YAZILAR Yorumlar FEEDBURNER

HOCAM KAĞIDIMA BAKABİLİR MİYİM?

—Hocam kağıdıma bakabilir miyim? —Sınavda 40 dakika boyunca bakmışsın zaten yetmiyor mu? —Hocam ne olur bakayım —Bak elimde tutuyorum görüyor musun baktın işte tamam mı?

KATİBİM TÜRKÜSÜ

Benim gibi siz de bu türkünün Osmanlı nın eğlenceli zamanlarında, mesela Lale devrinde, Üsküdarın büyük konaklarında, mor sarmaşıklı, cumbalı evlerinden birinin penceresinden bakan kızlar tarafından, gönüllerini kaptırdıkları civan bir katip için söylendiğini sanırsınız. Fakat gerçek ne yazık ki öyle değil...

HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi...

İSTANBUL

Seni kurşun kalemle yazacak kadar tanıyorum aslında. Her an silip düzeltilecek, değiştirilecek, tamamlanmamış ve belki de hiç tamamlanmayacak bir tablosun aklımda...

STAY HUNGRY STAY FOOLİSH

Zamanınız kısıtlı bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına kapılıp kalmayın.Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi...

BLOG YAZARLIĞI VESAİRE...

Gönderen Harun 28 Ara 2008

Matematik blogları dışında takip ettiğim bloglar var. Aralarından bazıları canımı sıkıyor. Bu bloglara baktığımda yeni bir yazı göremeyince kızıyorum. Aradan birkaç gün geçiyor yazı yok. 10 gün geçiyor 15 gün geçiyor yok! hala yazmıyorlar.
Acaba bugünlerde yoğun oldukları için, iş güç vesaire yazacak zaman mı bulamıyorlar?
Yoksa hayatları çok monoton geçtiği için yazacak, paylaşacak birşey mi yok?
İçlerinde tutmak istemedikleri şeylerin olduğu, yüreklerinin kabardığı, fakat bunu bir internet sitesinde yazmaktan çekindikleri için mi yazmıyorlar?
Yoksa yazmak istediklerini yazıya dökemedikleri için mi?
Okurlarının kendisini anlamayacağını düşündükleri içindir belki de!
Belki bir bloğa yazılamayacak kadar uzun ve ayrıntılıdır anlatmak isteyip anlatamadıkları.
Hergün bloğuma bakıp, yeni bir yazı göremeyen okurlarımı düşünüyorum sonra. Can sıkıcı bir durum sanırım. Peki ben neden yazmıyorum bu aralar?
Bir bilsem!
Daha doğrusu; anlatabilsem keşke!
Aslına bakarsanız anlatılamayacak birşey!
Anlatırım ama anlamazsınız!
Anlarsınız ama anlatamam!
Anlatacak birşey yok aslında!

1 YILLIK BLOG İSTATİSTİKLERİ

Gönderen Harun 18 Ara 2008







Bir arkadaşım blog istatistiklerini bloğumda yayınlamamın sebebini sordu. Çünkü pek alışılagelmiş bir durum değil. Bir matematik öğretmeni olarak, ve bu bloğun temel amaçlarından biri olduğu için yazılarımın birçoğu matematik hakkındadır. Matematik hakkında olmayan yazılarımda bile bir şekilde matematiğe dokunmaya çalışıyorum. Pek gurur duyulacak bir tablo olmasada:) bu bloğun İSTATİSTİKLERİ gibi bir matematiksel veriyi okurlarımla paylaşmamak bence tuhaf olur.

İNTERNETTE GICIK OLDUĞUM ŞEYLER

Gönderen Harun 17 Ara 2008


1) ''Konuyu görüntülemek için foruma üye olmalısınız.'' '' Linkleri sadece üyeler görebilir''

-Ya kardeşim manyakmısın nesin. İşim var gücüm var niye böyle yapıyorsun. Kullanıcı adına 123456 Şifreye 123456 olmadı. Kullanıcı adı 012345 Şifreye 012345 olmadı. Kullanıcı adı asdfgh şifre asdfgh olmadı. Hadi bye bye uğraşamam üye falan olmakla. Aktivasyon mailini başına çal.

2) Farenin sağ tuşunu iptal eden siteler.
-Aman çok değerli bilgi.Farenin sağ tuşu ile birçok şey yapılıyor, yazını yada resmini almaya niyetim yok, niye bana eziyet ediyorsun ki!
Sanki öyle yapınca resmi yada yazıyı kopyalayamayacağım vela havle.

3) FWD e-mail.
-Peygamber Efendimizi o bahsedilen şahsın rüyasında gördüğünü sanmıyorum. Bu mesajı 10 kişiye göndemekle hayallerimin gerçekleşeceğini, yada aradığım aşkı bulacağımı sanmıyorum.
Ya bu söylenenin doğru olma imkanı yok, besbelli rakip firma karalama politikası yapıyor, çamur at izi kalsın meselesi. Ya kardeşim o resim ve gazete küpürü photoshop görmüyor musun yalan bu söylenenler. Ya bu internette ki herşeye niye inanıyorsunuz. Göndermeyin artık bana bu mailleri.

4) ''Falanca sizi facebook'a netlog'a hi5'e bilmem neye davet ediyor'' diye gelen mail.
-Teşekkür ettiğimi ve selamımı söyleyin, ben almıyayım. Canım isterse ben gelirim zaten, davete ne gerek var. Zahmet etmişsiniz boşu boşuna.

5) Microsoft'a düşman Google'ı dost görenler. İnadına ''İnternet Explorer'' kullanmayanlar. Körü körüne Windows karşıtı, cahil Linux kullanıcıları.
-İnternetle uğraşan kişiler niye cahil anlamıyorum. Kapitalizmden hiç anlamıyorlar. Google'ın 23Nisan- 29 Ekim gibi günlerdeki logolarından tutun birçok şeyden dolayı Google'ı insanlığın ve Türkiye'nin dostu, Steve Jobs ve Apple'ı içten ve samimi, Bill Gates ve Microsoft'u ise düşman görüyorlar. Milyar dolarlık bir şirketin tek düşüncesi; nasıl olurda daha çok para kazanırımdan başka birşey değildir. Hangi işletim sistemini veya tarayıcıyı kullanırsan kullan bu senin seçimin. Ama kimse çocuk gibi microsoft kaka Google yaşa demesin lütfen. Siz hangi dünyada yaşıyorsunuz. Kimse sizin dostunuz değil be. Herkes kasasına giren paraya bakıyor.
Gerçi yoğun internet kullanıcısı birçok kişi, sırf bu konuda değil birçok konuda cahil. Dünyanın nasıl döndüğünden habersizler. Bir aptallaşma sözkonusu. Neyse konunun dışına çok çıkmayayım.
6) Youtube videosunun altındaki yorumlarda veya herhangi bir alakasız sitede AKP-CHP kavgası Türk-Kürt sataşması yorum yazanlar.
-Sizin hiç işiniz yokmu kardeşim ya. Güzelim şarkının altına siyasi yorum yapmakla neyin kavgasını veriyorsun sen. Sanata ve sanatçıya ayıp senin yaptığın.

7) Messenger
-Ben oldum olası sevmedim bu msn denen şeyi. On dakkada sıkılıyorum konuşmaktan yada yazmaktan. Yüzyüze, yanyana olmak gibi olmuyor ki! Gerçi ben telefonla uzun uzun konuşmayıda sevmem. Üstelik Msn'ye girince çevrimiçi herkesle konuşmak selamlaşmak gerekiyor maalesef. Engellesen yada çevrimdışı takılsan, öğrenilirse ayıp olma durumu var. En iyisi hiç açmamak. İnsanın özgürlüğünü kısıtlıyor msn.

8) Yanlış bilgi- Kopyala yapıştır- Telif hakkı sorunu.
-Denetleyen olmadığı için yalan yanlış çok fazla bilgi var internette. Sağdan soldan kaynak belirtmeden kopyalanan içeriğin ise haddi hesabı yok. Maalesef ortalık o kadar karışık ki neyin telif hakkı var, neyi kopyalamak yayınlamak serbest, ne yasak onu bile bulmak imkansız.

9) Bu isimde kullanıcı var.
-Bazen bir yere üye oluyorum. Veya yeni bir mail adresi alacağım. Bir kullanıcı adı seçmek gerekiyor. Onu yazıyorsun olmuyor, bunu yazıyorsun olmuyor. Bazen hayretler içerisinde kalıyorum benim dışımda kimsenin aklına gelmez dediğim isimleri almış daha önce birileri. Oflaya puflaya pek içimin atmadığı bir ismi seçiyorum sonunda.

10) Yeni üye olacağım bir yerin şifremi güvensiz bulup kabul etmemesi.
-Ya kardeşim ben salakmıyım. Biliyorum o şifrenin basit olduğunu. Zaten ben birkez faydalanacağım senin sitenden. Yorma beni. Tecrübesiz kullanıcı içinse bu yaptığın sadece uyar ''bu şifre güvensiz haberiniz olsun'' diye. Niye şifremi kabul etmiyorsun.

...............Sevgiler

HAYATA DAİR KARARLAR ALMAK

Gönderen Harun 15 Ara 2008

Uzun şehirlerarası yolculuklarımda yaşamım hakkında çeşitli düşüncelere dalar ve hep ciddi kararlar alırım. Yolculuklarımda aldığım kararları uygulayabilseydim sanırım hayatım çok farklı olurdu. Yolculuk garip etkiler bırakıyor insanda.Otobüste, trende, uçakta giderken aynı zamanda yaşamınızı değerlendiriyor, nerden gelip nereye gittiğinizi sorguluyorsunuz. Herşeyi daha net görebiliyor, ve daha iyi anlıyorsunuz. Ama maalesef insanoğlu denen tuhaf yaratık kendi kendine verdiği sözleri tutamıyor. Hayatımız gaza gelip şöyle yapacağım, böyle yapacağım, şunu yapmayacağım bunu yapmayacağım gibisinden kararlar alıp, sonra bu sözleri yerine getiremeyerek geçiyor. Evet yaşamımızda dönüm noktası olan, hayatımızı değiştiren kararlar olmuyor değil. Geçmişimizdeki bazı olaylara, yaşananlara, kararlarımıza, seçimlerimize baktığımızda bunların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Ama hayatımızın bir anda inanılmaz şekilde değişeceğini umut ederek yaşamak ve bu doğrultuda kararlar almak yanlış diye düşünüyorum. Evet hepimiz ilerde '' Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.'' diye bir cümle kurabiliriz. Gerçekten de bütün hayatımız değişmiş olabilir. Ama böyle bir anı yaşarken yakalamayı umut etmek pek doğru değil. Başarı öykülerinde, ünlü kişilerin biyografilerinde gördüğümüz o dönüm noktasını, kendi hayatımızda beklemek,
biz istersek hayatımızın bir anda değişeceğini hayal etmek, mutsuzluktan başka birşey getirmez. Ben çok yaşlı bir insan değilim söylediklerim ne kadar doğru tartışılabilir. Ama benim şimdiye kadar gördüğüm şey şudur; Bir insanın yaşamı pozitif veya negatif yönde sadece tek bir kararla tamamen değişebilir. Ancak bu kararı alma anı çok kısa olsada o kararı alma süreci belkide yıllar sürmüştür. Bir insanın yaşamı bir kitapla tamamen değişebilir. Ama o insanın o kitabı okumadan önceki yıllarda zaten değişime zemin hazırlayan onlarca yüzlerce şey olmuştur.

''Eee o zaman ne anlamı kaldı bir kararın hayatımızı tamamen değiştirmesinin. Senin söylediğine göre o küçük karar değil aslında yılların getirdiği bir birikim hayatımızı değiştiriyormuş'' diyebilirsiniz.

Bende derim ki; Hayır yanlış anladınız. Kararlarınızın yaşamınızda köklü değişikliklere sebep olması için belki yıllarca sürecek bir birikime ihtiyacınız var. Ama sizde bu tip birçok birikim mevcut. Bu yüzden aldığınız karara göre bazı birikimleriniz açığa çıkar bazıları ise hiçbir zaman gün yüzü görmez. Bu yüzden yaşamınızı pozitif yönde etkileyecek birikimleri açığa çıkarmak adına alacağınız o küçük karar önemlidir. Ama aynı zamanda bir kararın hayatınızda köklü değişiklik yapması için bir birikime ihtiyacınız olduğundan dolayı, hiçbirşey yapmayıp, kendinizi geliştirmeden, düşünmeden, kısaca armut piş ağzıma düş mantığıyla ben bir karar alırım tüm yaşamım değişir umudunu beslemeyin. O sadece masallarda ve filmlerde olur.

OYUNBOZANLAR

Gönderen Harun 29 Kas 2008

Kimi öğretmen öğrenciyle duygusal olarak bağ kurmaz. Ben öyle değilim. Kimi zaman öyle olmak istiyorum ama olamıyorum. Sevemediğim bir sınıfa giderken ayaklarım geri geri gider. Bu yüzden öğrencilerimi sevmek zorundayım yoksa ders anlatamam. Matematiği anlasın, anlamasın önemli değil. Öğrencide sevilecek birşeyler bulmadan duramam.
Öğrenci ile aranda güçlü bir sevgi bağının olması birçok şeyi kolaylaştırıyor. Birçok öğrenci derse, öğretmeni sevdiğinden dolayı çalışıyor. Birçok öğrenci öğretmeni seviyorsa, dersi dinliyor. Söylediğiniz sözlerin öğrenci üzerindeki yaptırımı, otoritenizden çok sevgi ve içtenliğinizle alakalı. Öğrenci sizi seviyorsa size güveniyor. Öğrenci sizi seviyorsa sizin dedikleriniz önemli. Öğrencinin sizi sevmesinin ilk şartı ise sizin onu sevmeniz. Sevgi çok büyük bir güç.
Bu sene sadece 12. sınıfların derslerine giriyorum. Bazı sınıfların 2,5 senedir öğretmeniyim. Senenin sonunda 3 sene olacak. Geçtiğimiz bu 2,5 yılda ailemden daha uzun bir süre onları gördüm. Keşke zaman hiç geçmese ve ben hayatım boyunca onlara öğretmenlik yapsam ve onlar hiç gitmese.
Ama öyle olmuyor maalesef. Hep gidiyorlar. Oyunbozanlık yapıyorlar. Tam alışıyorsun, onlar seni, sen onları tanıyorsun, onlarla arkadaş olmuşsun, sonra bir bakmışsın kimsecikler yok ortalıkta. Sanki saklambaç oynuyoruz, ben ebeyim. Fakat ben gözlerim kapalıyken herkesin annesi çağırmış akşam yemeğine ve ben gözümü açıyorum kimsecikler yok ortalıkta. Arıyorum arıyorum kimseyi bulamıyorum.
Arada sevgi olunca herşey çok yoğun yaşanıyor. Kötü bir sözünde çok üzülüyor öğrenciler. Umut dolu , güzel sözlerinde ise gözleri parlıyor. Sadece onlar mı peki? Bir saygısızlıkta, kötü bir davranışta aynı yıkım hissini sizde yaşıyorsunuz. Öfkeniz bile sevginizden başka birşey değil. Bir kusur işliyorlar, olmayacak bir hata yapıyorlar, ağızlarından kötü bir söz çıkıyor , olan sizin kalbinize oluyor. Kırılıyorsunuz. Yaptığınız onca fedakarlık gözlerinizin önünden geçiyor. Niye yaptılar ki bunu? Ne gerek vardı ki? İşte o yıkım hissini yaşadığımda hep düşünüyorum, bu kadar yıpratıcı bir meslek nasıl olur da 25-30 sene yapılabilir? Sevgi öğrencinin üzerinde etkinizi çok güçlü kılsada aynı güçlü etkiye sizde maruz kalıyorsunuz.

O artık öğrenci değil bir arkadaş , bir dost.
Ve yapacağı bir hata, yada yapmadığı bir görev sizde kötü etkiler bırakıyor.
Haftanın her günü gördüğünüz, gülmesine, ağlamasına, hastalığına, sevincine ve daha birçok şeye şahit olduğunuz, alıştığınız, yaz tatillerinde özlediğiniz, sevdiğiniz ikiyüz kişinin pat diye hayatınızdan çıkıp gitmesi çok kötü bir duygu. Her ne kadar ziyaretinize gelseler bile hergün görmek gibi olmuyor ki!


Ama gidecek oyunbozanlar, adiler, gıcıklar...:)
Ne kadar seversen sev gidecek her biri.
Ve ben gözümü açıyorum kimsecikler yok ortalıkta, heyy nerdesiniz be! bak bırakıyorum ebeliği. Sesim karşı apartmandan yankılanıyor. Orada duran birisi mi yoksa ağacın gölgesi mi? Uzaktan bir köpek havlaması. Issızlaşıyor her taraf.Hava kararıyor. Sert bir rüzgar başlıyor. Yapraklar hışırdıyor. Bir gazete rüzgarda uçuyor. Sonra bir plastik poşet. Yerden toz kalkıyor. Kimsecikler yok ortalıkta. Şaka yapıyorlar biliyorum şimdi hepsi çıkacak. Hafiften gülümsüyorum evet evet şaka bu. Bekliyorum , bekliyorum kimsecikler yok. Çömeliyorum olduğum yere. Gözlerim doluyor...


DERS ÇALIŞMAK, ZAMAN VE YAŞAM

Gönderen Harun 22 Kas 2008

ders çalışmakİnsan beyni denilen organın iyi işlemesi için farklı bölümlerinin çalışması gerekiyor. Beyindeki hücre sayısından ziyade hücreler arası bağlantı miktarı önemli. Zaten oldukça fazla hücre var:) Hücreler arası bağlantı miktarının artması için farklı zihinsel faaliyetler yapmak gerekiyor. Beynin sadece bir tarafını çalıştırırsanız bağlantı sayınız hem artmaz hemde bağlantılarınız körelir. Hani çalışkan diye nitelendirilen, işi gücü ders olan öğrenciler vardır. Okul ve ders dışında pek fazla şeyle ilgilenmezler. Bu öğrencilerden bazılarına hayatla ilgili, sosyal, kültürel konularda soru sorulduğunda hiç beklenmedik tuhaf cevaplar verirler. Sorudan kastım; Cevap verebilmek için net, somut bilgi gerektiren sorular değil. Hani hepimizin içerisinde bulunduğu günlük yaşantımızla ilgili bir konuda, yorum veya fikrini sormaktan bahsediyorum. Bir bakarsın sınıfın haylazları en mantıklı cevapları veriyor. Geçenlerde edebiyat ve ingilizce branşındaki iki farklı öğretmen okul yaşamlarında hep aktif olduklarından, müzikle, sporla, tiyatroyla, yarışmalarla ilgilendiklerinden, fakat buna rağmen başarılı olduklarından bahsediyordu. Teki okul birincisi olduğunu teki ÖSS'ye bile doğru düzgün çalışmadığını söylüyordu.
Ders çalışmaya gereğinden az mı zaman ayırmışlardı?
Bu tip uğraşlarla ilgilenmeseler daha mı başarılı olurlardı?

İnsan etrafındaki dünyadan bihaber yaşıyorsa hayatı nasıl anlayabilir. Yaşamı nasıl farkedebilir. Kendini karşıdaki kişilere ifade edemedikten sonra ''Dil ve Anlatım'' dersini alsan ne olacak almasan ne olacak. Yaşadığın şehirdeki insanların hayatlarını merak etmezsen, tanıdığın insanların gözlerine, yüzlerine, sözlerine dikkat etmiyor ve onları anlamaya çalışmıyorsan ''Sosyoloji-Psikoloji'' dersi alsan ne olacak almasan ne olacak. Oturduğun semtin, ilçenin, okulunun adının nereden geldiğini düşünmüyorsan, Osmanlı evlerinin yokolduğu halde saray, cami ve çeşmelerin neden ayakta olduğunu düşünmüyorsan, Selçuklu camilerinin toprak seviyesinin altına, Osmanlı camilerinin ise basamakla çıkılan yükseğe yapılmış olduğunun farkına varmıyorsan, ''Tarih'' dersi alsan ne olacak almasan ne olacak.
Beyni çok yönlü çalıştırmak lazım. Derslere saplanıp kalmak başka hiçbirşeyle ilgilenmemek veya derslerde öğrendikleriniz hakkında günlük hayatta hiç kafa yormamak; büyük bir hatadır. Öğretmen, okul, dersler size bilgi verir onu işlemek, kullanmak sizin elinizdedir.

''Ders çalışmak tüm zamanımı alıyor
başka şeyler yapmaya zamanım kalmıyor.''
Demek ki yeterince çalışmıyorsun, ders çalışmalısın yani; Kitap okumalısın, müzik dinlemelisin, şiir yazmalısın, internet kullanmalısın, top oynamalısın, ip atlamalısın, haber izlemelisin, alışveriş yapmalısın, makyaj yapmalısın, saçını taramalısın.
Dünyayı değiştirenler geniş açılımlı, çok yönlü kişilerdir.

astronomik saatİki gün sonra okulda bir sınıfta;

Hiç ders çalışmıyorsunuz müzik dinlemeyi bırakın,
sürekli gezip tozuyorsunuz . İnternet Öss'ye kadar yasak, biraz ders çalışın. Halı saha maçı yapmanın zamanı mı? Boş işlerle uğraşmayın. Otur ve ders çalış. Televizyon izleyerek sınavı kazanacağınızı mı sanıyorsunuz? Tüm işiniz ders olsun, zamanınızı dersten başka bir şeye harcamayın.
Eee ne yapalım öğrenci milletine vur desen öldürür. Dersi falan bırakıp eğlenceye verirler şimdi bunlar kendini....:)

MATEMATİK EĞİTİM SİSTEMİMİZ (2)

Gönderen Harun 12 Kas 2008

4 yıllık lise eğitimine geçiş sırasında matematik dersine haksızlık yapılmıştır. Diğer branşlarda programı uygulama açısından ferahlama meydana geldiği halde, matematik dersinde bunun tam tersi olmuştur. Eskiden öğrenci haftada 5 saat matematik dersi alıyordu ve 3 sene eğitim alıyordu. Yani öğrenciye lise yaşamında 5.3=15 birim matematik dersi veriliyordu. Şimdi ise haftada 4 saat ve 4 sene eğitim aldığına göre öğrenciye 4.4=16 birim matematik dersi veriliyor. Hemen hemen aynı.
Verimlilik açısından ele alırsak, bu basit denklem daha karamsar bir tablo karşımıza çıkarır. Haftada 5 saatle ilerlemeyi 500 birim kabul edersek haftada 4 saatte 400 birim ilerliyemiyorsunuz. Haftada 4 saatlik matematik eğitiminde kayıp, yüzde olarak daha fazladır. Haftada 2+2 şeklinde matematik eğitimi verilen bir okulda öğrenci matematik öğretmenini 3 gün görmemekte ve matematikteki süreklilik bozulmaktadır. Haftada 2+1+1 veya 1+1+1+1 şeklindeki bir haftalık ders programı ise yine alınan verimi düşürmektedir. Sayısal derslerde bir konunun kavranması için 1 saat yeterli değildir. 2 kere 2 her zaman 4 etmez(kimse duymasın).

Aynı zamanda konu dağılımında da sakıncalar vardır. Trigonometrinin 10. sınıfın son konusu olup havaların ısınma zamanına gelmesi yanlıştır. 11. sınıf müfredatı çok rahat, geniş geniş işlenebilirken 9 ve 10. sınıf müfredatı çok yoğundur. 12. sınıf Tam Değer ve Signum fonksiyonlarının kalkmasıyla ve Matris-Determinantın 11. sınıfa alınmasıyla rahatlamıştır. Fakat 9 ve 10. sınıf müfredatı bir an önce gözden geçirilmelidir. Trigonometri ile Permütasyon-Kombinasyon-Olasılık ünitesinin yerini değiştirmek çare değildir. 10. sınıftan bir konu 11'e aktarılmalıdır. 9. sınıftan ise kümeler veya mantık gibi konular ya taşınmalı yada kaldırılmalıdır. Başka konular da seçilebilir bunların yerine. Liseye yeni başlamış öğrenci için 9. sınıf çok ağır.

Analitik Geometri dersi iki parça halinde verilmelidir. Noktanın Analitiği ve Doğrunun Analitiğinin bir kısmı 9. sınıfta verilmelidir. Trigonometri bilmeden, doğrunun eğimi tam kavranmadan 9. sınıfta doğru denkleminden bahsetmek tuhaf gözükse de gerekli düzenlemeler yapılarak eğer 9. sınıfta analitik geometri eğitimi verilirse, öğrenci ve öğretmenler 9. ve 12. sınıftaki fonksiyonlar konusunda, parabolde, logaritma ve trigonometrik fonksiyonların grafiğinde, karmaşık sayıların kutupsal gösteriminde ve daha birçok konuda rahatlayacaktır. 12. sınıf veya 11. sınıf analitik geometri için çok geçtir. Nasıl lisedeki tüm alanların matematik bilmesi gerektiği düşüncesinden dolayı 9. sınıf matematiği zorunluysa, nokta ve doğru analitiği de 9. sınıf matematik konuları kadar önemlidir.
Şimdiye kadar söylediklerim mevcut sistemi düzenlemeye yönelikti. Peki ama mevcut sistem ne kadar doğru? Artık şunu kabul etmek lazım Türkiye'deki ortaöğretim matematik müfredatı birçok öğrenci için ağırdır. Standart bir düz lisede Trigonometriden İntegrale kadar ki konuların hepsini kavrayacak, anlayacak öğrenci miktarı en iyimser tahminle %10 'dur. Harcanan para, zaman, öğrencinin ve öğretmenin emeği boşa gitmektedir. Eğitim sistemimiz ağırdır. Bunun çaresi konuların müfredattaki yerini sabit tutup dersin içeriğini boşaltmak değildir. Trigonometri anlatalım ama yüzeysel anlatım diye birşey olmaz. Tamam her türlü ayrıntıya girmek sakıncalıdır, fakat temel şeyleride vermek gerekir. Bu yüzden hafifletme olacaksa toptan olmalıdır. Ya ünite kalkmalıdır yada alt başlığın tamamı kalkmalıdır. İşte o zaman haftada 4 saat matematik dersi vermek mantıklı olur. Bence aşağıdaki konular kalkmalıdır;

1)Mantık
2)Kartezyen Çarpım- Bağıntı
3)Moduler Aritmetik
4)Polinomlarda bölme işlemi yapmadan kalan bulmak.
5) Peryot Kavramı,
Dönüşüm ve Ters Dönüşüm Formulleri
6) Tümevarım (toplam çarpım sembolunu kastetmiyorum)
7) Diziler ve Seriler
8) Matris -Determinant
Ki bu konular çıkartılsa bile bence hala ağırdır ortaöğretim matematik müfredatımız. Tabiki mevcut müfredatın hafif bile geldiği okullarımız vardır. Fakat Türkiye'nin her yerinde bu müfredatı uygulamak, dediğim gibi zaman, para ve emek açısından son derece yanlıştır.
Matematik eğitimi hakkında daha söylenecek milyonlarca şey var ama ...ama işte!

MATEMATİK EĞİTİM SİSTEMİMİZ (1)

Gönderen Harun 11 Kas 2008

Bir süredir üzerinde düşünüyorum ve kesinlikle karar verdim; Dört yıllık lise müfredatının ve ilköğretim müfredatının uygulanış şeklindeki matematiği somutlaştırarak anlatma yönteminde sakıncalar vardır.

Öğrencileri matematik dersine ısındırmak , ilgi duymasını sağlamak için her türlü somutlaştırmaya sonuna kadar varım. Tabiki matematiğin hayatta, somut manada nerede kullanıldığı anlatılmalıdır. Tabiattaki matematiksel düzenden bahsedilmelidir. Bunların öğrencinin matematiğe ilgisini artırmasının yanında, zaten bir kişi kültürel bakımdan bunları bilmesi gerekir.

Fakat yeni lise müfredatının uygulanış şekli ve bir süredir uygulanan ilköğretim matematik müfredatı, dikkatlice incelenirse amaçlananın daha çok öğrencinin matematiği bu şekilde daha iyi anlayacağının varsayıldığıdır. Matematik somutlaştırıldıkça öğrencinin matematik dersinde daha başarılı olacağı düşünülüyor.
İlköğretimde bu bir yere kadar kabul edilebilir. İlköğretim öğrencisi eline makas, kağıt, yapıştırıcı alıp küp yapmalıdır. Bir çocuk toplamayı öğrenirken abaküs, fasulye vs. kullanmalıdır. Öğretmen eline iki tane elma alıp toplama yada çıkarmayı anlatmalıdır. Matematiksel oyunlar, eğlenceli aktiviteler yapılabilir.

Fakat liseye gelmiş bir öğrenciye anlatılan matematiğin temel amacı öğrencinin düşünce yetisini geliştirmekse, matematiği somutlaştırma bizi amaçtan uzaklaştıracaktır. Zaten bu dersin var olma sebebi soyut olması değil midir? Fizik dersi gibi anlatılan her konunun günlük hayattan bir örnekle açıklanabileceği bir ders varken, matematik diye farklı bir ders niçin var ki? Zaten dersin yapısı somutlaştırmaya pek müsade etmiyor. Ki matematik demek bu değil mi? Somut örnekler üzerinden anlatılan matematik mi yoksa soyut anlatılan matematik mi insanın bir probleme çok yönlü yaklaşmasını, herhangi bir olayı çok yönlü değerlendirmesini sağlar. Çıkarsama, akıl yürütme etkinliklerini daha iyi yapabilmeyi hangi tür matematik sağlar. Tekrarlıyorum; zaten somut olan ve düşünsel yapınızı geliştiren, doğayı daha iyi anlamanızı sağlayan bir fizik dersi var. Eee canım eğer arada fark kalmayacaksa bir de matematik dersi diye bir ders niye olsun ki?

Proje yapma adı altında doğadaki spiralleri araştıran bir öğrencinin matematiğe ilgisi, alakası artabilir. Bir ayçiçeği veya deniz kabuğundaki Fibonacci Dizisi hakkında ödev-proje hazırlayan bir öğrencinin matematiğe olan bakışı değişebilir. Ama bu iyi bir matematik eğitimi demek değildir.
''Bilginin bir bütün olarak ele alınması'' tabiki güzel. Matematik öğrenen bireyin bunu anlamlandırması muhakkak gerekir. Ama matematik dersinin yapısı anlamdan bilgiye gitmez. Bilgiden anlama gider.


BU TOPRAKTA BU AĞAÇ !

Gönderen Harun 8 Kas 2008

Bir şiire bakıyorum internette. Bildiğim bir şiir. Açıp okuyorum bir siteden bir sorun var. Şiir yanlış yazılmış böyle değildi diyorum kendi kendime. Başka bir siteyi tıklıyorum Google'dan yine aynı şekilde yazılmış bir mısra eksik.
HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR başlıklı yazım aklıma geliyor. Yanlış hatırlıyor olabilir miyim? Bakıyorum bakıyorum tüm sitelerde aynı. Benim fazladan hatırladığım bir mısra var. Ama şiirin kendisine bakıyorum benim hatırladığım mısra olmadan çok saçma duruyor.

Ekşi sözlükte bile eksik o mısra.
Artık dayanamayıp gidip şiir kitabını buluyorum kitaplığımdan. Neyse ki rahatlıyorum o kadar yaşlanmamışım daha. Oracıkta duruyor işte ''yamalı envanterinde''

Merak edip Google'dan arattırıyorum. Doğru şekilde yazılmış hali için 9 sonuç verirken, şiirin yanlış yazılmış şekli için 739 sonuç gösteriyor . Nasıl oluyor bu? Tahmin etmesi güç değil, birisi yanlış yazıyor ve herkes kopyala yapıştır yaptığı için....

Sonra anladım , sanırım şiiri yanlış yazanlar şiiri değil de
şiirin anlamını paylaşmak istemişler.
'' namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları''

İnsanlara, kendisine, dünyaya hiçbir faydası olmayan. Yeni ve değerli birşeyler üretmekten aciz. Etrafındaki arkadaşlarına, eşine, dostuna birşeyler katmaktan yoksun. Bir rol sahibi hatta figüran olmayı bile başaramayıp bir piyon gibi tamamen başkalarının ekseninde yaşayan. Kendi yerine başkalarının düşünmesine izin verip, kendi aklını ve yaşamını satan. Kendisi olmayı bile başaramayan ve bunun farkında olmayan. Şu kısacık ömürde hayal ettiklerinin , aslında başkalarının hayalleri olduğunu göremeyen insanları gördükçe korkuyorum;
'' bu toprakta bu ağaç kuruyacaktır elbet'' mi diye.


BAŞIMI AĞRITAN İNSANLAR

Gönderen Harun 2 Kas 2008


Bazı arkadaşlarım vardır; O kadar çok şey paylaşmışız ve birbirimizi o kadar iyi tanıyoruzdur ki biraraya geldiğimizde bazen konuşacak birşey bulamayız. Ama bu demek değildir yanlarında sıkılıyorum. Aksine çok mutlu ve huzurluyumdur.

Kimi zamanlar fazla samimi olmadığım insanlarla bir ortamı paylaşmak zorunda kalırım. Aramızda çok fazla sohbet dönmez. Kendimi bir ortamdan soyutlayıp bambaşka şeyler düşünmeyi başarabilen bir insan olduğum için çok fazla rahatsız etmez bu ortamlar beni. Elli tane insanın arasında hiç konuşmadan
kendimi bambaşka bir dünyada hayal ederek sıkılmadan oturabilirim. Tercih etmem böyle bir durumu. Ama çok ta rahatsız olmam.

Sinemaya tek başıma gidebilirim. Gidip bir yerde tek başıma iki saat oturup kahve içebilirim. Sevdiğim bir yazarın romanını evden günlerce çıkmayarak okuyabilirim. Övünmek gibi olmasın yaşamım ne olursa olsun renkli, zengin bir iç dünyam vardır. Kendine tahammulu olmayan insanlardan asla olmadım. Saatlerce kendi kendime konuşabilirim. Ben benden sıkılırsam, başkaları benim için ne düşünürler kim bilir?

Neyse konuya gelelim artık. Adamın veya kadının teki konuşuyor. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor anlatıyor,.... sus be artık. Tanımıyor olsam kalkıp gideceğim yanından. Yüzüme sıkılıyorum ifadesini takınıyorum. Gözlerine bakmayıp sağa sola bakıyorum, ilgilenmediğimi belli etmek için. Yok, O hala anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor.
Diyorum ki kendi kendime bu; ya gözlem yeteneği olmayan benim sıkıldığımı ve dinlemek istemediğimi anlamayacak kadar cahil bir insan. Ya da sıkıldığımı anladığı halde yine de anlatmayı tercih eden bencil bir insan. Bir insan nasıl olurda konuşurken karşıdakini gözlemlemez. İster konferans veren biri ol, ister ders veren öğretmen, istersen arkadaşınla sohbet ediyor ol. Yapmakla mükellef olduğun ilk iş; karşıdaki insanların seni dinlemek isteyip istemediğini gözlemlemektir. Yapman gereken şeyler bellidir. Ya susacaksın. Ya konuyu değiştereceksin. Ya anlatım yöntemini değiştireceksin. Ya da anlattığın şeyin değerli olduğunu benimseteceksin.

Ya bak ben aptal değilim bana ne anlatacaksan bir dakika da anlatabilirsin. Senin ikinci cümlende ben senin anlatmak istediğini anladım, ne uzatıyorsun!
Ya bak senin yaşamın açısından çok değerli bir şey benim için basit ve anlamsız olabilir. İnsan hiç mi düşünmez bunu?
Ya sen birşey anlatacaksan gidip blog yazsana benim gibi. Okumak isteyen gelir okur.
Ya bak anlıyorum insanlar seni dinlemekten sıkılıp seni konuşturmamışlar yıllarca, sebebini bir düşünsene niye acaba diye?

Benim de hergün başıma milyonlarca şey geliyor. Niye anlatmıyorum sence? Çünkü beni dinleyen birisi benim için değerlidir. Birşey anlatacaksam kayda değer birşey olmalıdır. Komik olmalıdır, tuhaf olmalıdır, ilginç olmalıdır, bilgi içeren birşey olmalıdır, vesaire.

Eğer sen benim için sıkıcı birşey anlatıyorsan ve bunun farkında olup hala devam ediyorsan ben bundan şunu anlarım; Sen benim için değil kendin için anlatıyorsundur.

Eğer benim sıkıldığımı anlamıyorsan. Üzüldüm bak şimdi senin için.

Off nasıl kızmışım be:)

MAT-1 Mİ YOKSA MAT-2 Mİ ZOR?

Gönderen Harun 12 Eki 2008


MAT-1-

İçerisinde ilköğretimden beri görülen rasyonel, üslü, köklü , ondalıklı sayılar, bölünebilme, mutlak değer vs. olması bakımından kolay.

Konu anlatımını
z eksik olsa bile düşünce ve mantık yoluyla yapabileceğiniz yaş, hız, işçi, küme, sayı problemleri olması bakımından kolay.

Milyonlarca:) soru tipi olduğundan dolayı zor.

ÖSS sorularına bakarsanız mat-1- sorularının çok tuhaf sorular olmadığını görebilirsiniz.Öss hazırlık kaynakları Mat-1- sorularını abartıp milyonlarca soru tipine milyarlarca gereksiz soru eklediği için, akla hayale gelmeyecek uzun çözümlü veya kural ezberlettiren sorular yüzünden, mat-1- öğrencinin gözünde büyümekte korku yaratmaktadır. Korkulan şey normalde kolay olsa bile, korkudan dolayı zor geleceğinden ...mat-1 zor:)

Problemleri çözmek için okuduğunu çok iyi anlayıp, problemi çözmek için gerekli çıkarsama ve denklem kurma işlemini özgün bir şekilde kendi başınıza, sanki ilk defa böyle bir problem çözüyormuş gibi yapmak zorunda olduğunuzdan dolayı zor. Problemler dediğimiz ünite; soru tipi ezberlenip hangi soru nasıl çözülür şeklinde kategorize edilemeyecek bir ünite. Bu yüzden problemler başlı başına öğrencinin düşünce kabiliyetini ölçüyor.


MAT-2-

Konu başlığı az olduğu için kolay.

Soru tipi az olduğu için kolay.

Konular iç içe geçmiş olduğundan, herhangi bir konunun sorusu, diğer konulara rahatlıkla bağlanabileceğinden. Örneğin bir türev sorusunun içine aklınıza gelen bütün matematik konuları yerleştirilebileceği, soruları çözmek için matematiğin genelinin kavranmış olması gerektiği için zor.

Çarpanlara ayırma dışında diğer konuların sorularını çözmek için tam bir konu hakimiyeti gerektiğinden, yüzeysel bilgilerle soru çözümü pek mümkün olmadığından zor.


Velhasıl ikiside birbirinden zor:)

İşin şakası bir yana genelde öğrenciler mat-1 'in mat-2'den çok daha kolay olmasını bekledikleri için mat-1'de zorlandıklarında şaşırıyorlar. Özellikle sene başındaki Sayılar ünitesi öğrenciyi çok yıpratmakta. Logaritma gibi Karmaşık Sayılar gibi çözüm metotları genelde belli mat-2 konuları ile yorum ve düşünce isteyen Sayılar konuları arasında kıyaslamaya giren öğrenci mat-1' in zor olduğunu düşünüyor. Dersaneler mecburen işi temelinden almak zorunda ve sayılar ünitesiyle başlıyorlar seneye. Öğrenci sayılar ünitesindeki soruların çözümü için kafasını çalıştırmak zorunda olduğundan, sorular için genel metotlar olmadığından, yorum yapmak zorunda kaldığından, hele hele elindeki kitaplar,dergiler sınavda çıkmayacak derecede zor soruların olduğu kaynaklar ise, öğrenci senenin başında moral olarak çöküyor.
2008 ÖSS yi dikkate aldığımızda benim fikrim 2008 ÖSS MAT- 2- DEĞERLENDİRMESİ isimli yazımda da belirtiğim gibi mat-2 kesinlikle geçmiş senelere göre zordu. Mat-1 ise kolaydı.
Zor veya kolay, önemli olan başlangıçtaki enerjiyi kaybetmemek.

Bakınız; 12. SINIFLARA ÖSS TAVSİYELERİ



YAZAMAMAK

Gönderen Harun


Yazmak istersin, için dolar, taşar ama yazamazsın. Yazacak o kadar çok şey vardır ki! Hepsi aklındadır, kalbindedir ama cümle haline gelmezler inadına . Bazen cümle haline sen getiremezsin, kimi zamanda cümlelerle, yazıyla anlatılmazdır hiçbiri.


Kağıt-kalem elinde bekler durursun, tek kelime çıkmaz. Birinci cümleyi bininci kez yazarsın ama ikinciyi asla. Ayağa kalkar gezip durursun evin içinde. Oturursun tekrar, yok olmuyor! Pencereden dışarı bakarsın, kalkıp mutfağa gidersin boş boş. Olmaz bir türlü yazamazsın.


Oysa o kadar çok yazma isteği vardır ki içinde. Eksik birşeydir yazı, renk yoktur.
Eksik birşeydir resim ses yoktur. Eksik birşeydir şarkılar koku yoktur. Eksik birşeydir rüya devamı yoktur.


TARİHE GEÇMEK ARTIK ZOR

Gönderen Harun 28 Eyl 2008

Carl Friedrich GaussCarl Friedrich GAUSS

Bilim tarihine damgasını vuran bilim adamları devri kapandı diye düşünüyorum. Artık Gauss, Einstein ve Newton gibi şöhretin en üst basamağına tırmanmış, adını tarihe altın harflerle yazmış matematikçileri göremeyeceğiz.

Eskiden bilim çok küçük bir yapıya sahipmiş. Matematik ve fizik yetmiyormuş gibi bir astronom, filozof, ilahiyatçı (teolog) olan Newton'un hristiyanlık üzerine yazıları sanırım fizik kitaplarından oldukça fazladır.
Ressamlığının yanısıra bir mühendis, matematikçi, anatomist, mimar, botanikçi, müzisyen,yazar
(off saymakla bitmiyor) olan Leonardo da Vinci gibi birisinin dünyaya gelmesi mümkün müdür?
Gauss matematikle ilgilenmiş sağa sola pek bulaşmamış ama o da gelmiş geçmiş en büyük matematikçi unvanını kimseye bırakmamış. ''Matematik bilimlerin kraliçesidir'' sözünü söyleyen bu adama matematik tarihi matematiğin kralı unvanını vermiştir.

Matematiğin asırlardır çözülemeyen problemlerine cevapta bulsanız, internet ve televizyon sayesinde adınızı tüm dünya duysa bile bu büyük bilim adamları gibi hiçbir zaman anılmayacaksınız. Çünkü bu bilim adamlarının yaptıkları katkılar devrim niteliğinde, söz konusu bilimin gelişiminde birer mihenk taşıdır. Bugünün profesyonel matematikçi ve bilim adamlarının yaptığı katkıları günümüz insanının anlamasını bırakın, kendi meslektaşlarının birçoğu için yabancı şeylerdir.
Matematik, bir matematik profesörünün yan odadaki diğer matematik profesörünün ne yaptığını anlamayacak kadar kapsamlı bir bilim haline gelmiştir. Fizik, kimya,tıp gibi bilimlerde de ise büyük gelişmeler ekip çalışmasıyla, onlarca hatta yüzlerce meslektaşın bir araya gelmesiyle gerçekleşmektedir.

İmkansız değil. Ama dediğim gibi eskiye göre bilim adamlarının tarih kitaplarında büyük puntolarla yer alma imkanı daha az.


MANHATTAN

Gönderen Harun 22 Eyl 2008

manhattan denizden görünüm
Beyaz adam gelir ve kızılderililerle ticaret yapmaya başlar. Hayvan derisi alır kızılderililerden ve avrupadan getirdiği şeyleri verir onlara. Birgün iki sarhoş beyaz, kızılderilinin elindeki hayvan postlarını alır ve öldürürler kızılderiliyi.
Acımasız bir ticaret!!!
Kızılderililer mekana, iki uzun boylu sarhoş manasında şu ismi verirler; Man hot tan

manhattan wall street
Sonra beyaz adam duvar ördü, kızılderililerden korunmak için. Adına Wall Street (duvar caddesi) diyorlar duvarın eskiden olduğu yere. Newyork borsasının bulunduğu ve dünyanın en çok(veya tüm) parasının döndüğü yer.

Yıllar geçer. Manhattan'da iki uzun boylu ticaret merkezi yıkılır beyaz adamın.
Oh olsun anlamında değil, ne garip diye aktarıyorum. Her ikisini yapanlara lanet okuyarak. Artık kim yaptıysa sonsuz komplo teorileri içerisinde!

manhattan kuş bakışı görünüm
Biraz da matematik;
Manhattan ızgara planı denilen yapıdadır . Sokaklar birbirini dik keser. Birçok avantajı vardır bu yapının. Bir noktadan başka bir noktaya gidiş mesafesi aynıdır. Virajlarda kaybettiğiniz bir iki metreyi saymazsak.
Kırmızı yol=Mavi yol=Yeşil yol
Yollar üst üste binmesin diye yandan çizdim mavi ve yeşil yolu.
manhattan mesafesi, uzaklığı. manhattan distance
Buradaki yeşil yola matematikte Manhattan uzaklığı (Manhattan distance) denir.
Analitik geometri açısından ifade edersek. A(a,b) ve B(c,d) noktaları arasındaki Manhattan mesafesi= Mutlak değer(a-c) + mutlak değer(b-d)

Birgün Newyork'ta taksiye binmek kısmet olursa. Mesela 3. cadde 5. sokaktan 8. cadde 6. sokağa gideceksem; (8-3)+(6-5)=6 blok gideceğimi hesaplayıp kaç dolar vereceğimi üç aşağı beş yukarı hesaplayacağım. Eh artık bunu biliyorsam gideyim ben yaa:)
Adamın biri bir nal bulmuş ''geriye kaldı üç nal bir at ''
demiş :)

matematik denklemiİstanbul uzaklığı(İstanbul distance)




İLETİŞİM

Gönderen Harun

Artık bu site ile ilgilenmediğim için mesajınıza cevap vermeme ihtimalim oldukça yüksektir. Çok nadir mesajlara geri dönüş yapıyorum-yapacağım. Ancak bir sitenin iletişim bölümü olmazsa olmazlar arasında olduğundan iletişim formunun durmasına karar verdim. İlginiz için teşekkürler.


HAFIZAMIN ÇÖKTÜĞÜ ANLAR

Gönderen Harun 16 Eyl 2008

sinir hücreleri
Bir koku! Tanıyorum ama çıkartamıyorum. Yıllar önce, çocukken aldığım bir koku.
O kadar tanıdık o kadar yakın ki! Bir türlü hatırlamıyorum. Yemek değil, parfum değil, çiçek kokusu değil. Bir nesnenin kokusundan çok sanki bir durumun, bir olayın, bir hatıranın kokusu. Bir yaşanmışlık var geçmişten gelen. Ne olduğunu bile unutmuşum. O esnada ortamdaki koku hafızama yer etmiş. Koku var görüntü yok. Binlerce şey çağrıştırıyor ama hiçbiri değil.

Bir melodi var dilimde. Sözleri olmayan bir şarkının melodisi. Yıllar önce dinlemişim. Saatlerce didinmemin ardından tek tük bir kaç kelimeyi oturtabiliyorum melodinin içine. Evet yavaş yavaş çıkıyor parçanın sözleri. Peki ama kim söylüyordu bu şarkıyı. Günler geçiyor ve bir türlü hatırlamıyorum. Onu hatırlamaya çalışırken unuttuğum onlarca sanatçı aklıma geliyor . Ve onların unutuğum şarkılarını mırıldanıyorum yıllar sonra. O şarkıları dinlediğim zamanlar geliyor aklıma.Ben o şarkıları dinlerken arkadaşlarımın dinlediği parçaları düşünüyorum. Sonra onların arasından hatırlayamadığım parçalar çıkıyor ''neydi o şarkı'' diye birde onları düşünmeye başlıyorum. Kimselere sormuyorum, internette arattırmıyorum sözleri, kendim bulmalıyım,
dilimdeki şarkıyı kim söylüyordu bulamıyorum.

Bir dörtlük var aklımda. Söyleyip söyleyip duruyorum. Yıllar önce ezberlediğim bir şiir. Devamı gelmiyor, takılıp kalıyorum. Tekrar tekrar okuyorum dörtlüğü, son dizeye gelince heyecanlanıyorum pat diye dökülecek mi şiirin devamı diye. Olmuyor! Tam çıkacak gibi oluyor kem küm çıkmıyor. Sonra yeniden yeniden. Bir kelimesini hatırlasam sadece bir kelime, olmayınca olmuyor işte.

Bir matematik sorusu var karşımda. Daha geçen sene çözdüm aynısını. Görür görmez tanıyorum evet bu o diye. Ama sevmemiştim lanet soruyu. Bu yüzden kaydetmemişim uzun süreli belleğime. Düşünsem çıkartacağım ama ben sevmiyorum ki o soruyu. Çözerken mutlu olmayacağım ki! Beynimi yormak istemiyorum. Zaten hatırlanacak onlarca şey var. Sevmiyorum; sevmediğim soruları çözmeyi. Çözümünü bilsem bile
çirkin soruları çözmekten , anlatmaktan sıkılıyorum. Öğrencinin yüzüne bakıyorum beni tanıyor mu güveniyor mu? ''Geç boşver'' diyorum. Yada ''sonra çözerim'' diyorum. Ama öğrenci yabancıysa, işkence dolu tamamen yararsız beş dakka geçirdiğimi düşünüyorum soruyu çözerken. ''Bu soru çıkmaz'' desen olmaz. ''Bu soru seni aşar'' desen olmaz. ''Çözemiyorum'' desen hiç olmaz.
Mecbur anlatacaksın. O da anlamış numarası yapacak sonunda. Al sana zaman israfının daniskası. Birde öğrencinin kafasını karıştırmak cabası.

Cep telefonumun rehberindeki isimlere bakarken bir isimle karşılaşıyorum. Kim dir? Neyin nesidir? Niye kaydetmişim ? Bir türlü hatırlamıyorum. Telefon numarasına bakıyorum hiçbirşey ifade etmiyor. Aramaya çekiniyorum. Silmeye çekiniyorum. ''Neyse'' diyorum dursun bakalım.



12. SINIFLARA ÖSS TAVSİYELERİ

Gönderen Harun 12 Eyl 2008

ataç
Ben bir uzman değilim. Bu tavsiyeler tartışılabilir. Karşıt görüşler olabilir. Atladığım unuttuğum şeyler muhakkak olacaktır. Bir matematik öğretmeni ve aynı çarklardan geçmiş bir kişi olarak yazıyorum bunları.

1)
Pes etme ve asla moralini bozma.
Şimdi senenin başındayız. Ve olabildiğince iyi bir motivasyonla maratona başladın. Umutların var, hayallerin var, kazanacağına inanıyorsun. Bu inancı ne olursa olsun kaybetme. Önündeki 10 aylık sürede birçok sorunla karşılaşacaksın, tökezleyip sendelediğin belkide düştüğün anlar olacak.
O sıkıntılı anlar geldiğinde bunu zaten biliyor ve üstesinden gelme gücünü kendinde bulman için söylüyorum bunları. Şimdiden bil sana çok çelme takacaklar. Ayağa kalkmasını bilirsen kazanırsın.
Etrafındaki arkadaşlarına dikkat et sene içerisinde. Birçoğu mart ayı gelmeden çekilecek yarıştan. Umutları tükenecek. Yapamayacağını düşünecekler. Ve sırf bu düşünce onların başarısız olmasına sebep olacak. İki ay sonra bir bak etrafına, pes edip bırakan birkaç kişi göreceksin;
-Gelecek sene kazanırım diyecekler.
-Anlamıyorum, yapamıyorum diyecekler.
-Keyfi olarak başka şeylerle ilgilenip ders çalışmayacaklar.
-Bir kısmıda umudunu kaybettiği ve kazanamayacağını düşündüğü için; keyfiyetten değil yani, moral bozukluğunun üstesinden gelmek için, sınavı zihninden atabilmek için, unutmak için, başka şeylere verecek kendini. Üzücü!
Düşeceksin! Düştüğün zaman gülümse ve ben zaten bunun olacağını biliyordum de kendine.
''Doğru yolda olsanız bile, eğer orada öylece beklerseniz ezilirsiniz.'' Will Rogers

ucu açılmış kalem parçaları
2) Karşına çıkacak engeller ve yapabileceğin stratejik hatalar.
a) Sen
e içerisinde anlayamadığın, yapamadığın konular olacaktır. Eğer olur ya tüm çabalarına rağmen bir konuyu anlayamadıysan. Ve o konuyu bilmemek sana 1 en fazla 2 soru yapamamana sebep olacaksa kendine şöyle seslenmeni tavsiye ediyorum; ''Ben tüm soruları yapmak zorunda değilim. Evet bu konuyu anlamamış olabilirim ama bu sebepten dolayı canımın sıkılıp moralimin bozulmasına izin vermeyeceğim. Ve diğer konulara iştahla ve azimle çalışacağım.''
Bu sözleri peşinen söyleme, uğraş gayret et, baktın olmadı ölüm değil. Tamam mı?

b) Dershaneye gidiyorsan bir süre sonra dershane hocalarının hızına yetişemediğini ve soru çözümünde bazı derslerde geri kaldığını göreceksin. Eğer evde hazırlanıyorsan yine bazı derslerde, programının gerisinde kaldığının farkına varacaksın. Sakın panikleme.
Önce geri kalma sebebini anlamalısın.Sebepler ve tavsiyelerim;

Sebep:Tembellik yapıyorsun çalışmıyorsun veya dersin başna geçince hayallere dalıyorsun veya kişisel sorunların var.........
Tavsiye: Üzgünüm sizi tanımadan birşey söyleyemem.

Sebep: Geri kaldığın o derse nasıl oluyorsa zaman kalmıyor.
Tavsiye: Bu benim başımdan geçti.Ben yıllar sonra anladım sebebini. Benim hazırlandığım kitaplardaki testlerin yapısı şöyleydi;
test1: 20 soru... basit sorular.
test2: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru
test3: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru
test4: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru
test5: 20soru... ilk dört testeki soru tiplerinin aşırı kazıkları
test6: 20soru... Öss'de çıkmayacak kadar kazık sorular
Ben matematik dersini çok seviyordum ve başarılıydım. Ve sürekli matematik çözmek isterdim. Mesela biyolojiden nefret ederdim. Matematik dersinde yukardaki 6 testin tamamını eksiksiz bitirirdim. Fizikte de aynı şekilde. Bugün düşündüğümde aslında ilk dört testi çözmekle benim konulara hakim olduğumu sonrakileri sırf zevk için çözdüğümü anlıyorum. Halbuki madem o konuyu anlamışsın aç biyoloji çözsene. Yok! ben inatla matematik çözerdim. Bir konuyu tam kavramadan soru çözümünü bırakmanızı söylemiyorum. Anlayamadıysanız ve soru tiplerini bitiremediyseniz tabiki çözeceksiniz. Fakat kendinizi sürekli yoklayın, zaten tamamen hallettiğiniz bir konuda sırf o dersi sevdiğiniz için fazla mı zaman harcıyorum diye.
Yalnız elinizdeki kitabın yapısı şöyleyse;
test1: 20 soru... basit sorular.
test2: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru 18. 19. 20. soru aşırı kazık.
test3: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru 18. 19. 20. soru aşırı kazık.
test4: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru 18. 19. 20. soru aşırı kazık.
test5: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru 18. 19. 20. soru aşırı kazık.
test6: 20soru... konu içeriğini tarayan çeşitli soru 18. 19. 20. soru aşırı kazık.
Bu durumda 5 ve 6. testlere bakın çünkü görmediğiniz bir soru tipini atlayabilirsiniz. Zamanla anlarsınız hangi soruların gereksiz zor sorular olduğunu. Veya hocalarınızdan yardım alabilirsiniz. Ama çözemediğiniz her soruya da bunla zaman harcamayım deyip geçmeye kalkmayın. Asıl size faydası olan sorular biraz uğraştıran sorulardır. 20 saniyede çözdüğün soru zaten senin bildiğin bir sorudur, tek faydası tekrar etmiş, pekiştirmiş olursun. Sevdiğiniz derse aşırı zaman verip diğer dersleri ihmal etmeyin.

Sebep: O dersi anlamıyorum. Ne kadar çalışsamda hocayı, programı yakalamak imkansız.
Tavsiye: Öss'ye çalışırken bir dersi tamamen diskalifiye etmeyin. Her derse çalışmalısınız. Eğer hayalleriniz birazcık yüksek ise!!!
Fakat tüm çabalarınıza rağmen bir dersi yapamıyorsanız. Bu ders sizin Öss'ye girdiğiniz alanın(fen,tm..) en önemli derslerinden teki değilse şunu yapabilir siniz;
O dersin en zor ve anlamanızın uzun zaman alacağı bazı konularını kafadan eleyip, tüm ağırlığınızı yapabileceğiniz konularına verin. Zaman kaybetmemiş ve programı yakalamış olursunuz.
Not1: Bunu yaparken muhakkak hocanıza danışın. Durumu açıklayın ve böyle yapmak istediğinizi söyleyin. Elediğiniz konu size güçlük çıkarmasın sonra.
Not2: Tekrar ediyorum dersi değil bir dersin bazı konularına hiç çalışmamaktan bahsediyorum.

tepeşir
c) Bir derse yada konuya saatler harcayıp çok çalıştığınız yanılgısına düşmeyin. Çalışma süreniz önemli olsada asıl dikkat edilmesi gereken kaç soru çözdüğünüzdür. Ailenizi, öğretmeninizi kandırsanız da kendinizi kandırmayın. Masa başında 4 saat oturup 30 soru çözüyorsanız siz vakit öldürüyorsunuzdur.

d) Çok fazla soru çözüyorsanız. Fakat yinede başarısız oluyorsanız. Yinede soru çözümünde , denemelerde hata yapıp duruyorsanız. Ortada bir yanlışlık vardır.
a) Aslında konuları anlamadan skora oynuyor olabilirsiniz. Günde 1000 tane soru çözeceğinize 300 tane çözün anlayarak, kavrayarak, ezbersiz bir şekilde çözün. Bazı öğrncilerime şaşırıyorum. Ben hayatım boyunca bir günde 1000 soru çözmedim.
b)Hafızanız iyi olmayabilir. Genel tekrar testi çözün.
c)Çalıştığınız kaynaklar kötü olabilir. (Güvendiğiniz ve bilgisine inandığınız kişilerden, kitap-dergi tavsiyeleri alın )

e) Konuya çalıştınız 20 soruluk bir test bitirdiniz 13 doğru 5 yanlış 2 boşunuz var. Lütfen ikinci teste geçmeyin. Siz konuyu anlamamışsınız ki! Soru çözümüne değil konu anlatımına ihtiyacınız var.

f) Okuldaki 12. sınıf konularını okulda iyi dinleyin ve okulda halletmeye bakın. Dershanede o konular sona kaldığı için hızlı geçerler ve anlayamazsınız.

g) Öss'ye 2 ay kala halı saha maçı yapmayın. Kolunuzu bacağınızı kıracaksınız, sonra al başına belayı:))

h) Deneme sınavlarında stratejinizi belirleyin ve son iki ay kala değişiklik yapmayın.Hangi testten başlayacaksınız, işaretlemeyi nasıl yapacaksınız...vesaire.
Not: Sene başında ÖSS deneme sınavlarında konuları bilmediğiniz için zaman bol gelir. Senenin sonuna doğru zaman yetişmez hale gelir haberiniz olsun. Yapamasanız bile her soruyu okursunuz çünkü.

ı) Anneniz, babanızla kavga edip tartışabilirsiniz. Alttan alın idare edin. Sırf siz değil hemen hemen herkes aynı sorunları yaşamıştır ve yaşıyor.

j) Kimseye aşık olmayın. Aşıksanız Allah yardımcınız olsun. Amin


k)
Msn ve bilgisayar oyunlarından uzak durun.Terli terli su içmeyin. Kırmızı ışıkta geçmeyin. Top caddeye giderse ardından koşmayın.

l) Hiçbirşey yolunda gitmiyorsa. Şunu düşünün;

''Hayatta başarılı olmak; iyi bir ele sahip olmak değil, kötü bir eli akıllıca oynamaktır.'' Denis Waitley

Unuttuğum ve aklıma gelen önemli birşeyler olursa yorum olarak bu yazıya ekleyeceğim.

ESKİ RAMAZANLAR

Gönderen Harun 7 Eyl 2008

ramazan pidesi
Hatıralar, yaşananlar birçoğumuzun aklında hoş bir şekilde canlanır. Yad ederiz; Anlatırız, hatırlarız, güleriz, hüzünleniriz.

Kimse kusura bakmasın ama olmaz ki kendi geçmişini göklere çıkarıp bugünü aşağılamak. Eleştirilere kabulum. Ama şimdi dedeceğim ''bir başkaydı eski ramazanlar'' lafından başka elle tutulur hiçbirşey söylemiyorsun. Hatta anlatmaya çabaladığın şeyleri dinliyorum bana hiç güzel gelmiyor. Herkes kendi tarihini seviyor.

Eskiden ne güzeldi TRT vardı. Hepimiz aynı kanalı izlerdik. Hepimiz aynı müziği dinlerdik. Hepimiz aynı camiden yapılan canlı yayını seyrederdik. Aynı ilahiyi dinlerdik. Ahh güzelim İstanbul eskiden yemyeşildi. Eskiden bu şehir böyle değildi. Sultanahmet'te ne güzel şeyler olurdu. Nerde eski lise öğrencisi şimdikiler serseri. Nerde eski matematik hocaları şimdikiler çapulcu. Şimdiki gençlere bak converse giyip duruyor hepsi:) Şimdiki nesilde bir tuhaf çıplak nesil ne olacak fotoğraflarını internet denen şeye koyup duruyor:)

Herkes kendi tarihini, kendi gençliğini seviyor. Değişime açık ve objektif olmak lazım. Fakat hiç kolay değil.