YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

YAĞMUR

Gönderen Harun 26 Nis 2008

örümcek ağı ve yağmur damlacıkları
Çocukluğumdan hatırlıyorum; yağmur yağmadan saatler öncesinden toprak kokusu gelirdi. İstanbul'da yağmuru sevmiyorum. Bir hüzün çöküyor insanın üstüne , tatlı nostaljik bir hüzün değil ama.... Can sıkıcı, iç karartıcı, bunaltıcı .
Toprak kokusu yok bu şehirde. Çünkü toprak yok.
İnsan bir kokuyu nasıl anlatabilir ki?

ÜNİVERSİTEYE GİRİŞ SİSTEMİ (2)

Gönderen Harun 20 Nis 2008

üniversite öğrencisiBen ÖSYM kurumunu hep sevdim. Sınav sisteminin yanlış yönleri muhakkak var ve bunlara değineceğim. Fakat çoktan seçmeli bir sınavın nasıl mükemmel bir şekilde yapılabileceğini ÖSYM göstermiştir bana. Milli Eğitim’de 5. yılımı dolduruyorum ve matematik öğretmeni olarak halen çoktan seçmeli bir matematik sınavı yapmaya cesaret edebilmiş değilim. Geçerlilik, güvenirlilik, kullanışlılık açısından çoktan seçmeli bir matematik sınavı yapmak gerçekten kolay değil.

ÖSS hakkında birçok bilgisiz insanın sandığı gibi ÖSS sınavında şans eseri başarılı olmanız mümkün değil. Şimdiye kadar hiçbir aklı başında aday; ‘hiç beklemediğim yerlerden soru geldi’ demedi! diyemez de zaten. Sınava bir milyon bilmem kaç kişinin girmeside bana birşey ifade etmiyor birçok kişi öylesine giriyor çünkü 5 soru yapsan ilk 500 bin kişiyi geçersin herhalde.

Teknik açıdan birçok mükemmel ve farklı soruyla tanıştık ÖSYM sayesinde. Dershane denemelerinde kullanılan katledilmiş Türkçe ile ÖSYM’nin bir paragraf sorusunda kullandığı eşsiz güzellikteki dilimiz arasındaki farkı görmemek imkânsızdır. Tek bir soruyla on farklı bilgiyi ölçen ve bunu da yaparken hiçbir şekilde rahatsız edici işlem kalabalığı ve can sıkıcı gereksiz ayrıntılarla insanı boğmayan bir soru nasıl sorulur ağzımız açık gördük doğrusu. Yıllardır dershanecilik yapan birçok kurum hala ÖSS’nin paralelinde bir deneme sınavı yapamıyor. Hala piyasadaki ÖSS hazırlık kitabı iddiasındaki birçok kitabın ÖSS ile yakından uzaktan ilgisi yok.

Üniversite sınav sistemimiz diğer ülkelerle kıyaslanıp acımasızca eleştirilecek kadar kötü değildir. İnsanımız biraz da medyanın etkisiyle dünyanın en kötü şeylerinin hep bizim ülkemizde olduğunu zannediyor.

1)En çok trafik kazası olan ülke Türkiye değil.

2)En çok sigara içilen ülke Türkiye değil.

3)En çok televizyon seyredilen ülke Türkiye değil.

4)İstanbul metropoller arasında dünyanın en güvenilir kentlerinden biri.

5) Trafik sorunu her ülkede var… Vesaire vesaire

Üniversite sınav sistemini eleştirmekle yükseköğrenim sistemimizi eleştirmek birbirinden farklıdır. İnsanlar bizim sınav sistemimizin aslında kontenjan azlığından kaynaklandığını eğer yeterli kontenjana sahip olunduğunda ÖSS modelinden vazgeçileceğini düşünmüyor. Bu noktada eleştirilmesi gereken ÖSYM yani sınavı hazırlayan, uygulayan ve yerleştirme işlemini yapan kurum değildir. ÖSYM eleştirilecekse bu başka türlü olmalıdır. Ya da en azından eleştiri yapılırken isim belirtilmeyip söz konusu muhatap kendine ders çıkarmalıdır. YÖK, Üniversiteler, Rektörler, Öğretim Üyeleri, Öğretmenler, Hükümet, Meclis, Cumhurbaşkanı, Kolejler, Dershaneler, Ebeveynler...

AKLIMA TAKILANLAR

1) ÖSS’ye hazırlanmak amacıyla milyonlarca genç insan dershanelerde, kurslarda en verimli senelerini harcıyor. Birçok lise öğrencisi hafta sonunu ÖSS yüzünden yıllarca dershanelerde geçiriyor, Anadolu ve fen liselerindeki birçok başarılı öğrenci ÖSS odaklı çalışmalarından dolayı heba olup gidiyor. Eğer sınavı kazanmayı kafasına koyduysa evde zamanının büyük bir bölümünü soru çözümüne ayırıyor öğrencilerimiz ve buna da mecburlar. Kitap okumaya, müzik dinlemeye, spor yapmaya, resim çizmeye, şiir yazmaya, bilgisayar kullanmaya, gitar çalmaya, sinemaya gitmeye zamanı kalmıyor gençlerin. Sonrasında ise üniversiteyi kazanmış fakat sosyal ve kültürel açıdan doygunluğa ulaşamamanın verdiği mutsuz insanlar yığını oluşuyor ülkemizde. Tembellik ederek değil ama bu harcanan zaman çok daha verimli geçirilebilir genç insanlarımız tarafından. Kimse bana üniversite öğrencileri veya mezunları kitap, gazete okumuyor demesin lütfen. Bu kişilerin lise yıllarında bu tür alışkanlıklar edinmesine zaman mı kaldı ki?

2) Ben 1997 yılında ÖYS ile üniversiteyi kazandım. ÖYS’ye gireceğim salondaki görevli öğretmene sınav evrakı ile tercih formunu da teslim ettim. Şimdi birileri bana şunu söyler mi Allah aşkına bu uygulamadaki mantık neydi. Daha insan sınava girmeden, kaç soru yapacağını bilmeden, kaç puan alacağını bilmeden tercihlerini yapıyordu. Kaç kişinin hayatı kaydı biliyor musunuz bu saçma tercih sisteminden dolayı. Kaç kişi kazanabileceği birçok üniversiteye gidemedi biliyor musunuz bu tercih sisteminden dolayı.

3) Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı (AOÖBP) uygulamasında sürekli niye değişiklik yapıyorsunuz. Son değişiklikler ile alan dışı tercihle bir öğrencinin üniversiteyi kazanmasını imkânsız hale getirdiniz. Ortak alanın adı var ama ortak alandan bir öğrencinin sınavı kazanması yine çok zor. Lise son sınıfta 16–17 yaşında doktor olmaktan vazgeçip avukat olmak isteyen bir gencimize ne tür bir yol izlemesini tavsiye edersiniz. Annesinin babasının zoruyla fen sınıfına yollanan bir lise öğrencisine ‘üzgünüz sen ne kadar istersen iste artık senin savcı olman imkânsız ’ cümlesini benim yerime siz kurar mısınız?

İmam Hatip ve Meslek liselerine ne tür bir uygulama yapılacağına bir türlü karar veremediğiniz için tüm öğrenciler mağdur oluyor.

a)Annesinin ve babasının isteği ile imam hatip ya da meslek lisesine giden çocuklarımızın suçu ne! Belki çocuk 18 yaşında ailesinden bağımsız bir şekilde ben mühendis olmak istiyorum diyecek.

b)İmam hatip ve meslek liseleri okudukları lise doğrultusunda fakülteye gitsin diye düz lise öğrencisini alanında tercihe mahkûm etmenin anlamı ne! Zaten bu öğrencinin elinde bir mesleği yok illaki bir alana kısıtlamakta ki mantık ne!

c)Diyelim ki katsayı engelini kaldırdın İmam Hatip ve meslek liseleri istediği fakülteyi puanı kesilmeden tercih edebiliyor. Peki, bu durumda benim düz lise öğrencimin suçu ne! Diğeri hem meslek lisesine gitsin elinde bir meslek olsun sonrada ÖSS’de düz lise öğrencisi ile eşit şartlarda yarışsın, niye meslek lisesine gitti o zaman niye o sırayı işgal edip gerçekten o mesleği yapmak isteyen birine engel oldu o zaman.

ÇÖZÜM YOLLARI

a) Meslek Lisesi öğrencilerinin mezuniyetten sonra rahatça iş bulabilmesi için iş imkânlarını genişletmek. ( Amaç; Meslek Lisesi öğrencilerini üniversiteye gitme zorunluluğundan büyük oranda kurtarmak) (Sonuç; Uzun hedef, uygulanması zaman-para alacaktır) (Not; Her zaman, doğal olarak bazı gençler çıkıp meslek lisesinde okuduğu bölümle ilgili olmayan bir iş yapmak isteyecektir)

b)Sınav sistemini öyle bir şekilde ayarlarsınız ki düz lise öğrencisi ile İmam hatip ve meslek liseleri sınava eşit şartlarda girer. Fakat bu yeni sınavın yapısı gereği, düz lise öğrencisinin lisede gördüğü müfredat ile tam uyumlu bir sınavda meslek liseleri lise eğitimlerinin farklılığından dolayı başarı göstermekte zorlanır. Böylece Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı ile yapılan yargısız infaz sona erer. Eğer bir meslek lisesi öğrencisi kendi bölümü ile alakasız bir yükseköğrenimde okumak istiyorsa düz lise öğrencisinin 4 yıl boyunca gördüğü konuları öğrenmek zorunda kalır. O da bunu düz lise öğrencisinin seviyesine getirir zaten.

Böylece meslek lisesi öğrencisi AOÖBP ile önü kesilmediği için hiçbir şekilde itiraz edemez. Sınavı kazanmanın zorluğunu aldığı eğitimin farklılığından doğduğunu bilir ve bunu kabullenir. Böylece sen kaç soru yaparsan yap biz senin puanını kesiyoruz uygulaması sona erer.

Aynı mantıkla düz lise öğrencileri de alan dışı tercihte bulunurlar. Sınavın yapısı gereği bir fen öğrencisi son sene ben sosyal alandan gireceğim deyip sınavı rahat bir şekilde kazanamamalıdır. Kısaca sınav soruları ve yapısı öyle olmalı ki alan dışı tercih ile kazanma oldukça güç olsun. Biz senin puanını kesiyoruz olmasın ama. Bir açık kapı bırakılmalıdır deneyimsiz genç bireye. Gerçekten çok istiyorsa bırakalım öğrenci çalışsın çabalasın biraz zorlansın ama istediği fakülte ve bölümü kazanabilsin, lise2 deki alan seçiminden dolayı bir öğrenciyi katsayı ile engellemek yanlış olur.

4) Sınav sistemi ile ilgili sorunların büyük bir bölümü kontenjandan kaynaklanmaktadır. Ben iş imkânı olmadığı halde üniversitelerden yığınların mezun olmasına karşı değilim. Üniversite okumak illaki meslek sahibi olmak için yapılan bir şey değildir. Zaten ilk ve ortaöğretiminde tek amacı meslek edindirmek değildir. Bu yüzden iş sektörü açısından ihtiyaç olmasa bile üniversite sayısının artmasının hiçbir mahsuru yoktur. Ve kontenjan sıkıntısı azaldığı takdirde birçok sorun ortadan kalkacaktır. Eğer her holding bir üniversite açsa Türkiye’nin üniversite sınav sistemi paradoksları büyük oranda azalacaktır. 400 tane üniversitemiz olsa bugün ÖSS’yi değil üniversitelerimizin eğitim kalitesini konuşuyor olacaktık. Bence devlet özel üniversitelerin açılmasına desteklemelidir. Dershanelerle olan savaşta hep dershaneler kazanacaktır. Dershanelerin gerçekten sona ermesini istiyorsak bunun tek yolu başka bir özel girişim yani Özel Üniversitelerdir.


ÜNİVERSİTEYE GİRİŞ SİSTEMİ (1)

Gönderen Harun 19 Nis 2008

test cevap kağıdı
Osmanlı döneminde Darülfünun (Üniversite) lise ve dengi okullardan mezun öğrencileri yeterli seviyede bulmamaya başlamış ve bunun sonucunda liseler mezuniyet için bir yeterlilik sınavı olarak nitelendirebileceğimiz; Bakalorya (baccalauréat:Fransızca) denilen bir sınav uygulamıştır.

1960’lı yıllara kadar üniversiteler kontenjanları talebi karşılamadığı takdirde; Öğrencinin üniversiteye başvurma tarihi, lise bitirme derecesi, lisede aldığı eğitimin fakültenin verdiği eğitimin niteliğine uygun olup olmadığı (sayısal-sözel) gibi kıstaslara başvuruyordu.

Daha sonraları bazı üniversiteler kendi başlarına kompozisyon tarzı klasik sınavlar ile eleme usulüne gitmiş. Fakat çeşitli sakıncalar doğmuştur;
a)Sınav klasik olduğu için güvenilir değildir.
b)Üniversitelere başvurmak için aday, şehir şehir gezmek zorunda kalmaktadır.
c)Başvuru sayısı yıldan yıla arttıkça sınavları okumak imkânsız hale gelmektedir.

Bunun üzerine 26 Aralık 1963 yılında “Üniversiteler Arası Kayıt ve Giriş İmtihanı Yönetmeliği” doğrultusunda Ankara Üniversitesi iki yıl, İstanbul Üniversitesi 1965–1974 yılları arasında olmak üzere merkezi, çoktan seçmeli sınav görevini gerçekleştirmiştir. 1974 yılında İstanbul Üniversitesi sınavı uygulamanın zorluğundan dolayı sınavı yapamayacağını dile getirmiş o yıl sınavı, yeni kurulan Hacettepe Üniversitesi yapmıştır. Aynı yıl 19 Kasım 1974 tarihinde Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÜSYM) kurulmuştur.

1975–1980 arası Genel Yetenek Testi, Fen Bilimleri Testi, Sosyal Bilimler Testi ve Yabancı Dil Testi olmak üzere dört testten oluşan sınavı ÜSYM yapmıştır.
74–75 yıllarında sınav aynı gün sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki oturumda,
75–80 yıllarında ise tek oturum olarak uygulanmıştır.

1981 yılında, yeni ve şimdiki ismiyle ÖSYM kurulmuş. Nisan ayında ÖSS, haziran ayında ÖYS olmak üzere iki sınav uygulamasına başlanmış 1999 yılına kadarda bu böyle devam etmiştir.

1999 yılından günümüze kadar sınav tek aşamalı (ÖSS) olarak uygulanmaktadır.

Nisan 2008 YÖK Başkanı Özcan; "İngiliz modeli güzel bir model. Bana da hoş geliyor. İnsanların beş-altı konudan imtihana girmesi, üç alanda aldıkları puanla üniversiteye müracaat etmeleri hoş bir şey"


öss sonuç kağıdı

NOTLAR ve YORUMLAR

1) 1999–2006 yılları arasında ÖSS önceki uygulanan birinci basamak ÖSS ile müfredat açısından aynı sınavdı. Eski ÖSS ile arasındaki fark; tek sınav olduğu için yeni ÖSS biraz daha zordu.

2) 2006 yılından itibaren sınava yeni testler ilave edilerek tüm lise müfredatı sınava eklenmiştir.

3) Ortaöğretim Başarı Puanı uygulaması birçok kez değişmiştir.

4) 1999 yılında sınav soruları çalınmış ve sınav yapılmadan bir gün önce iptal edilmiştir. Ve bir ay sonra sınav yapılmıştır. Bu sınava giren çoğunluğu 1981 doğumlu kişilerin yıllar önce girdikleri Anadolu Lisesi Sınavı’nın da iptal edilmiş olması kaderin bir cilvesidir.

5) 1981–1982–1983 yıllarında sorulan birçok soruya ağzım açık hayretle bakarım. Çok farklı, orijinal ve zor sorular vardır bu yıllardaki sorularda.

6) Ben 1997’ de ilk senemde kazandım sınavı. (ÖYS)

7) ÖYS’de “Fen Bilimleri Testi”, “Matematik Testi”, “Türkçe Testi”, “Sosyal Bilimler Testi” ve “Yabancı Dil Testi” beş farklı test ve altı farklı puan türü olurdu.
Hatırladığım kadarıyla mühendislik, matematik vesaire matematik puanı ile tıp, eczacılık, fizik, kimya vesaire fen puanı ile hukuk sosyal puanı ile işletme,iktisat Türkçe matematik puanı ile öğrenci alırdı. Matematik Testi 52 Fen Testi 64 ve Türkçe Testi 64 sorudan oluşuyordu.
Beni ilgilendirmediği için Sosyal Bilimleri hatırlamıyorum.

8) 1988–1993, 1996–2002 yılları arasında 11 yıl ÖSYM başkanlığı yapan Fethi TOKER’in üniversite sınav sisteminde emeği çok büyüktür. Benim gözümde birçok Bakan hatta Başbakan’dan daha büyük katkısı olmuştur ülkemize. Bildiğim kadarıyla 1999 yılındaki değişikliğe karşı çıkmıştır. Daha 20 yaşında olmama rağmen ben bile yapılan değişikliği mantıksız bulmuş ve sistemin işlemeyeceğini o zamandan görmüştüm.

LA HABITACIÓN DE FERMAT (KAPAN)

Gönderen Harun 12 Nis 2008



Bir matematik öğretmeni acaba pazar günü yazılı okuyup bir an önce şu yazılıları bitireyim mi? der. Yoksa vizyona girmiş bir filme gidip biraz tembellik biraz keyif mi yapar. Bakalım yarın göreceğiz. Yazılı okumaktan nefret ediyorum.

Filmin web adresi: http://www.mangafilms.es/lahabitaciondefermat/

karatahta ve silgiNOT: Bu yazıda meslek hakkında bilgi verilmektedir. Matematik öğretmeni olma süreci, kimler matematik öğretmeni olur gibi soruların cevabı için TIKLAYINIZ

KARİZMATİK

Öğrencilerin akademik yaşamındaki en etkili dersin matematik olduğu kuşkusuz.Fen ve Tm alanından hangisinde olursa olsun bir lise öğrencisi üniversiteyi okumak istiyorsa ilk başta bu dersin üstesinden gelmek zorunda.Doğal olarak matematik öğretmeni ne kadarını hakettiği bilinmez bir öneme sahip oluyor.

Matematik dersinin sosyal derslere göre zor olduğunu kimse inkar edemez.Bunun başlıca iki sebebi;
-Matematik dersinin tek başına evde kitap ile çalışılarak öğrenilmesinin biraz zor oluşu.
-Ve matematik dersinin konularının birbiriyle alakalı olup daha önceden öğrenilen bir konunun yeni bir konuyu anlamakta gerekli oluşu.
Hayatta başarması zor olan şeyler kıymetli olarak algılanır. Eh bu zor şeyi öğreten matematik öğretmenleride biraz karizmatik gözüküyor.

Toplumda matematik dersi en önemli ders olarak kabul görür. Bir öğrencinin karnesinde ilk matematiğe bakılır. Bir veli okula geldiği vakit matematik öğretmenini görmeden gitmez. Bir veli toplantısında öğrenci hakkında velinin aklında kalan en önemli cümleler matematik öğretmeninin sözleridir.

Velhasıl daha birçok sebepten, matematik öğretmenleri sadece unvanları sonucu karizmatik oluyorlar vesselam.

EKONOMİK

Milli Eğitim'de çalışan öğretmenler arasında branş bazında ücret olarak bir fark yok.
Bugün itibariyle(maaş miktarını son güncelleme ARALIK2008) bir milli eğitim öğretmeni ek ders ücreti haricindeki maaşı (
kıdeme göre maaş çok değişmez) ortalama 1200 ytl Ekders ile (tamamen ortalama alıyorum) 1500-1550 civarı alıyor öğretmenler. Lisans düzeyinde eğitim almış biri için düşük bir ücret olduğu kesin.
Ancak matematik öğretmenleri bulundukları sosyal ortamın bilinç ve kültürüyle doğru orantılı olarak özel ders,dersane vs. çeşitli şekillerde ekstra para kazanabilirler. Bu konuda matematik branşı açık ara diğer branşlardan öndedir.
Milli eğitim bünyesinde okulda, haftasonu kursu şeklinde ekonomik katkılar sağlanabilir. Ancak bu konu çok hassas ve rahatsız edicidir!!! Hiçbir öğretmenin bu kurs işini seve seve isteyerek yaptığını görmedim. Ancak şu bir gerçektir ki haftasonu kursuna gelen öğrenciler aynı düzeydeki kursa gelmeyen öğrencilere nazaran kesinlikle daha çok yol kateder. Bu yüzden dersaneye gitme imkanı olmayan öğrenciler açısından hiç yoktan iyidir. Milli Eğitim'deki bazı okul ve öğretmenlerin dersanelerden daha iyi bir eğitim yaptığını bizzat bilirim. Ailelerin ekonomik gücü gereği, eğer öğrenciler dersane ve çeşitli şekillerde matematik öğrenme imkanına sahip değilse, matematik öğretmeni bu kursa kesinlikle katılmalıdır. Ne kadar rahatsız edici bir durum olursa olsun. Aksi takdirde seçim; öğretmenin ekonomik durumu, öğretmenin haftasonu tatilinden vazgeçmesi, okuldaki öğrencilerin matematik bilgisi ve kursa katılımı doğrultusunda değişebilir.

SOSYAL

Milli Eğitim öğretmenlerinin haftasonları tatil, çalıştıkları okulun çiftli (sabahçı-öğleci) eğitim yapmasına göre yarım günleri, bazende haftada bir günleri boş olabiliyor.Yazları sanılanın aksine 3 ay değil 1,5 en fazla 2 ay tatilleri var.Gerçekten düz memurluğa kıyasla büyük avantaj bu tatiller.
Toplumda öğretmenler sevilir ve saygı görür. Bunun dışında aklıma çok fazla şey gelmiyor gerisi öğretmenin kişisel özellikleriyle de alakalı.

Matematik öğretmenleri için sosyal anlamda genelleme yapmak zor.Birbirinden çok farklı matematik öğretmenleri tanıdım. Matematik Profesörleri,doçentleri arasında genelleme yapmak kadar kolay değil, gerçekten öğretmenler çok farklı birbirinden. İllaki birşey denecekse espritüel olduklarını söyleyebilirim. Soğuk matematik öğretmeni tanımını hiç anlamamışımdır.Benim tanıdığım birçok matematikçi neşelidir.Tekrarlıyorum genelleme yapmak zor.

SAĞLIK

Matematik öğretmenliği tehlikeli, sağlıksız bir meslektir. Ayakta çok fazla durursunuz, dersi ne kadar öğrenci merkezli işlerseniz işleyin işin çoğunu tahtada siz yaparsınız. Teneffüsleriniz vardır tek. Sağolsunlar kıramayacağınız çalışkan,başarılı öğrencilerinizin sorularını teneffüste çözerseniz, günboyu çok fazla ayakta kalırsınız. İleri ki yaşlarda varis,romatizma,bel ve sırtınızda çeşitli rahatsızlıklar olma ihtimali yüksektir.
Tahtanız beyaz, mürekkep kalemli ise kanser, eğer karatahtaysa astım,bronşit olma ihtimaliniz vardır.
Matematik dersinin yapısı gereği başınız çok ağrır. Ve zihinsel yorgunluğunuz çok fazladır.

Psikolojik açıdan ise tam bir kaostur matematik öğretmenliği. Senelerce karşınızdaki öğrencilere ders anlatırsınız ve hep anlaşılmamaktan yakınırsınız. Sanki suçlu siz mişsiniz gibi karşınızda size çeşitli ruh haliyle bakan ve sorular soran sevgili öğrencilerinizle muhatap olursunuz.
*bıkkınlık dolu, dalgın bakışlar
*oflamalar puflamalar
*''hocam bu konu çok zor'' demeler
* tüm gayretiyle anlamaya çalışıp anlayamayan öğrenciler
*dayanamayıp bunlar bizim ne işimize yarayacak sorusunu sormalar
*dersi kaynatmaya çalışmalar ve sizinde acıyıp biraz izin vermeniz
*hatta bazen kendinizi işkenceci bir insan olarak görüp,bu genç insanlara eziyet ettiğinizi düşünmeniz
*sınıfın yarısının anlamayacağını bildiğiniz halde bir konuyu anlatmak zorunda kalmanız
*tekrar anlatmanızı isteyen öğrencinin seneler önceki matematik öğreniminin bozukluğundan dolayı elli kez anlatsanız yine anlamayacağını bildiğiniz halde, yinede kırmamak ve üzmemek için anlatmanız
*aslında matematiksizde yaşamın sürdüğünü düşünüp ben niye burdayım ve ne yapıyorum sorusunu sormanız
*geçen sene anlattığınız herşeyin unutulduğunu görüp çıldırmanız
*yazılı okurken hayatınızın en sıkıntılı anlarını yaşamanız
*tahtada anlatarak çözdüğünüz sorulardan tekini göstererek ''hocam bunun devamı şurasımı'' diyen öğrenciye nazikçe ''evet'' demeler.
* ''hocam bu sorularda hep böyle mi yapacağız'' diyen öğrencinin matematiğin mantığını hala tam olarak anlayamadığını düşünüp üzülmeler
*gerçekten bazı insanların matematiğin ileri konularını anlamaya yeteneğinin olmadığını görüp tm hatta fen sınıfında olduğuna anlam verememeler.Ve bazen bu seçimin sebebinin öğrencinin değil velinin ısrarı olduğunu öğrenip sinirlenmeler.
*son sene dersaneye giderek matematiği bir senede öğreneceğini sanan saf öğrenciler
*niçin beden eğitimi yada resim öğretmeni olmadım diye mutsuzluğu ifade etmeler
*öğrencilerin anlamamasının sebebini kendinde arayıp bir çıkar yol bir çözüm aramalar.
*her geçen sene idealistliğinizden,enerjinizden,azminizden birşeylerin yokolduğunu görmeler ve hüzünlenmeler.

Tüm bunlara rağmen aradan çekip kurtardığınıza inandığınız, her geçen sene kendisini daha çok geliştiren öğrencileri görüp, hayatın kanunu bu;
Birileri kaybedecek birileri başaracak deyip tatlı bir huzur duymalar.
Matematiği öğrenememiş olsada gerçekten sağlam bir birey olmayı başardığı; duruşundan,konuşmasından belli olan mezun öğrencilerinizi görüp hayatta önemli olanın matematikten çok öte birşey olduğuna karar vermeler.