba ve gayretleriyle bulundukları konuma gelirler. Üniversite zaten bilgiye ve öğrenmeye aç olan insanlar için sıçrama tahtası kendini daha çok geliştirmek için iyi bir araçtır. Eğer kişi yatkın veya istekli değilse hangi üniversitenin hangi bölümünde okursa okusun...
hangi diplomayı alırsa alsın..
eşeğe altın semer...

İnsanı insan yapan ne diploma ne de beynindeki bilgilerdir. Gelecekte ''bu benim öğrencimdi'' diye gurur duyacağım kişiler; üniversiteyi kazanıp okuyanlar mı yoksa liseden mezun olup bir işe girenler mi olacak ?
Acaba doktor olmuş bir bayan öğrencim mi beni mutlu edecek yoksa ev hanımı olmuş bir öğrencim mi ?
Geleceği geçtim bugüne bakalım. Acaba benim en sevdiğim öğrenciler matematiği iyi, notları yüksek, çalışkan, başarılı öğrenciler midir? Yoksa...

üniversiteBirçok öğrenci üniversiteyi kazanmadan önce üniversite yaşamı hakkında çok az şey bilir. Birçok şeyide yanlış bilir. Dekan ne demektir? Doktor ne demektir? Üniversitede matematik bölümü ne işe yarar? niye vardır? ne anlatılır? hepsini üniversiteyi kazandıktan sonra öğrendim. Ders esnasında konusu açıldıkça anlatsamda ve rehberlik dersinde öğrencilerimle sohbet etsekte sanırım burada çeşitli özet bilgiler vermek yararlı olacaktır.

REKTÖR: Bu kişiye üniversitenin müdürüdür diyebiliriz. Fakat müdürden çok daha öte kral gibi birçok özel yetkiye ve güce sahiptir. Bir öğrenci rektörü hiç görmeden mezun olabilir. Her üniversitenin rektörlük denilen bir binası vardır ve rektörün makamı oradadır. Rektör yardımcıları yine rektörlükte bulunur.

FAKÜLTE: Birbirine yakın tarzda eğitim veren bölümleri toplayan birimdir, idari yapıdır. Genel olarak Türkiye'de fakulteler bir binadan oluşur ve içerisindede o fakültenin bölümleri olur. Mesela Mühendislik Fakültesinin içerisinde makine mühendisliği bölümü, elektrik mühendisliği bölümü........ vesaire

Fen Fakültesinin içinde matematik bölümü, fizik bölümü, kimya bölümü...
Edebiyat Fakültesinin içinde edebiyat bölümü, tarih bölümü...
Eğitim Fakültesinin içinde matematik öğretmenliği, edebiyat öğretmenliği...
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin içinde İktisat bölümü, işletme bölümü, kamu yönetimi bölümü.............

Fen-Edebiyat Fakültesi

DEKAN: Fakültenin müdürüne ise dekan denir. Bir üniversitenin 15-20 tane dekanı olabilir. Bir öğrenci dekanı hiç görmeden mezun olabilir.

BÖLÜM BAŞKANI:
Adı üstünde bir bölümün idari işlerinden sorumlu o bölümün öğretim üyelerinden birisi. Üniversite yeni açılmadıysa bölüm başkanı %99 bölümün profesörlerinden biridir.

LİSANS:
4 sene ve üzeri eğitimlere lisans adı verilir. Örnek: Matematik Bölümü

Bir kişinin rektör olma sürecini özetlersek kurumun işleyişi daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum. Genelde şöyle olur.

1) Liseden mezun oldunuz ve örneğin Fen Fakültesinin Matematik Bölümünü kazandınız.
2) Bir sene hazırlık +4 sene eğitim alıp beş senede mezun oldunuz.
3) Not ortalamanız iyi, yabacı dil ve lisansüstü eğitim sınavından başarılı oldunuz ve lisansüstü eğitim almak için bölümünüze yada başka bir üniversitenin matematik bölümüne başvurdunuz mülakat falan kabul edildiniz. 2-3 yıl sonra lisansüstü eğitiminiz bitti.
4) Doktara eğitimine başlarsınız 5-6-7 sene sonra doktoranız biter.
5) 1-2 sene içerisinde yardımcı doçent olursunuz.
6) 4-5 sene sonra doçent olursunuz.
7) 5 sene sonra profesör olursunuz.
8) 4 sene sonra bölüm başkanı.
9) 4 sene sonra dekan.
10) 3 sene sonra rektör yardımcısı.
11) 3 sene sonra rektör.

Tabiki seneleri attım. Herşey çok kısada sürebilir. Ama Profesörlüğe kadar ki geçen sene miktarı pek değişmez genelde. Profesör olduktan sonra bölüm başkanlığı bile yapmadan rektör olabilir bir kişi.


Notlar

Doktaranız bitince doktor ünvanı alırsınız. Ben ilk öğrendiğimde tuhaf gelmişti. Doktor olmayı tıp ile ilgili sanırdım. Doktorluk diye akademik bir ünvan varmış meğer.

İki senelik eğitim veren yerler fakülteler değil yüksek okullardır. Yüksekokulların dekanı değil müdürü olur. İki yıllık eğitime önlisans adı verilir. İlköğretim>Ortaöğretim>önlisans>lisans>yükseklisans(master)


Yükseklisans yapmak için okula hergün gitmek zorunda değilsinizdir. Bir kişi İstanbul'da yaşayıp işine gidip gelip, Diyarbakır'da yükseklisans yapabilir. Biraz sıkıntılı olur ama olmaz değil yani.


ENSTİTÜ: Üniversitenin içerisinde eğitim vermekten çok araştırma yapmaya yönelik kurumlardır. Fen Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü...

Ülkemizdeki İzmir ve Gebze'de iki bağımsız enstitü vardır.


FAKÜLTE SEKRETERİ: Fakültenin idari yazı işleri ve birçok şeyle ilgilenen kişidir. Sekreter dendiğinden aklınıza normal genç bir bayan sekreter gelmesin. Sekreter akademik dünyadan gelmez. Bir lise mezunu 50-60 yaşında bir erkek bile fakülte sekreteri olabilir.

TRANSKRİPT: Bir üniversite öğrencisinin mezun olduktan sonra yada okurken almış olduğu dersleri ve not ortalamalarını gösteren bir kağıt. Bir çeşit karne.


GEÇİCİ MEZUNİYET BELGESİ: Birçok üniversite mezunu diplomalarını almaz. Bunun yerine diploma yerine geçecek mezuniyetten hemen sonra geçici bir belge verilir ve bu belgeye verilen isimdir.


KAMPUS: Üniversitelerin yerleşim yerlerine verilen isim. İstanbul Üniversitesi Avcılar kampusu... Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampusu...

Ben kampus üniversitesi denilen tüm fakülte ve birimlerin aynı yerde olduğu üniversiteleri severim. Böylece öğrenci üniversitenin tüm olanaklarından yararlanabilir. Üniversite seçimi yaparken bir lise öğrencisi seçeceği bölüm veya fakültenin hangi kampuste nerede olduğunu kesinlikle araştırmalıdır. Marmara Üniversitesinin ben diyeyim 10 siz deyin 20 farklı kampusu vardır.


TEKNİK ÜNİVERSİTE: Adı üstünde aslında. Ağırlıklı olarak fen, mühendislik tarzı eğitim veren üniversiteler. İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, Karadeniz Teknik, Orta Doğu Teknik...

İstanbul Teknik Üniversitesinde Mühendislik Fakültesi diye bir Fakültenin içerisinde Elektrik Mühendisliği bölümü yoktur. Normal bir üniversitenin Mühendislik Fakültesinden daha büyük Elektrik Mühendisliği Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Fakültesi gibi fakülteleri vardır. Fakülte yapısı üniversiteden üniversiteye değişir ama genelde ilk bahsettiğim gibidir.

CONVERSE GENÇLİĞİ

Gönderen Harun 19 May 2008

kırmızı converse ve kot pantolon
Sanırım gençliğin en önemli özelliklerinden teki sıradan olmamak, aykırı, farklı olmak. Gençler birbirinden farklı görünmek, dikkat çekmek için ellerinden gelen herşeyi yaparlar. Malum öğretmeniz; kızım çıkar o küpeleri, oğlum bu saçının hali ne gibi cümleler sarfetsekte aslından genç olmanın verdiği bu davranış ve farklılıkları olabildiğince müsamaha ile karşılarız. Öğrenci saygı ve ahlak adına ters birşey yapmamışsa farklı olma adına yaptığı herşeye saygı duyarım. Genç bireylerimiz farklı olmalı ki geleceğimiz aydınlık olsun.

Farklı olmak tabi ki saçların yada kıyafetlerin birbirinden farklı olması demek değildir. Ancak kendini sosyo-kültürel olarak farklı ve özgün ifade etmekten yoksun gençliğimizin en azından ileriki yıllarda gerçek manada farklı bireyler olma yolunda bir umut ışığı olduğu için kıyafet, saç-makyaj, aksesuarlar açısından farklı olma isteğine saygı duyuyor ve destekliyorum. Bugün saçlarının şekliyle farklı olan gençlerimizin ilerde düşünce ve yaşam açısından farklı renklerde olacağını umut ediyorum. Çok mu iyimserim acaba?

Fakat farklı olabilmek için elinden gelen herşeyi yapan günümüzün gençleri içerisinde bulundukları paradoksu göremiyorlar. Aslında farklı olayım derken gitgide hepsi birbirine benziyor. Sokakta gördüğüm birçok genç sanki ayakkabı kalmamış gibi hep Converse giyiyor. Nike firmasının Converse'i satın alması sonucu reklam ve tanıtım bütçesiyle orantılı olarak onlarca farklı modeliyle Converse piyasanın büyük bölümünü ele geçirdi. Üstelik pek ucuz olmayan fiyatına rağmen. Converse rahat ayakkabı olabilir, kullanışlıdır vesaire tartışmayacağım. Benim anlatmak istediğim; gençlerin nasıl oluyorda farklı modelleri olmasına rağmen Converse giyen herkesle aynı gözüktüğünün farkında olmayışı. Biliyorumki bir genç insan için rahatlığın çok ötesindedir farklı ve aykırı olmak. Fakat kendisini farklı zanneden ve farklı olmaya çalışan birileri ayağındaki ayakkabı ile aslında çokta orijinal birisi olmadığını gösteriyor çevresindekilere.

10-15 yıl öncesindede herkes siyah-beyaz rock ve metal tişörtler giyerdi. Desenler ve resimler farklı olsada görünüş itibariyle hepsi birbirine benzerdi. Günümüzün Converse gençliğide pek farklı değil, bana hepsi aynı gözüküyor. Yaşlanıyormuyum ne?

Sanırım kapitalist dünyanın sizin yerinize biz düşünürüz felsefesi başarılı oluyor. Aykırı, sıradışı bir çizgi çizen firmaların ürününü kullanan gençlik aslında farklı-değişik olmadığının ve görünmediğinin farkında değil. Burada insanın aklını ve bilincini başkalarına teslim etmesi yatıyor. Genç insan aykırı ve dikkat çekici ayakkabı seçimini kendisi yapmıyor, bu seçimi Converse'in model ve stil uzmanlarına bırakıyor. Hayatına müdahale edildiği ve kendi seçimlerini yapamadığından şikayetçi genç bireyler aslında yaşamlarındaki birçok seçimi başkalarının eline bıraktığından habersiz.

Aslında aklını başkasına teslim etmek
benim yerime başkası düşünsün düşüncesi eğitim sektöründede kendini gösteriyor. Günümüzün öğrencileri kendisinin biraz çabalamasıyla çözebileceği soruları öğretmenine sormayı yeğliyor. Eskiden dershanelerde bire bir adı verilen öğretmen ve öğrencinin ikisinin birlikte yaptığı dersler olmazdı. Şimdilerde birçok öğrenci çözebileceği sorulara uğraşmaktansa öğretmeninden randevu alıp dershanede öğretmenine çözdürüyor soruları. Halbuki öğrencinin çözemediği o matematik soruları öğretmen çözsün diye sorulmadı o öğrenciye. O sorular 300 sene önce çözüldü cevapları biliniyor. Öğretmenide 10-15 sene önce çözdü o soruları. O soruların amacı öğrencinin kendisinin çözmesidir. Amaç öğrencinin kendisinin düşünmesi kendi aklını çalıştırması kendini geliştirmesidir. Tabiki hocalara soru çözdürülür ama ne kadar az ise o kadar iyidir öğrenci için. Amaç soruların cevaplarını bulmak değildir tekrarlıyorum o soruların cevapları zaten biliniyor amaç bireyin kendi zekasını kullanmasıdır ve kullanmayı öğrenmesidir.

İnsanın zekasını başkalarına teslim etmesi yeni birşey değil. Aynı şey ideolojik, politik düşüncelerdede kendini gösterir. Belirli bir ideolojik düşünceye sahip bireyler belirli konularda düşünüp çeşitli olayları akıl süzgecinden geçirip değerlendirsede. Hayatın içinde birçok yeni olay ve olgulara savundukları ideolojinin etkisiyle yaklaşır. Eğer birey kendisinin daha önce düşünmediği ve kafa yormadığı bir durumla karşılaşırsa kendisinden önce o durum hakkında fikir belirten kendi siyasi ve politik çevrelerinin düşüncesini benimsemeye meyillidir.

Mesela bir kişi kendisi doğmadan 20 yıl önce ortaya çıkmış bir ideolojiyi benimsemiş olsun. Ve hayatta karşılaştığı birçok şeyi objektif daha doğrusu kendi aklıyla değerlendirse de yeni ve kendisinin cahil olduğu bir konuda fikir belirtmesi istenirse yada düşünceleri sorulursa aklını hiç kullanmadan benimsediği ideolojinin ideologlarının düşüncelerini sarfetmekten geri durmaz.

Veya kendisinin hiç bilgi sahibi olmadığı geçmişteki birtakım olay ve yaşananlarla ilgili düşünceleri ne tesadüf ideolojik görüşüyle aynıdır.

Hatta bireyin kendi aklından tamamen feragat ettiği bir durum vardır o da şudur; Geçmiş ve günümüzdeki olayları ve kişileri değerlendirirken tamamen ideolojisi hangi tarafı destekliyorsa onun yanında yer almasıdır. Aklını satmak ruhunu satmaktır.

Toplumlar geliştikçe, dünya ve yaşam daha karmaşık bir hale geldikçe uzmanlaşma artacağından dolayı insanların her konuda herşeyi bilmesine imkan yoktur. Tabiki insan birçok konuda başka insanların o konunun uzmanlarının düşüncelerini benimseyecektir. Bir insanın ben kendi aklımı kullanacağım deyip bir sağlık konusunda doktorunu dinlememesi saçmadır. Benim anlatmak istediğim bu tip birşey değil insanın kendi öz değer ve yaşamını direkt etkileyen konularda kendisi yerine başkalarının düşüncesini benimsemesi ve kendi yerine başkalarının karar almasına izin vermesidir.

Tüm öğrencilerimin ve gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum.

ANLAMAK

Gönderen Harun 14 May 2008

papatya
Bazı kıpırdayamamışlıkları vardır insanın, donup kaldığı hareket edemediği. Elinden birşey gelmez. Ve en acısı elinden birşey gelmeyişini göz göre göre izlemektir.

Beyaz sayfalara kazınması zor hayatlar yazılıyordur. Anlamı olmayan her güne anlamsızca acılar nakşedilir. Anlamı olmayan acılara da anlamsızca günler bahşedilir.

Kazınması zor olan hayatlar kazınır. Yürekler kanar sonra bir yağmur yağar ve sabah bir ayaz çıkar. Tüm gece boyunca astar ve cila ile haşır neşirlerin bir fayda vermez insana. Anlarsın.

Anlamak acıları hep yanında taşıyan, her anladığında iki miligram acı enjekte eden, şifa vermesi beklenmeyen bir hemşiredir. Anlamak keder ve ızdırabın kapı kolunu çevirmektir. Anlamak anladığına pişman olmaktır. Anlamak geri dönüşü olmayan silinemeyecek bir sayfadan başka bir hayata geçmektir. (17.10.2003 İstanbul)

.
yazılı kağıdı Google'dan arada sırada 'matematiği kim bulmuştur' araması yaparak birileri geliyor bloğuma. Sanırım ilköğretim öğrencileri. Artık ne ödevi verdiyse öğretmenleri kimbilir? Ençok üzüldüğüm bu aralar garibim bir öğrenci köklü sayıları kimin bulduğunu araştırıyor internette. Ne diyelim Allah kolaylık versin.

Keşke bir yorum yazsalar yada mail atsalarda durumu izah etsem bu matematik denilen şey bir anda ortaya çıkmadı diye. Ne zannediyorlarsa artık bilmiyorum ama düşününce çok komik doğrusu. Adamın teki gece yatağına yatmış sonra birden aklına gelmiş ve pat diye matematiği bulmuş. Sabah oluncada herkese anlatmaya başlamış; Bak şuna üslü sayılar denir şunlar köklü sayılar nasıl sevdinizmi çok güzel değilmi kredi kartına beş taksit yaparız hatta isterseniz polinom ve logaritma falan diye birşeylerde var , evet evet hepsini ben buldum bu gece üstelik ........

Kimbilir belkide gerçekten böyle olmuştur ama herkesten saklıyorlardır bunu. Gizli tutma sebeplerini ise tahmin etmek güç değil; O adamı kesin asmışlar,kurşuna dizmişler katledip öldürmüşlerdir ya! O adamın torunları bugün hayattaysa belki onların can güvenliği için bu matematiği bulan adamın kimliğini gizliyorlardır.




matematik denklemi ve hesap makinesi
Ya gerçekten bu iğrenç şeyi kim bulmuş. Şimdi geyik olsun diye Math EMATİK isimli İsa'dan önce 8.yy da mezopotamyada yaşayan.... diye birşeyler yazacaktım neme lazım gerçek falan sanır birileri sonra hocasına hocam ödevimi yaptım diye götürür.

Neyse biz gerçeği söyleyelim matematiği ilk bulan bilinmemekle birlikte orta çağda Fransanın güneyinde Lim nehrinin kuzeyinde logsinüs antik kenti kalıntıları arkeolojik çalışmalarında Sir Alexander DETERMİNANT isimli bir arkeolog bulmuştur. Şu an Londra müzesinde sergilenmektedir.

MATEMATİK VE EZBER

Gönderen Harun 4 May 2008

ezber

Hayatım boyunca yüzlerce sınava girdim. İlkokuldaki basit testler, ortaokul ve lisede yazılılar, üniversitede vize ve finaller, Anadolu Lisesi Sınavı, Fen Lisesi Sınavı, ÖSS, ÖYS, KPSS, dershane denemeleri vesaire. Bunlardan aklımda en çok kalanlar; kendimi çok karizmatik hissettiğim, kendimle gurur duyduğum, lanet olası kendini beğenmişliğimin, ukalalığımın tavana vurduğu sınavlardır.

Bir iki örnek verecek olursam KPSS–2003 sınavının Cumartesi sabah oturumundan çıkınca kendimi çok mutlu hissetmiştim. Genel yetenek testinde çıkan çok basit düzeydeki 30 adet matematik sorusundan x gerçel bir sayı olmak üzere, xKARE-8x+12 ifadesinin en küçük değeri kaçtır? Sorusunu parabol grafiğinden veya sayı deneyerek değil türev alarak max-min problemi tarzında çözmüştüm.

Üniversitede Sayılar Teorisi sınavında bir teoremi hiç olmayacak yerden ispatlamaya çalışmış, başaramamış olsam da sadece bunu düşünebilmenin verdiği zevkten dört köşe olmuştum. Sınavda yapmaya çalıştığım ispatı silmeye kıyamamış sonra klasik bir yoldan ispatı yapmıştım.

Ve yine üniversitede falanca elipse falanca noktadan çizilen teğetin denklemini bulunuz sorusunu çözmeye çalışırken, Profesörün noktayı elipsin içinde verdiğini yazmış, teğetin çizilemeyeceğinin ispatını yapmıştım. Sınavdan çıktıktan sonra bir iki kişi dışında kimse bunun farkında değildi. Çünkü elipse çizilen teğetin denklemini veren bir formül vardı. Ve herkes denklemi o formülü kullanarak bulmuş ve durumun farkına varmamıştı. Ben ise ezberi zayıf ve biraz tembel bir kişi olduğum için formülü ezberlememiş, nasıl olsa soru gelirse denklemi formülsüz çıkarırım demiştim. Çözüm esnasında diskriminantın negatif gelmesiyle bir terslik olduğunun farkına varmıştım. Her ne kadar o dersten kalsam da yinede mutlu olmuştum ben.

Sonuç itibariyle mutlu olduğum imtihanlar; gerçekten zekâmı kullanarak özgün, farklı çözümler yaptığım sınavlardır. Çünkü bu sınavlar, gerçekten bir şeyleri başarmış olduğuma inandığım sınavlardır.

Ezber yönünden zayıf olmam birçok konuyu anlamak zorunda kılmıştır beni.

*Cos2x açılımlarından sadece tekini ezbere bildiğim için diğer ikisini çıkarmayı öğrendim.

*Yarım açı formüllerinin aslında toplam fark formüllerinde y’nin yerine x yazmakla çıktığını anladım.

*Kökler toplamı ile parabolün tepe noktasının apsisi formülünü hep birbirine karıştırdığım için formüllerin nereden geldiğini düşünüp öğrendim.

* Sin90 ’ ın değerini hala gözümde birim çember canlandırarak söylerim.

*Bir f fonksiyonunu tersini alma kurallarından hiçbirini ezberleyemediğim için ve ezberlemekten nefret ettiğim için uzun sürse bile f(x)’e y deyip x’i çekerek ters aldım.

Hergele necip arsız karısını kesip rendeledi (soygazlar)
fıstıkçı şahap, hoşafı iç tası kapa (sert sessizler)
paran varsa ne rahat (pv=nrt)
paran marksa daha rahat (pm=drt)
puma dört (pm=drt)
flayn claynın burnunu ısırdı ( halojenler)
bmc (bazlar maviye çevirir)

İfadeleri hala aklımda, bu ifadeler olmasa ne yapardım bilmiyorum. Hem yeteneğim yoktur hem de sevmem ezberlemeyi. Ezberleyebildiğim en iyi şey şiirdir şarkı ezberlemek bile çok güçtür benim için.Ezbere olan yeteneksizliğim ve düşmanlığım kişisel gelişimimde birçok olumlu gelişmeye sebep olmuştur. Tabi ki zararları da yok değildir. Birçok öğrencim matematik dersindeki başarısızlığını tahtada anlatılan birçok şeyi aklında tutamamaktan ve unutmaktan ileri geldiğini söyler. İşte bu noktada öğrencilerimi anlayamamışımdır. İnsan ezberleyemediği ve aklında tutamadığı bir şeyi niçin anlamaya çalışmaz ve üzerine düşünmez. Matematik dersini yanlış algılama matematik dersini gerçekten en zor ders haline getirebilir. Yanlış bir bakış açısıyla matematik; binlerce soru tipi ve farklı çözüm yolunun olduğu ezberlenmesi ve akılda tutulması imkansız bir derstir. Kimileri içinse yarım sayfalık konu anlatımı ile 200 farklı soruyu çözebileceğiniz ezberden uzak en kolay derstir.

Sen de biliyorsun ki biz hepimiz aynı sebepten dolayı matematikçi olduk; tembeliz... Max Rosenlicht

Ezberleyerek değil anlayarak ve düşünerek bir sınavda başarılı olmak gerçekten sizin bir ürününüzdür. Bireyin kendini gerçekleştirmesindeki en önemli adım kendi kendine birşey yapabilmesidir.

Gerçek manada matematik üzerine düşünmek ve kafa yormak için matematiği sevmek lazım. Matematiği sevmek içinse başarmak lazım. Başarmak içinse kafa yormak lazım. Kafam karıştı şimdi! ne dedim ben?:)


ÇANAKKALE GEZİSİ

Gönderen Harun 1 May 2008

çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği ve abide
çanakkale eceabat şehitliği ve abide
çanakkale eceabat şehitliği ve abide
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği
çanakkale eceabat şehitliği