YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

KOPYA ÇEKMEK (1)

Gönderen Harun 31 Oca 2008


İNTERNETTEN HARMANLADIĞIM YAZILARI (KOPYALA YAPIŞTIR:)) VERİYORUM. BİR İKİ GÜNDEN BENDE KENDİ DÜŞÜNCELERİMİ
KOPYA ÇEKMEK 2 BAŞLIĞI İLE YAZACAĞIM.

Kopya çekmek üzerine

Ortaöğretimde yarıyıl tatili başladı. Üniversitelerin birçoğunda da derslere ara verildi. Bu fırsattan yararlanarak öğrenci kardeşlerimi yakından ilgilendiren bir konudan söz etmek istiyorum: Kopya.
İçinizde sınavlarda kopya çekmemiş olan var mı? Vardır mutlaka, ama sayılarının çok fazla olduğunu sanmıyorum. Kopya çekmek, ne yazık ki, Türkiye'deki eğitim sürecinin geleneksel bir parçası, öğrenci alt - kültürünün vazgeçilmez öğelerinden birisi.
Ben AFS'yle Amerika'da bir liseye öğrenci olarak gidinceye kadar kopya çekmenin evrensel bir olgu olduğunu düşünüyordum. Türkiye'deki lisemde o kadar yaygındı ki, başkalarının kopyasız yaşayabileceğini düşünemiyordum bile.
Gittiğim 'high school'da girdiğim ilk sınavda, öğretmen sınav sorularını verdikten sonra sınıftan çıkınca şaşırıp kaldım. Bunun kopya çekmeye niyetli öğrencileri yakalamak için kurulmuş bir tuzak olduğunu düşündüm. Ama hayret! Öğretmen sınavın sonuna kadar geri gelmedi ve tek bir kişi bile kopya çekmeye kalkışmadı.
Türkiye'deki sınıfımdaki dehşetengiz kopyacıları düşündüm. Mahalle arkadaşım Rahmi sınavdan günlerce önce 'palamut'ları hazırlamaya başlardı. Kitaptaki her konuyu inci gibi yazısıyla ince şerit şeklinde kesilmiş kâğıtlara yazar, sonra onları rulo yapıp lastikli bir sistemle koluna yerleştirirdi... İkinci elden kopya çekmeyi uman bir grup arkadaş da sınav sırasında ona nazır bir yer sotelemeye çalışırdı!
Rahmi kopya hazırlamak için harcadığı zamanı, ders çalışmaya harcasaydı okulu birincilikle bitirirdi, eminim. Ama kopya çekerek hep çift dikiş gitti ve üç yıllık liseyi altı yılda bitirdi!
Gene de, kopya çekme becerisi yüzünden öğrenciler arasında bir efsane gibi saygı görürdü. Onu ayıplayana hiç rastlamadım.
Yıllar sonra, bu yaklaşımın Türkiye'deki etik sorunlarının birçoğunun temelinde yattığı aklıma geldi. Amerikan okulunda kopya çekmek bir çeşit ahlaksızlık sayılıyor, öğrenciler tarafından da ayıplanıyordu. Nitekim, kopya çekmenin İngilizcesi 'to cheat', yani 'hile yapmak'tı. Hile yapmak her alanda olduğu gibi burada da ayıptı. Oysa, 'kopya çekmek' terimi bunun yanında çok masum kalıyordu.
Türkiye'de kopya çekmek öğretim sürecinin iflah olmaz bir özelliği sayıldığından, hocalarla öğrenciler arasında müthiş bir çekişme yaşandığını bilirim. Hoca her ne pahasına olursa olsun kopya çektirtmemeye çalışır, öğrenci ise çekmeye...
Ben hoca olduktan sonra bu kötü çekişmeye taraf olmamaya çalıştım. Ama gene de akıl almaz kopya yöntemleriyle karşılaştığım oldu. Örneğin, iki öğrencinin bir kitapla ilgili değerlendirme ödevi, kelimesi kelimesine aynıydı. Belli ki, ikinci öğrenci birinciden kopya çekmişti. Gelin görün ki, ilk öğrenci de kitabı hiç okumamış, atmasyon bir şeyler yazmıştı! Atmasyonun kopyası pek komikti!
Bir başka ödevi okurken baktım, cümleleri anlayamıyorum; şizofrenik söylemin bahçelerinde dolaşıp, Türkçenin sınırlarını zorluyor. Bir üniversite öğrencisinin Türkçesi nasıl bu kadar kötü olabilir diye düşünürken nedenini keşfettim: Bir öğrenci kitabı okuyup, ödevi yazmış; ikincisi, cümleleri elinden geldiğince değiştirerek kopya çekmiş; ödevini okumaya çalıştığım üçüncü öğrenci de, bu kopyayı alıp onun cümlelerini değiştirmeye çalışmış. Ve ortaya bu anlamsız söz yığını çıkmış. Tavşanın suyunun suyunun suyu hikâyesi...
Bazen, gündelik hayatımızı tatsızlaştıran birçok etik sorununun kökenlerinde kopya çekme alışkanlığımız olduğunu düşünüyorum. Ama ne yapılması gerektiğini bilmiyorum. Bilen söylerse memnun olurum.Haluk ŞAHİN

Siz hiç kopya çektiniz mi?

Hayır , hiç çekmedim ama, öğrencilik hayatım boyunca hep kopya verdim. llkokulda da verirdim. Murgul'da ortaokulda kopya verir­ken bir keresinde yakalanmış, imtihanın iptal edilmesine neden ol­mustum.

Kopya çekmek ögrenci kültürünün bir parçasıydı sanki çünkü, veren de, çeken de ögrenciler arasında itibar görürdü. Bunun hiç de normal bir şey olmadığını lise son sınıfta, ABD' de anla­dim. Orada, yanlarında kaldığım ailenin çocuğu ile aynı sınıftaydık ve bir matematik imtihanında ben tüm sorulari çözdükten sonra, ona da kopya vermeye yeltendim ve reddedildim.Besim TİBUK


Doğulu muyuz, batılı mıyız?

Doğu ülkelerindeki insanların büyük kısmı da (özellikle Ortadoğu’dakiler) Türkiye’yi kendi öz kimliğiyle ve tarihiyle ters düşmüş, modernlik adına batıya yaranmaya çalışan, onun kopyası olmaya çalışan fakat beceremeyen bir ülke olarak görüyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki, onlar çok mü mükemmel? Tabii ki değil, ama ortaya sürdükleri düşüncelerde bence haklılık payı da var.

Batılı olacağız diye batılıların dış görünüş adına yaptıkları hemen hemen herşeyi kopya etmişiz. Ama batılıları batılı yapan en önemleri ögeleri unutmuşuz. Veya başka bir deyişle isimize gelmediği için almamışız. Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Acaba nüfusumuzun kaçta kaçında sağlam bir iş ahlakı, çalışma disiplini, çalışma düzeni var? Ben ABD’ye ilk
geldiğimde buradaki sistem beni çok etkilemişti, şimdi biraz kanıksadım herhalde. Burada o kadar sağlam bir hayat düzeni var ki, çok beceriksiz biri bile başa gelse, sistem kendi kendini tamir edip, çalışmaya devam ediyor.

Amerikalılar, ders zamanı veya iş zamani, işlerini en güzel şekilde yapıyorlar. Nasıl yapsam da kaytarsam, nasıl etsem de işimi kısa kessem gibi bir düşünceleri yok. Herkes iş saatinde işini en mükemmel şekilde yapmaya çalışıyor. Kapıcısından veya çöpçüsünden, en tepedeki yöneticisine, profesörüne, iş adamına kadar çok sağlam bir iş disiplinine sahipler.

Öğrencilerin büyük çoğunluğu da ders zamanı derslerine büyük bir azimle çalışıyor. Kopya çekeyim, şuradan buradan geçireyim, kısa yoldan dersi geceyim derdinde değiller. ABD’deki üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu için kopya çekmek çok büyük bir ayıp olarak algılanıyor. Öğrenci kopya çekmeyi bir zillet olarak görüyor. Sınav sırasında gözetmen, kahve almak için kafeteryaya gitse bile öğrenciler kendi kendilerine sınav sorularını yapmaya devam ediyorlar. Eğer kopya çekmeye teşebbüs eden birisi olursa, çok ağır bir disiplin cezasına çarptırılıyor. Hem kopya çeken hem de kopyayı veren için suç teşkil ediyor. Suçu siciline işleniyor. İleride iş ararken, başka bir okula başvururken veya kariyerinden basamak atlarken ona çok büyük bir engel oluşturuyor.

Bazı derslerde hocalar “take home exam“ verirler. Bu, biraz uzunca bir sınav olur, bazen 1 gün bazen de 10 gün süre verirler. Bu süre içinde öğrenci, kendisine verilen sınav sorularını yapıp teslim eder. Kitaplara ve benzeri kaynaklara başvurması serbesttir. Genelde bu sınav soruları biraz zor ve uzun olur. Ama çalışkan bir öğrenci için sorun teşkil etmez. Herkes kendi sınav kağıdını alır, delikanlılar gibi uğraşır, didinir, çabalar ve yaptığı kadarını teslim eder. Hak ettiği notu da paşalar gibi alır. Başı dik, alnı açık bir şekilde insan içine çıkar.

Ben de bir keresinde bir derste böyle bir sınava girmiştim. Hoca sınav sorularını verdi, “birbirinize bakmayın“ bile demedi. Ben sonra Amerikalı bir arkadaşa dedim ki “istersen sınavdan önce bir kere cevaplarmızı karşılaştıralım, soruyu iyice anlayıp anlamadığımı öğrenmek istiyorum“. Arkadaş da bana “bence böyle yapmasak daha iyi olur, kopya çekmek gibi olur“ dedi. Ben de hayranlık ve şaşkınlıkla “doğru söylüyorsun“ dedim. Ben Türkiye’nın en gözde üniversitesinde öğrenciyken bile, arkadaşlarımın azımsanmayacak bir kısmı ödev geçirme konusunda birbirleriyle yarışırlardı. Dürüst bir özeleştiride bulunmak gerekirse, ben de bundan epey etkilenmiştim. Ama ABD’ye gelip de buradaki ortamı görünce, aslında ne kadar küçük düşündüğümüzü anladım. Günlük işlerimizi yaparken, kaytarmak ve kısa yoldan işi becermek adına, aslında uzun vadede kendimize çok büyük
zararlar veriyoruz.

İşin güzel tarafı, batı ülkelerinde öğrencilere kopya çekmeme ve aşırmama o kadar güzel aşılanmış ki, büyük kısmı bunu ileride de devam ettiriyor. Bizde maalesef bu şuur yok. Gerek okulda gerekse iş hayatında kısa yola başvurmayanlar, kaytarmayanlar, birçok zaman “enayi“ olarak görünüyor ve hatta alay konusu oluyorlar. Ama aslında millet olarak biz kendimize zarar veriyoruz. Bundan 60 sene önce bombaların altında kalmış, yerle bir olmuş Almanya ve Japonya, bugün Dünya’nın en gelişmiş, kalkınmış, müreffeh, üretken ve çalışkan milletleri olurken, 83 sene önce Cumhuriyet’le yeni bir tarih sayfası açan biz, yerimizde saymışız, belki en fazla birkaç arpa boyu yol kat etmişiz. Bunda kabahat hepimizin. Her çekilen kopyanın, her eksik yapılan işin, her rüşvetin, her adam kayırmanın, her tutulmayan sözün, her israf edilen kaynağın faturasını biz, fakirlikle, geri kalmışlıkla, cahillikle ödüyoruz.Vahit SAMETOĞLU

Suç: Ekonomi Ve Karakter II

Ben üniversitede okurken sınav sonunda her öğrenci, sınavın sonuna, “Honor Code,” yani “Şeref Kodu” denilen, sınav sırasında kopya çekmediğine dair yemin eden bir yazı yazardı. Hiç öğretim üyesi gezmezdi sınav sırasında. Sınav salonunda kalmak bile zorunlu değildi. Ve öğrencinin kopya çekmesi en yüz kızartıcı suç sayılırdı. Hukuk fakültesinde bu “Şeref Kodu” yoktu. Profesörler sınav sırasında salonu kesinlikle bırakmazlardı. Bence bu “güvensizlik”, psikolojik olarak kopya çekmeye daha yatkın bir ortam yaratır, çünkü insanlar kendilerinden beklenti azaldıkça, başkasına güç verildikçe, daha az utanırlar ve yaptıkları için daha az sorumluluk alırlar. “Profesör görmedi” deyip kopya çekmek, sadece akranları arasındayken kopya çekmekten daha kolaydır diye düşünüyorum.Sanem ÖZDURAL

73 TIP ÖĞRENCİSİ ÜZERİNDE YAPILAN ARAŞTIRMADAN ÇEŞİTLİ BİLGİLER


kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma
kopya çekmek üzerine araştırma Kaynak

PAYDOS

Gönderen Harun 25 Oca 2008

tepeşir karatahta silgi

KLİŞELER;

Bugün karne verdik sevinenler üzülenler....
Uzmanlar velilerin, çoçuklarına karne notları yüzünden...
Matematik zayıf gelmese teşekkür...
Takdiri kıl payı kaçırdım... Edebiyat 4 düşse...
İkinci dönem çok çalışıp...


KARNE

Öğretmenliğin sevdiğim bir yönü geçmişe yolculuk etme konusunda etrafınızda görsel birçok öğenin bulunması. Öğrencilerle tarihe dönüp bende öğrenci oldum birkez daha.

Geçmişe gidip, hayatımda hiç takdir alamamış olmam.
Matematik dersinden lise-1- de iki dönem kalmış olmam(kredili sistem)
Elimin terlemesinden dolayı aldığım karnenin kirlenmesinden korkmam.
Dolma kalemle doldurulmuş notların üzerine öğrenci notlarla oynamasın diye müdür yardımcılarının şeffaf bant çekmesi.
İlkokul öğretmenimin o güzel 'pekiyi' yazısı.
Lise-1- de elli tane sayının olduğu karneyi önüme koyup, hesap makinesini elime alıp, ağırlıklı puanın ne olduğunu kendi kendime anlayıp matematikçi olacağımın ilk işaretlerini vermem.
Notlar nasıl olursa olsun benim çok önemli bir evrak olarak algılayıp eve sağ salim ulaştırmaya çalıştığım karneyi,daha alır almaz katlayıp buruşuk bir görüntü vermeyi ilk beş dakkada başaran öğrencilere hayretle bakmam.
21 sene önceki ilk karnemden tutun, ağabeyimin ve benim hayatımız boyunca aldığımız tüm karneleri saklayan Canım Annem... Ve daha birçok şey aklıma geldi.

Aslında karne ve not olguları üzerine yazılacak ve yazmak istediğim çok şey var ama sanırım bugün, bunun için doğru gün değil. Ne de olsa tatile girdik artık zaman bol yazacak çok şey ve çokça da zaman var. İyi tatiller, sevgiler.

''HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?''

Gönderen Harun 5 Oca 2008

matematik yazılı kağıdı

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim?

—Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu?

—Hocam ne olur bakayım

—Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

…………….

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim?

—Niye?

—Düşük geldi

—Kaç geldi?

—65

—Kaç bekliyordun?

—70

—Vela Havle

………………….

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim?

—Niye?

—Düşük geldi

—Kaç geldi?

—40

—Kaç bekliyordun?

—70

—İyi de altı soruya yanıt vermişsin!!! Boşuna uğraşma 45 olmayacak.

………………….

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? Çok düşük geldi?

—Gel bak

—Hocam buna niye 9 puan verdiniz? (10 puanlık sorudan bahsediyor kendileri)

—Sen sor diye yoksa başka amacım yok.

—Hocam dalga geçmeyin nerden kırdınız 1 puanı

—Sanki buradan 1 puan alsan karnene matematik 5 düşecek.

—Peki bu soru niye 4 puan

—Haklısın sıfır vermem gerekirdi. Yanlış çünkü görmüyor musun?

—Doğrusu nasıl olacak peki?

—Kızım git başımdan, soruların çözümlerini öğren sonra itiraz et. Hem çözüm yollarını bilmiyor hem sınav sonucuna itiraz ediyor.

...............................

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim?

—Niye?

—Nerde hata yapmışım öğrenmek istiyorum?

—Hımmm! istersen doğru yaptıklarına bakalım çok daha kısa sürer çünkü.Sınavdan sonra kontrol etseydin yaptığın çözümleri. Herkese tek tek yaptığı hataları gösteremem kusura bakma.

...................

—Hocam beni okumadınız?

—Okunmaya değer bulmamışımdır.Şu ismini gizleyen gizemli kişi sensin demek ki. Dost var düşman var yazma tabi adını her gördüğün kağıda.

.................

—Hocam sınavları okudunuz mu?

—Bu soruyu bir daha sorarsan canına okuyacağım onu biliyorum. Evet okudum ama söylemiyorum tamam mı?

....................

—Hocam üçüncü yazılı ne zaman?.... Hocam son sınavdan 85 alsam.... Hocam sınavda çok heyecanlanıyorum... Hocam yazılı zor mu kolay mı olacak?....Hocam bu konu sınavda çıkar mı?...

................

—Hocam ama bu soruda gidiş yolum doğru değil mi niye 7 puan kırdınız?

—Dönüş yolun yanlış çünkü. Şaka şaka.......... Aslına bakarsan senin gittiğin bir yol yok bence.........Aaa kızma ya şaka yapıyorum......Yol doğru da yön yanlış.......Yol doğru da senin pek gittiğin yok..... Yol doğru da sen gitmeyi bilmiyorsun.....Yol doğru da sen daha yolun başındasın.....Senin yol doğru ama burada doğrudan kastım senin yolun düz oluşu, doğru değil yani:)......Bence sen yol yordam bilmiyorsun.

SÜRÇ-İ LİSAN ETTİKSE AFFOLA SEVGİLER.....